Ben Necat Ülgen, babam Ahlat’ın Tunus Mahallesinden Mozukoğlu merhum İbrahim Ağa’nın torunu Nezir Ülgen. Annem, Bitlis Saruhan Ailesinden Jandarma Başçavuş merhum Haydar Çavuş kızı Saadet (Saruhan) Ülgen. 1929 yılı bahar ayı (Annemin ifadesine göre) erikler çiçek açtığında Ahlat’ta dünyaya gelmişim. Babamın görev yeri olan Siirt’in Şirvan İlçesi İlkokulunun beşinci sınıfından 1940-1941 ders yılında mezun olmuş, aynı yılda babamın tayinini Ahlat’a aldırması sebebi ile Ahlat’a taşınmışız. Ancak Ahlat’ta ortaokul olmaması sebebi ile okuyamadım, mektepli olamadım. Belki alaylı olurum düşüncesi ile Ahlat Halkevi’nin müdavimlerinden oldum. İlçenin tek radyosunu dinlemiş, savaş yılları olduğundan hep ajans dinleyip, haftada bir gemi ile gelen postadan ulaşan gazeteleri okuyup halkevinin zengin kütüphanesinden faydalanmaya çalışarak genel kültürümü geliştirmeye çalışırken, bir taraftan da bir iş, bir meslek edinmek için uğraş verdim.
Marangozluk, demircilik, rençberlik gibi işlerle ilgilenirken Erkizan Mahallesinde teyzemin kocası Ağzıkara Ailesinden Derviş bir gün bana; “Yirmi lira para bul gel seninle bir iş yapalım.” dedi. Kendisinin iki eşeği vardı, bu işi biliyordu, aklıma yattı. Bizim de iki atımız vardı, birine babam biniyor, diğeri devamlı ahırda duruyordu. Hemen konuyu babama anlattım, bana yirmi lira vermesini söyledim, bunu kendisine iade edeceğimi ifade ettim. Zira yirmi lira o dönemde iyi para idi. Babam aylık 60 lira civarında maaş alıyordu. Ben bunu söyleyince babam gülümsedi ve “Oğlum o adam sahtekarın tekidir, benden 10-15 yıl önce 30 mecidiye para ödünç aldı, bir daha da vermedi, şimdi de seni mi buldu?” deyince çok yalvardım, babam dayanamadı bana yirmi lira verdi. Ertesi sabah hemen Derviş Enişteye gittim param ve atımla hazır olduğumu söyledim.
Hazırlandık, o iki eşeği ile ben de atıma binerek Tatvan’a doğru yola koyulduk. İlk gün Tatvan’ı geçtikten sonra Güzeldere’de akşam olduğundan bir köyde konaklamak zorunda idik.. Ancak savaş yılları olduğundan kıtlık vardı ekmek karne ile veriliyordu. Köylü de pek kimseyi misafir etmiyordu. Derviş enişte eşeğinden inip bana dedi ki; “Bak beni iyi dinle, şimdi şu yukarıdaki köye gideceğiz, ben ne dersem sen onu yap. Sen Şıh Selahattin’in oğlu olacaksın, onlar sürgündeler, senin de giyim kuşamın uygun tamam mı?” Ben itiraz ederek “Ama nasıl olur enişte?” deyince “Yoksa aç susuz açıkta kalırız.” dedi ve mecburen ona itaat ettim. Enişte atımın yularından tutmuş olarak köye girdik, köylü başımıza toplandı.
Derviş enişte onlara bir şeyler deyince hemen etrafımı sarıp, attan indirerek beni içeri aldılar.
Altıma minderler, arkama yastıklar yerleştirip sıra ile elimi öpmeye başlardılar. Ben elimi çektim bu defa omzumu öpmeye başladılar, erkek, kadın, çoluk, çocuk herkes, şaşırmıştım. Derviş enişteye baktım bir kenarda olanları izliyordu.
Bana sorular soruyorlardı, ben de pek cevap vermeden geçiştirmeye çalışıyordum, açık vermekten koruyordum. Yemek getirdiler önüme, buğdaydan tandır ekmeği, kayganak ve yoğurt. Derviş’e bir parça darı ekmeği ile bir bardak ayran verdiler. Yerken yüzüme bakıyor ben de “kendi ettiğindir” der gibi ona bakıyordum.
