|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen
Türkiye Cumhuriyeti,emperyalist istilaya karşı verilen milli mücadele zaferiyle kuruldu.Anadolu milli kurtuluş hareketinde Türk Milleti’nin elde ettiği bu başarı, emperyalizmin sömürüsü altında inleyen beş kıtadaki mazlum milletler için bir örnek oluşturdu.Türk Ulusu’nun kazandığı bu zaferde konumuzda bahsedeceğimiz dost millerin de katkısı vardır. Batı’nın ulusumuz hakkında niyetlerini bilmeyenler,Atatürk’ün ölümünden sonra siyasi ve kültürel politikalarla batılılaşmayı, bu dost milletlerle dayanışmaya tercih ederek ait oldukları doğu aleminden uzaklaşarak yine kendilerini emperyal batının kucağına attılar.Siyasette, kültürde,eğitimde hep batılı değerler öne çıktı. Kurtuluş öncesi Batı dünyasının değişmez politikası ‘Şark Meselesi’nin Anadolu toprakları üzerinde bölüştürme emeli ve kendi ifadeleriyle‘Türkleri ait olduğu Asya steplerine gönderme’ ideolojileri unutulmuş,durumdan bir ders çıkarılmamıştı.Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet yolu her alanda batı taklitçiliği olarak yanlış anlaşılmıştı.
Atatürk’ün ölümüyle milli politikalardan uzaklaşılmış, Kurtuluş Savaşı sonrası yeniden dönmemiz gereken milli değerlerimiz ve iç dinamiklerimizden vazgeçilmiş; ekonomide,sosyal alanda, milli eğitimde, kalkınmada yine batı’dan kurtarılıcılık beklenmişti.Batı’nın bilim,fen ve tekniği elbet de alınmalıydı. Ama ne yazık ki,Batılılaşma,çağdaşlaşma kendini daha çok milli,kültürel ve sosyal değerlerde kendini gösteriyordu.Batı taklitçiliği sanki iliklerimize kadar işlemişti.
Tanzimat’la geldiğimiz üzücü geri kalmışlıkta batı’dan kurtuluş beklenmişti. Oysa o zaman batı’nın Türk-Müslüman alemine karşı beslediği amansız kin ve nefret,düşman duyguları,gerek politikacılar gerekse halk tarafından yeterince öğrenilmemişti. Batı alemi, masum ve samimi reform taleplerimizden yararlanarak Türk-Müslüman düşmanlığı dogmatik düşüncesiyle Türkiye’yi bölüp parçalama ,Anadolu’dan uzaklaştırma ideolojilerini hayata geçirmede bir fırsat olarak görmüştü.Bunun içindir ki, bir kısım İttihat ve Terakkiciler, Jön Türkler,hayran kalıp yaklaştıkları batının hain tuzağına düştüklerinin farkında olmamışlardı. Denize düşmüştük, meğer yılana sarılmıştık. Kendimizi kurtarıcı sandığımız emperyalist ahtapotun kollarına atmıştık! Bizler onlardan Batılılaşma reformlarımıza yardımcı olmalarını beklerken, bilakis onlar, Osmanlı’daki milliyetçilik akımlarını körükleyerek bizi ortadan kaldırmak istemişlerdi. Türk’ün kendisinde var olan insani değerlerin, insani dayanışmanın karşı tarafta da olacağı zannedenler,kalkınmak için onları dost sayarak saf duyguyla boşuna batı aleminden yardım beklemiş,hüsrana uğramıştık.
Atatürk’ten sonra, bu acı deneyimden ders almayan aşırı batılılaşma taklitçilik sevdalısı aymazlar,hep “Batı” dediler,yalnız onlara yaklaştılar.Ulusal kimliğimizi O dünyada eritmek istediler.Batıya yönelenler,dostluğun ve uygarlığın ve bilimin esas beşiği gerçek samimi dünyası Doğu(Şark) alemine hep arkalarını döndüler. Dostlarını ve düşmanlarını iyi tanımadılar. Aymazlığın cezası olarak günümüzde de devam eden Türk-Müslüman’a hakaretçi batı aleminden hiçbir karşılık görmediler.Bu aymaz yaklaşımdan yararlanan batı olmuştu. Etnik kimlikleri harekete geçirerek Osmanlı devletini param parça ettiler.
Dostluk,yardım ve güven gibi meziyet zaten batının doğasında yoktur.Batı taklitçisi günümüzde de olduğu gibi Doğu âlemini geri ve hakir gördüler. “Avrupa “ deyip şimdiki AB tutkunları gibi bir daha Doğu’yu telaffuz etmediler.Onlara göre medeniyetin,ilerlemenin, refahın ve aydınlığın yolu hep Avrupa’dan geçiyordu.Bu inançta olan aydın ve entellere göre Doğu alemi “Çağın uygarlığının gerisinde kalmış köhne bir alemdi” Orjini o dünyada olan bu insanlar,bilimin kaynağının ve insani üstün değerlerin, uygarlığın beşiğinin burası olduğu gerçeğini unutmuşlardı.O yüzyıllarda temizliği ve yıkanmayı bilmeyen Avrupa,Ortaçağ karanlığında uyurken, Bağdat’taki, insan çalar saat ile aydınlık günlere uyanıyordu.Harun Reşit’in kendilerine armağan olarak gönderdiği çalar saate ,hayretle ve hayranca bakmışlardı. Tıp, matematik.cebir ,astronomi gibi bilimlerde Doğu dünyası uygarlığın bilimin güneşi ile çoktan aydınlanmıştı.Ancak ne dersek diyelim gönlünü ve zevkini batıya vermiş entellere bunları kabul ettiremiyoruz.Varsa yoksa hep Batı, ille de Batı!
