|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen geçen sayının devamı…
Atatürk’ün emperyalizme karşı verdiği mücadele, mazlum milletlere iyi bir örnek oluşturmuştu.Hint ve Pakistanlı Müslümanlar Atatürk’ü, milli mücadelemizi örnek alıyorlardı. Kurtuluş mücadelemiz ve Cumhuriyetin kuruluşundaki Gazi M. .Kemal Atatürk’ün maharetleri, Türkiye Cumhuriyet’i devrim ve ilkeleri, Güney Asya Müslümanlarının basın, yayın organlarına ve literatürüne yansımıştır. Belli başlı tüm gazeteci ve politikacı, yazar, şair ve düşünürleri son 100 yılda Türkiye’yi, Türkiye Cumhuriyetini, Atatürk’ün kişiliğini ve inkılaplarını İngilizce Urduca yazılmış binlerce kitap, şiir yorum ve deneme yazılarıyla kaleme almışlardır.
Bunlar bizim üstünlüğümüzü ve değerimizi ancak, Şark dünyasının takdir edebileceğini moral ve desteğin oralardan geleceğini göstermiştir. Milli güç ve değerlerimizin farkında olmadan gönüllerini bu milletten koparmış,milli hasletlerini terk etmiş kompleksli bir takım aşırı taklitçi batı ve çağdaşlık sevdalıları, batıya boş ümitlerle bağlanırken en dar günümüzde yine bize Doğu alemi kollarını açıyor, yardımımıza koşuyor, İngilizler ve uluslar arası platformda milli davamızın takipçileri oluyorlardı.Bizim için onlara karşı siyasi ambargo dahi uygulamaya gidiyorlardı.Ancak onlardan yardım saygı ve sevgi görüyorduk.
Doğulu dostlarımız, Türk’ün asırlar boyu mevcut kudretini ,hakiki medeniyetin sahipleri olduğumuzu,dünyaya adalet ve barışla hükmettiğimizi biliyorlardı.Çünkü bir zaman onlarla beraber veya yakın ve sıcak ilişkiler içinde bir arada yaşamıştık.Onlar, Osmanlı İmparatorluğu içinde huzur dolu bir hayat sürmüş azınlıklar kendilerine ‘sadıka-ı millet’ diyerek aldandığımız yönetimimizin en üst kademelerine kadar taşıdığımız azınlıklar gibi hain ve nankör değillerdi.
Doğu alemine sırtımızı dönmememizi Atatürk, tarihi gerçekler karşısında şu sözleriyle değiniyor:
“…Türkiye Doğu ‘mâneviyatı’yla’ sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu.Doğu ile Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz,Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde,asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz.Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka,bir sonuç beklenemez bundan”,diyerek ne kadar zengin deneyimi ve engin görüşüyle batı ısrarcılığındaki tehlikeye işaret etmiştir. (1 )
Atatürk,ün doğu alemine yakınlığı hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.Atatürk doğu aleminde,Osmanlı’nın himayesinden çıkmış Ortadoğu’daki gelişmelere kayıtsız kalmamıştı.
İngilizlerin mandası altına giren Filistin’de yoğunlaşan Yahudi göçü ve dinsel yayılmanın hızla yol aldığı dönemde Yahudi Devleti kurulmasının sinyallerini alan Atatürk, Temmus1937’de TBMM de yaptığı bir konuşma Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde Atatürk’ün şu konuşması yer almıştı.
“Araplar'ın Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok acılı bir durumdur. Araplar'ın arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz bilindiği üzere birkaç sene Araplar'dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa’nın bu mukaddes yerlere el koymak için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur” sözleriyle günümüzde çok önemli tartışmalardan birine ışık tutmaktadır.
Atatürk,bu konuşmasını Hindistan’da yayınlanan 'Bombay Chronicle’ gazetesi’nin 27.8.1937 tarihli sayısında “Filistin'e El Sürülemez, Kemal Paşa Avrupa'yı İhtar Ediyor” diyerek duyurmuştu. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, bu haberi Cumhurbaşkanlığı'na hitaben yazdığı ön sunuş yazısıyla sunar. Devlet Arşivi belgeleri arasında yer alan konuşma metni, Atatürk’ün kuruluş sürecinden sonra da Mazlum Uluslar olarak adlandırdığı Doğu-İslam toplumlarının yaşadığı sorunları yakından izlediğini gösteren Doğu alemine yakın duruşu hakkında çok önemli bir belgedir. önemli belgelerden yalnızca birisidir.
Atatürk doğucu ya da batıcı olduğu konusunda değişik yorumlar yapılmıştır. Atatürk’ün ilkelerinden yalnızca laiklik ilkesini benimseyen batıcılara göre “doğu ve İslam medeniyetine karşıydı. Atatürk yalnızca Şark geleneklerini ve devlet düzenini yıkan bir devrimciydi. Yaşasaydı en büyük ideali AB’ye giriş; ABD ile dostluk olurdu.”gibi bu düşünceler Atatürk’ü tek eksenli olarak ele alanların anti emperyalist bir tutuma sahip olmadığı noktasından hareket ettiklerini gösterir. devam edecek…