O gece orada yattık, sabah erkenden kalkıp Hizan’a doğru yola koyulduk, ama ben çok tedirgin olmuştum. “Enişte bu yaptığımız düpedüz sahtekarlıktır, ya haberleri olursa ne olur?” dedimse de o aldırmadı. Artık olan olmuştu.
Biz yolumuza devam edip çok dar ve engebeli yollardan Nezere diye bir mıntıkada bir köyden ceviz alarak hayvanlara yükledik. Onları ta Iğdır’a götürüp buğday ile takas ettik, buğdayı Ahlat’a getirdik. Bin kilometreden fazla yol katetmiştik, 8 teneke buğdayla döndük. Buğdayın 4 tenekesini Derviş Enişte aldı, 4 tenekeyi de ben eve götürdüm. Babam getirdiğim 4 teneke buğdayı birer teneke olarak komşulara dağıttı. “Baba ne yapıyorsun? Yolda teneke başı 15 lira para verdiler, 60 lira eder diye vermedim. Bir aydır bunun arkasında geziyorum. Senin 20 liran da gitti.” dedimse de babam; “Oğlum komşular perişan, harmana şurda iki ay kaldı, borç verdim, harmanda alırız.” deyip kesti.
Bizim çerçilik işi de böylece bitti. O dönemde yeni yeni gelişmekte olan çok partili siyaset ilgimi çekmiş, aklım Demokrat Parti’ye kaydığından hep onunla ilgili basını takip ediyordum.
1946 yılı seçimleri gelip çattı. Mahallemizde annem, halam gibi yakın akrabalarımdan 5-10 kişiyi ikna etmiştim. Ancak babama söyleyemezdim. Çünkü o devlet memuru idi ve bu gibi faaliyetlerime izin vermezdi. Derken Tunus Mahallemize sandık kuruldu ve mahalleli sandık etrafında toplanmaya başladı.
Sandık Başkanı, bir azametle etrafta emirler veriyor tafrasından geçilmiyordu.
Sandığın etrafında iki de jandarma eri duruyordu ancak uygulama tamamen yasaya ters uygulanıyor açık oy gizli tasnif yapılıyordu. İtiraz edecek oldum Sandık Başkanı hiddetle ayağa kalkıp beni azarladığında yanından sarkan koca bir kılıç gözüme takıldı.
devam edecek..
Gelen Yorumlar
Toplam 9 yorum,
1-9 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Nejat bey yaşadığınız anınızda adı geçen derviş güler benim dedemdir.Dedem öleli yıllar oldu şimdimi aklınıza geldi böyle bir anıyı yazmak! Bizim oralarda ölenin arkasından konuşulmaz.Dedeminde zaten böyle bir anıya ortak olduğuna inanmıyorum.Babam ve annemden duyduğum kadarıyla son derece dürüst kimsenin malında mülkünde gözü olmayan efendi birisiymiş.Sizinde ENİŞTENİZ olduğuna göre(her nekadar Derviş dediğinz için) sizde zaten onun nasıl bir insan olduğunu benden daha iyi biliyorsunuz.Beni merakediyorsunuz teyzenizin oğlu LÜTFİ GÜLERİN kızıyım. Bu yazdıklarınıza çok üzüldüm.Bu yazıyı burda paylaşmanızın sebebini anlayamadım. Bunca seneden sonramı böyle bi yazıyı yazmaya ihtiyaç duydunuz!!
Mukadder Koçak eklemiş.
| 31 Ocak 2012 Saat
17:44
Nejat Ülgen Makale yazıları iddia ve ispat yazısıdır.Yani İddia ettiğiniz bu olayların bir isbatı yoksa yazınızın bir değeri olmaz. Yoksa bu yazı sizin başınızı ağırtır. Ahlatlı olmanın bazı kriterleri vardır. Nejat Ülgen, Bu yazıyı yazmadan önce acaba kendinizi sorguladınızmı? Bu tür geçmişi olan biri olarak yukarıda yazdığınız dedem hakındaki tutarsız iddialarınız için sizi nefretle kınıyor ve Bir ahlatlı olarak değil ama ne yazıkki babamın teyzesi oğlu olduğunuz için utanyorum.