İşte bu acı gerçekler karşısında, bizi bilimin, uygarlığın ve insani değerlerin en cömert olduğu alemdeki,dostlarımızdan, soydaşlarımızdan,dindaşlarımızdan dışlamışlardı.Kendini entel aydın zannedenler, her ne kadar istemeseler de aidiyetleri fıtraten Doğu alemidir. Batı’nın şerri, doğunun hayrı vardır.Vefa ve gönül bağımız ve ruhumuz yine Doğu alemindedir. Batı maddeci,materyalist pragmatist,sadece kendi çıkarını kollayan, kavmiyetçi,bağnaz dinci Hıristiyanlığın dogmasından, taassubundan ayrılmayan ümmetçi bir alemdir.Doğu ise, cömert,yardımseverlik, karagün dostluk ve yardımseverlik gibi insanî hasletleri ruhunda ve dünyasında yaşatan, soydaşlarına ya da dindaşlarına gönül bağı gönül bağı ruhunu yaşatan vefalı, gerçek insanlık âlemidir.
I.Cihan Savaşı sonucu Anadolu’yu istilacılardan kurtarmak için Atatürk’ün önderliğinde giriştiğimiz Kurtuluş mücadelesi devam ederken, çok kötü şartlar altında olan bizlere yine bu soydaşlarımız veya dindaşlarımız yardım elini uzatıyordu.Kalpleri bizim için çarpıyor, Kurtuluşumuz için dualar ve niyazda bulunuyorlardı. Osmanlı Türkü’ne gönül vermişlerdi Anadolu Türkü’ne karşı engin sevgisi ve gönül bağlı olan bu vefalı dostlarımız,milli mücadelede bize her türlü yardımı yapmak için ellerinden gelen azami gayreti esirgemiyorlardı. Topladıkları paraları Anadolu’ya gönderiyorlardı. Yardımda bulunacağı hiçbir şeyi yoksa çocuğunu satarak yardım etmek istiyorlardı.Bu konuda yaşanan gerçek bir olay,bu milletin ,bizlere ne kadar bağlı olduğunu,uğrumuzda her şeyini feda etmeye örnektir. Hintli Müslümanlar Anadolu’ya göndermek için yardım topladıklarında kucağında bir çocuk olan kadın orada Türkiye için yardım toplama heyetine yaklaşır.Oradakilere şöyle seslenir:
-Ben de yardım etmek istiyorum. der.
-Yardım komitesi :
-Ne kadar vereceksin? Dediklerinde kucağındaki çocuğunu uzatır.Oradaki yetkili :
-Çocuğu ne yapalım?deyince kadın
-Bu çocuğu parasıyla ben de yardım etmek istiyorum,deyince oradakilerde hayret uyandırır ;kendisine :
- Çocuğunu verirsen sen çocuksuz nasıl yaşarsın? dediklerinde:
-Osmanlı yaşamadıktan sonra ,ben çocuğu ne yapayım ?
diyerek, ısrarla çocuğu satmada kararlı olduğu gören bir zengin çocuğu alır, parasını kadına öder.Kadın bu parayı yardım komisyonuna verince çocuğu alan hamiyetperver adam ,çocuğu kadına geri verir.Bu örnek, göz yaşartıcı ve hayranlık uyandıran eşine rastlanmayan Türk-Müslüman dünyasına karşı eşine rastlanmayacak,bir gönül bağının bizlere ne kadar yakın,dost olduklarının eşsiz bir örneğidir.Dar günümüzün dostlarını her zaman hatırlamamızda,onlara vefa borcumuzun olmasında unutulmayacak her türlü takdirin üstünde tarihi bir insanlık olayıdır.
Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olmuş Pakistanlılar ve Hint Müslümanları, M..Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşına en büyük desteği verdiler.Zaferden sonra da Cumhuriyetimizin gelişmesini diliyorlar,Atatürk’ün giriştiği hamleleri takdirle karşılıyorlardı. Kurtuluş Zaferimizi ve Cumhuriyeti gönülden alkışlıyorlar,Türkün zaferini sevinçlerle, ülkelerinde törenler yaparak kutluyorlardı. Atatürk’ü tebrike yine onlar geliyordu. Afganistan Devlet Başkanı Emanullah Han,Atatürk’ü ilk ziyaret edip kutlayan dost bir devlet adamıydı.
devam edecek…