|
Dr.Servet ZÜLFİKAR
Dişhekimliği mesleğimin ilk yıllarında ,sanırım 1985 yılının yaz aylarındayız.Askerlik dönüşü artık kalıcı bir şekilde G.O.Paşa 500 evlerde büyük bir arzu ve hevesle dekorasyonunu ,dizaynını iyi cihaz ve aletlerle birlikte donattığım muayenehanemde işlerin epeyce arttığını gelen ve giden hasta sayısının çokluğuyla artık görebiliyordum. Üstelik bölgenin bir özelliği olarak yurt dışında çalışan ve yaşayan gurbetçilerin yakınlarını ziyaretleri ve tatil dönemlerinin bu mevsimlere denk gelmesi direkt olarak benim işlerime de yansıyordu.Bu gurbetçilerin aslında yurt dışında çok pahalı olan dişhekimliği tedavi ve tüm hizmetlerinin İstanbul'da hem ucuz hem de kaliteli bir şekilde karşılandığını bilmeleriyle gerçekleşen
yoğun taleplerini karşılamak için yaz boyunca eve bazı geceler 12 'ye doğru gidebildiğimi de çok iyi hatırlıyorum.İşte bu yoğun süreçte sabah seansı için 2 hastama peşpeşe randevu vermiş ve beklemeye koyulmuştum. Labratuvarca bir gün evvelden bitirilmiş ve gönderilmiş olan protezler ayrı kutularda ve üzerlerinde hastaların isimleri yazılı halde onları bekliyordu. Az sonra Mehmet amcamız gelerek koltuğa oturdu. Sekreterimin uzattığı protezi bir türlü ağıza yerleştiremiyordum. Çok uzun uğraşılarım sonucu iteleyerek, kakalayarak ve çok zorlayarak bu dişi hastamın damağını biraz da kanırtarak bir şekilde ağıza yerleştirmeyi başardım. Ancak bu kez de hasta ağzını kapatamamış ve durum çok tuhaf bir hal almıştı. Bir aksilik vardı ancak asla çözemiyordum...
- Doktor bey ben bi tur atıp öyle geleyim, diyen hastama basiretim bağlandığı için '' kardeşim nereye gidiyorsun'' bile diyememiştim... Yaklaşık yarım saat sonra protezi takılacak olan 2. hastamı koltuğa aldığımda içimden her zaman ettiğim duaların şiddetini, volümünü bu kez hastanın da duyabileceği şekilde yaptığımı da iyi hatırlıyorum.Ancak bu kez de bu protez diğer dişin aksine damakta hiç durmuyor, pat diye düşüyor, alakasız bir iş olduğu hemen anlaşılıyordu.Bu arada ben de artık burnum-
dan solumaya başlıyordum.
- Ulan bir günde affedilemeyecek 2 büyük laboratuvar ve hekimlik hatası sabah sabah olabilir miydi?.. Üstelik bin bir özenle, dikkatle ölçüleri almış ve işleri planlamıştım. Bu işler nasıl oluyor da bana sorun çıkarıyorduki? diye düşünürken birdenbire beynimde çakan şimşekle birlikte tüm kuşkularım bir anda dağılmaya yüz tutacaktı. Evet bu hastanın adı da Mehmet'ti. Sekreterim Mehmetleri karıştırmış, dolayısıyla işler de arap saçına dönmüş olamaz mıydı?. Tabi ki durum bundan ibaret olup başka bir olasılık da ortada görünmüyordu. Bu 2. Mehmet adlı hastaya 1 saat sonra gelmesini tembihleyerek yolladık.Yarım saat sonra gelen ilk hastamızı yeniden koltuğa aldık. Ağzında bulunan ve Mehmet amcamızın suratını çok komik bir hale dönüştüren bu durumdan onu kurtarmak için hemen küçük laboratuvarıma cebime koyduğum diğer protezle birlikte geçmiştim. Sanki sıkılığı, darlığı olan protez dişi tesviye edip uygun hale getiriyormuşçasına çıkardığım boşa dönen motor sesinin ardından 2. hastama bol gelen ve bu hastaya ait olan hakiki dişle muayene odasına ve koltuğa doğru yeniden dönüyordum. Protez dişi taktığımda hastamın:
- Oh !!!. Dr. bey, Allah ne muradın varsa versin, ellerine sağlık, sen olmasan bu dişi ben kullanamazdım... diyerek neredeyse ellerime sarılıyordu garibim…
- Şu dışardaki 1 saati nasıl geçirdim?, gel bir de bana sor...
Benim tuhafıma giden, bir başkasına ait olan dişin öyle veya böyle zor da olsa nasılda ağıza yerleştirebildiğim idi. Bu gün bile hatırladıkça gene hayretler içinde kalır ve hala gülerim ...
Tabi ağıza girmeyen sözüm ona bu sıkı protezde diğer gerçek sahibine yani 2. hastaya daha sonra takılıyordu adeta törenle...2 . hastamın da:
- Dr.bey bu kadar bol olan protezimi nasılda 1 saatte ağzıma uygun hale getirdiniz, pes doğrusu!!... diye hayranlık ifadesiyle irlikte sorduğunda da' içimden ''gel bunu birde bana sor'' diyecektim, ama hiç de renk vermemeliydim
- Mehmet bey bu benim meslek sırrımdır deyip bu acemilik hatamı ve dolayısıyla gelişen trajikomik durumu her 2 hastama birden net olarak asla açıklamadım. Açıkçası afişe olmaktan ve yanlış anlaşılmaktan ürktüğümü ve korktuğumu da bu arada itiraf etmek de isterim...