DİNÇER GÜLER eklemiş.
| 01 Şubat 2012 Saat
11:44
Necat amca size amca diyorum çünkü amca gibi gördüm amca biliyorum fakat buyazıyı yazmanızdaki amacı çok merak ettim sizden ricam bu yazının devamında bunun açıklamasını yaparsanız beni ve sizin tabirinizle (DERVİŞ)İN çocukları ve Torunlarını aydınlatmış olursunuz belkide bizim büyüklerimizdede sizin bir veya birçok maceranız vardır saygılarımla Murat Güler edip gülerin oğlu.
murat güler eklemiş.
| 01 Şubat 2012 Saat
20:20
NECAT BEY SİZİ HİÇ TANIMIYORUM AMA DERVİŞİN TORUNU OLARAK KINIYORUM DERVİŞ DEDEMİN ÖYLE OLDUĞUNA KESİNLİKLE İNANMIYORUM ÖLEN BIR KİŞİNİN ARKASINDAN BÖYLE KONUŞMA HAKKINIZ YOK BEN DERVİŞİN TORUNU EDİP GÜLERİN KIZI ÇİĞDEM ATLI TÜM GÜLER AILESİNE ÖZÜR VE AÇIKLAMA BORÇLUSUNUZ
ÇİĞDEM ATLI eklemiş.
| 02 Şubat 2012 Saat
12:56
Necat bey öncelik le sizi bir Ahlatlı olarak sonra da Derviş bey in torunu olarak kınıyoruz belli ki çok iyi alaylı olmuşsunuz babanız yaşındaki bir insana nasıl hitap edileceğini bile öğrenememişsiniz.O Derviş dediğin insan hayatı boyunca devletin şerefli onurlu vede cesur bir askeriydi hayatı boyunca Jandarmalık yaparak devletine hizmette bulunmuş sizin gibi bir çocukla iki eşşeğin arkasından çerçicilik yapma gibi bir lüksü olmamıştır sizler çercicilik yaparken kendisi sarıkamış savaşında gazi olmuştur hayatını devletine memleketine adayan bir insan hakkında ileri geri konuşmaya da hakkınız yoktur.Birde akrabalık ilşkisindende bir daha bahsetmeyin bizim sizin gibi akrabalarımız yoktur.
M.KÜRŞAT GÜLER eklemiş.
| 03 Şubat 2012 Saat
14:11
Necat bey öncelikle bir şunu söyleyeyim yazılan bir makalenin ispatı ve delili olmalıdır,varsa ispatı deli onu da ekleyin eğer ekleyemiyorsanız, eğer ispat edemiyorsanız yazınızın sizin için bir anlamı yoktur ama bizim için anlamı çok olur başınızı ağırtır bu yazı eğerki AĞZI KARALARDAN özür dilemezseniz akrabalık bağına gelince bizim sizin gibi bir akrabamız yoktur olamaz da.
Faruk GÜLER eklemiş.
| 05 Şubat 2012 Saat
13:23
"Bireyin kendisinde bulunan kusurları başkalarında görme davranışına yansıtma adı verilir. Birey kendisinde var olduğunu kabul etmek istemediği dürtü uyaranlarını başkasına yansıtır." Öğr. Gör. Hasan Can Oktaylar, "Gelişim Psikolojisi", Yargı Yayınevi, 2009, Ankara, s.75
"Çarpıtma: Olayları ya da sonuçları işine geldiği gibi anlamadır. Birey, iç dünyasının gereksinimlerine göre kendi dışındaki durum ya da süreçleri gerçekçi olmayan bir şekilde değişikliğe uğratır." Öğr. Gör. Hasan Can Oktaylar, "Gelişim Psikolojisi", Yargı Yayınevi, 2009, Ankara, s.76
"Yaşlılık yıllarını kapsayan bu dönemle (65 yaş ve üstü) birey, önceki dönemlerde yaptıklarının muhasebesini yaparak, yaşamını değerlendirir ve o güne kadar yaptıklarının anlamını sorgular (yaşamla hesaplaşır)... Önceki dönemlerden rahatsız olan kişiler, hayatlarının boşa geçtiğini düşünerek umutsuzluğa düşerler, Ölümle baş edemezler ve GEREKSİZ İŞLERLE UĞRAŞIRLAR. ilgi çekmek için uğraşırlar. Öğr. Gör. Hasan Can Oktaylar, "Gelişim Psikolojisi", Yargı Yayınevi, 2009, Ankara, s.90
