|
M.Törehan SERDAR
Bitlis Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi
Bu başarılarından dolayı Abbasi Halifesi tarafından kendisine Ebu’l-Feth (Fethin Babası) unvanı verilmiştir.
Bu sıralarda Bizans’ın durumu pek de ili değildi. 1057 yılından beri imparatorluk içinde başlayan iç isyanlar, dış isyanlara dönüşmüştür. İtalya elden çıkmıştı. Daha önceleri Bizans’a bağlı olan Macarlar, Belgrat’ı işgal ettikten sonra Oğuz boylarından olan Uz ve Peçeneklerle beraber Bizans’a saldırmıştır. Kalabalık bir Uz kuvveti Tuna’yı geçerek Selanik’i almış, Makedonya üzerine yağma akınları yapmıştı. Bu hareketler, Anadolu’daki Selçuklu kuvvetlerinin işine yaramıştır.
Alparslan’ın komutanlarından Afşin Bey ve Gümüş Tigin Bey, Fırat’ı geçerek Antep taraflarına kadar akınlar yapmış, topladıkları birçok ganimetle beraber Ahlat’a dönmüşlerdir. Ancak burada Afşin Beyle Gümüş Tiğin Beyin arası açılmış, Gümüş Tiğin Bey öldürülmüştür. Bu haber üzerine Alparslan, Afşin Beyin üzerine yürümüştür. Anadolu içlerine doğru kaçan Afşin Bey, 1067 yılında Kayseri, 1068 yılında Antakya’yı alarak Bizans ordularını ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Gümüş Tiğin Beyi öldürdüğünden dolayı kendisine kızan Sultan Alparslan’ın af mektubunu alan Afşin Bey, 100 bin altın ve birçok elbiseyle savaş aletleri alarak Nisan 1068 yılında Alparslan’ın yanına gitmiştir.
1067 yılında Sultan Alparslan, büyük bir orduyla Horasan’dan hareket ederek Aras nehrihi geçtikten sonra tekrar Gürcistan topraklarına girmiştir. Alparslan’ın esas gayesi Anadolu topraklarını baştan başa fethederek, Bizans’a ağır darbeler indirmektir. Ancak kendi topraklarının doğu sınırlarında karışıklık çıkması üzerine geri dönmek zorunda kalıştır. Ordusunun bir kısmını Anadolu topraklarında bırakmıştır. Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşi Mansur, Azerbaycan hakimi ve Alparslan’ın kardeşi Yakuti, eniştesi Er-Basgan, Emir Sunduk Anadolu topraklarında kalarak akınlara devam etmişlerdir.
Anadolu’da Selçuklu fetihleri başlarken, Bizans bir iç karışıklık yaşıyordu. 1067 yılında Bizans Kralı X. Konstantin Dukas’ın ölümünden sonra Bizans tahtına Eudokia geçmiş fakat iç karışıklığı önleyememiştir. Eudokia Bizans içindeki iş karışıklığı gidermek için Kapadokyalı zengin bir general olan Romanos Diogenes ile evlenmiştir. Eudokia ile evlenen Romanos Diogenes, 1068 yılında Bizans Kralı olmuştur. Bir süre sonra karısı ile arası açılan Romanos Diogenes, Anadolu’ya geçerek Selçuklulara karşı savaş hazırlığına başladı. Kendi memleketi olan Kapadokya ve diğer Anadolu şehirlerine çok sayıda asker topladı. Rumeli’deki Uz ve Peçeneklerden de kuvvetler topladı. Bunun yanı sıra Frank, Alman, İskandinav ve İtalya’dan ücretli askerler getirtti. Birçok ulustan meydana getirdiği büyük bir orduyla Anadolu üzerine yürüdü. Kayseri, Sivas ve Maraş istikametinde hareket ederek Halep topraklarına kadar ilerledi. Halep’i alarak tamamen yağma etti. Aynı yıl İstanbul’a dönen Romanos Diogenes, çok parlak törenlerle karşılandı.
1069 yılında Anadolu’ya akınlar yapan Selçuklu kuvvetleri, Kayseri önlerine kadar gelmişti. Romanos Diogenes, Selçukluları tamamen Anadolu’dan atmak, Selçukluların harekat üssü olan Ahlat’ı almak ve bu bölgede bulunan kaleleri ele geçirmek için büyük bir orduyla Anadolu seferine çıktı. Harput önlerine geldiği zaman Selçukluların Malatya’ya saldırdığını, burayı imparator adına savunan Philaretos isimli komutanı ağır bir yenilgiye uğrattığı haberini aldı. Selçuklu akınlarını önlemek üzere Kayseri üzerinden tekrar Halep’e uzanan Diogenes, herhangi bir başarı kazanamadan tekrar İstanbul’a dönmüştür.
İmparator, 1070 yılında Selçuklu akınlarını önlemek üzere Manuel Komneos’u Anadolu’ya göndermiştir. Bu komutan Kızılırmak kıyılarında Alparsal’ın eniştesi Er-Basgan tarafından ağır bir yenilgiye uğrayarak esir düştü.
Afşin Bey, emrindeki kuvvetlerle aynı yıl içerisinde Anadolu’nun batısına akınlar yaparak Kapadokya, Afyon, Uşak, Denizli’yi alarak Marmara denizi’ne kadar uzandı. Daha sonra topladığı nice ganimetlerle beraber Ahlat’a geri dönmüş, kazandığı zaferler ve Bizans hakkında topladığı malumatları bir mektupla Sultan Alparslan’a bildirmiştir.
Öteden beri Bağdat’ta bulunan Sünni Abbasi Halifesi ile Mısır’da bulunan Fatimi Halifesi arasında süre gelen bir düşmanlık bulunuyordu. Sultan Alparslan’ın Bağdat’taki Abbasi Halifesini destekliyordu. Mısır Fatimi Devleti 1067 yılından beri çalkantılı bir hale gelmişti. Mısır Hükümdarı Nasıruddevle 1070 yılında Horasan’da bulunan Sultan Alparslan’a bir mektup yollayarak, ordusuyla birlikte Mısır’a gelmesini, memleketi kendisine teslim edeceğini ve Mısır Halifesi adına okumakta olduğu hutbeyi, Bağdat Halifesi adına değiştireceğini bildirmiştir. Bu çağrı üzerine Mısır’da Selçuklu egemenliğini kurmak üzere Sultan Alparslan 1070 yılı ortalarında Doğu Anadolu’ya girdi. Erciş’i aldıktan sonra amcasının iki defa deneyip alamadığı Malazgirt Kalesi’ni kısa bir süre içerisinde fethetti. Ocak 1071 yılında Urfa’dan ayrılarak Birecik’e gelmiştir. Fırat Nehrini geçtiği zaman yanında bulunan Fakıh Ebu Cafer Sultan’a dönerek: “Ey Efendimiz, Tanrı’nın sana ihsan ettiği nimete şükret” demesi üzerine Sultan; “Bu nimet nedir?” diye sorunca Fakıh; “Bu nehri Türk olarak sadece Memluklular geçmişti. Halbuki sen bugün ilk kez bir
devam edecek…..