Ben sevgili dedemin torunu, Ziya GÜLER'İN kızı, Mehmet Kürşat GÜLER'İN kızkardeşiyim. Yukarıda sizin asılsız iddialarınıza yorum yapanlar da kuzenlerimdir. Makale yazabilecek kadar donanımınız olduğunu görerek size durumunuzu izah ederken bilimsel yaklaşmaya çalıştım ve sayfa numaralarına kadar dayanaklarını verdim isterseniz açar bakarsınız. Anlıyorumki yaşınız kemale ermiş ve yapacak bir şeyler arıyorsunuz ve bu yazıyla da dikkat çekmek için uğraşmışsınız. Şayet doğru bir şey yazsaydınız alacağınız birkaç teşekkürle kalacaktınız ama yalan bir şeyler yazıp dikkat çekmeye çalışmışsınız. Öncelikle ben Derviş dedem için "sevgili" sözcüğünü kullanıyorken sizin gibi insanlar ona nasıl sahtekar diyebiliyor hayret ediyorum. Ya dedemi tanımadığınızdan ya da gerçekten yaşlılıkla bağlantılı olarak zihinsel aktivitelerinizi kaybettiğinizden deyip geçiyorum. Sizi tanımam, bir kaybım olduğunu da sanmıyorum. Şayet iyi bir müslümansanız Allah'ı yad edin namaz kılın, ölünün arkasından konuşup cehennemim hizmetkarlığını yapmayın. Şayet iyi bir milliyetçiyseniz Türk-İslam sentezini yaşatan güzel memleketim için kaleminizi oynatıp çabalayın. Şayet iyi bir demokratsanız ülke meseleleriyle ilgilenin dua edin. Şayet hiçbiri yoksa kimsenin kafasını bulandırıp burada yazmayın çünkü sizin zihniniz zaten bulanmış. İyi bir Ahlatlı olsaydınız Ahlat için çabalardınız, yalan ve iftiralarla kimsenin kalbini karartmaya da asabını bozmaya da hakkınız yok. Ne dedem için ne ağzıkaralar için ne de GÜLER ailesi için bir daha asılsız iftiralarda bulunmayın. Sevgili ve biricik dedemin torunu Ayşegül GÜLER
AYŞEGÜL GÜLER eklemiş.
| 08 Şubat 2012 Saat
20:49
Nejat Ülgen Beyefendi, AĞZIKARALAR'ın adını ağzınıza aldığınız zaman durup düşünmeniz lazım. Dedem hakkında yapmış olduğunuz bu iddiaları ispat etmeniz gerekiyor. Elinizde herhangi bir delil var mı? Yıllar önce vefat eden biri hakkında bu tür asılı olmayan karalamaları vahimle karşılıyorum. Dedem onurlu, şerefli, haysiyetli, vatanına milletine bağlı biri idi. Özür dilemediğiniz sürece de senin gibi birisini tanımıyoruz. Erdal GÜLER
Erdal Güler eklemiş.
| 09 Şubat 2012 Saat
20:04
Ben Merve GÜLER. Erdal GÜLER'in kızı, Yakup GÜLER'İN torunuyum. Şu an 20 yasındayım. 7 yasındayken dedem vefat etti. Dedemin hayattayken bana ilk ezberlettiği isim babasının adı idi. Derviş Dedemi anlatırdı hep. Ve Yakup Dedem vefat ettikten sonra bana kimin torunusun diye sorduklarında Yakup Güler dediğimde herkes onun ne kadar iyi ve onurlu bir insan olduğundan bahseder ve binlerce rahmet alır. Böyle çocuk yetiştiren Dervis Dedemin anlattığınız gibi biri olmadığına adım gibi eminim ve bu yazınızı şiddetle kınıyorum. Yaşınız benden oldukça büyük ama hala bir ölünün arkasından konuşulmaması gerekir. AĞZIKARALAR'A büyük bir özür borcunuz vardır. Bu şekilde yazı yazan birinden özür dilemesini beklemek ne derece doğrudur onu bilemem tabi...
MERVE GÜLER eklemiş.
| 09 Şubat 2012 Saat
20:31