|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen geçen sayıdan devam…
Cephe gerisinde Yunanlılara muhbirlik,casusluk yapmakta Yunanlılara güvenerek halka zorbalık yapıyor, işkencede bulunuyorlardı..Bugün olduğu gibi o günlerde de Batı’ya gönül vermiş, kurtuluşu ve ikbalini milli toplumunda muktedir olduğu milli güçte değil, Batı’da arayarak Emperyalistlere sığınmada (manda) arıyorlardı. Bu konuda yaşanmış talihsiz örnekler vardır.
Türklere dost milletlerde Mustafa Kemal ismi sıkça anılıyor, Magrip ülkelerinde şairler,O’nun için heyecanlı hamasi ,lirik türküler yakılıyordu.Bütün mazlum ülkelerde Atatürk sevgisi bir aşk haline gelmiş,kurtuluşlarının sembolü olarak O’na “Asya Irklarının Kurtarıcısı”, ‘Çağın En büyük Adamı’, ‘İslâm’ın Kahramanı’,‘İslâm Dünyasının En Büyük Evladı’, ‘Milliyetçiliğin babası’, ‘Doğu’nun kahramanı” gibi üstün sıfatlarla hayranlıklarını, takdirlerini ifade ediyorlardı.
Kurtuluş Savaşımızın sevincinde bu samimi duygularla birleşen mazlum milletler Mustafa Kemal’i aynı zamanda kendi liderleri olarak görmüşlerdir.Kurtuluş Savaşında Kocatepe’de elini çenesini altına koymuş, Ordusunun kahramanlığını takdirle izleyip ,düşmanı Akdeniz’e dökmenin ince ayrıntılarına dalmış posteri Kara Kuvvetlerimizi armadasında sembolleşerek yer almışken; 8.Kasım 2005 günü uygulamaya konulan kara Kuvvetlerimizi yeni brövesinden bu efsanevi,milli hatırası resminin çıkartılması doğru ise her türlü mefkûresinde O’nu gönülden sevenleri derinden yaralamıştı.Ancak daha sonra bundan vazgeçilmesi sevindirici olmuştu.
Dost Müslüman âlemi, bizi örnek alması hangi aleme güveneceğimizi, onlarla işbirliği, dayanışma,güven duyguları içinde beraber uyumlu olabileceğimizi ortaya koymuştur.Bu gerçeğe rağmen kabul etmeyeceklerini defalarca söylemelerine rağmen bu Hıristiyan AB ailesine girmemiz için ısrar etmek bu millete yakışmaz.Onlarla ekonomik,bilim ve teknolojide ilişkilerimiz olacaktır.Ama Türk-Müslüman alemine karşı değişmez olumsuz bakışlı sosyo-kültürel yapıda inanç’ta tamamen ayrıldığımız Hıristiyan AB’nin sosyal yapısına dahil olmamız mümkün değildir.
Sırtımızı döndüğümüz dost ülkelerin bizi örnek almaları, bizim için bir gurur ve iftihar vesilesidir. Kalkınmada bizi rehber edinmeleri kendimize olan güveni gösteriyor.Demek ki, biz başkalarına örnek oluşturacak güç ve milli kudrete sahibiz.Kurtuluşu batı’da arayanlar tarihi gerçekleri biraz daha iyi araştırıp kendimize olan özgüveni görmelidirler.Bizleri asla kendi aralarına almayacak AB hayalinde sosyal değerlerimizi,kültürümüzü bu yolda yok etmek en büyük hatamız olacaktır. Bizi bu derece seven ve örnek alan insanları batı taklitçiliği uğruna ihmal etmek bir gaflettir.Milletimizin asil evlatları, bu gerçekleri bilerek ,Batıdan örnek almak, boyun eğmeye gerek olmadığını anlamak zorundadırlar.Ahlak ve manevi bakımdan gün geçtikçe çöken, evlat sevgisi yerine köpek sevgisini tercih eden bir kitleden neyine özeneceğiz?
Dost ülkeler yanında bazı Sovyet Cumhuriyetlerinin de Kurtuluş Savaşında bizlere yardım ettiği söylenir.Özbek Buhara Cumhuriyeti tarafından Rusya üzerinden 50 000 ruble para gönderilir. Ancak gönderilen paranın Yusuf Kemal Tengirşenk’in iddiasına göre Özbek Buhara Cumhuriyeti, Sovyet Hakimiyetinde olduğu için merkezi devlet Rusya üzerinden gönderilince Ruslar’ın bu paraya el koyduğu, bilahare Türk Milli Kurtuluş mücadele Heyetine gönderildiği söylenmektedir.Asya Türklerinin Türk Milli Mücadelesine candan katılıp bu tür destek vermeleri, Türklüğün unutulmaz vefa borcunun en güzel örneklerden birisiydi.Dar günde yardım yine Müslüman Türk kardeşlerimizden geliyordu.Bu âsil davranış,bize yine ancak bu alemden hayır olabileceğini ispatlamıştır.
Kurtuluşu emperyalist Batı’da AB,ABD’de emperyalist dünyasında arayanlar gafillerin bu tarihi gerçeklerden bundan haberleri var mıdır?Haberleri olsa,Kurtuluş mücadele tarihimizi biraz araştırıp okusalar,bu ısrarcı tutumlarından vazgeçerlerdi. Buhara Özbek Türklerini bu yardımla efsaneleşmiş tarihi güzel bir anısı da şudur: Buhara Cumhuriyetini bu yardımında Cumhurbaşkanı olan Osman Hocaoğlu. Buhara’nın Afganistan’ın işgali karşısında Türkiye’ye sığınır. Mustafa Kemal tarafından büyük bir ilgi ve rağbetle karşılanır. Hatta Atatürk. O’na maaş da bağlatır.Buhara’dan getirdiği manevî değeri üstün kılıç Kurtuluş zaferi ile İzmir’e ilk giren Süvari Komutanı Yüzbaşı Şerafettin Bey’e verilir. Bu vefa örneğiyle Milli Kurtuluş Destanımız’da bu âsil soydaşlarımızın da şerefli bir payesi,mefkûresi de yatmaktadır.
AFGAN -TÜRK DOSTLUĞU
Kurtuluş Savaşını zaferle noktalanmasıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne yakın ilgi duyan Doğu alemi dost milletlerinden birisi de Afganlılardır.Türkiye Cumhuriyetini ve onun ilk cumhurbaşkanını ziyarete gelerek kutlayan Afgan Kralı Emanullah Han’dır.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal Atatürk,Afgan Kralı Emanullah Han’ın Ankara’yı onurlandırmasından memnun olmuş,Afgan Kralı onuruna verdiği yemekte şu tarihi konuşmayı yapmıştı:
“Kâbil’den hareket buyrulduğu günden beri, hükümdarın seyahatleri devrelerini, büyük ilgi ve övgüyle takip ediyor ve genel bir özlemle
memleketimizi şereflendirmelerini bekliyorduk.Bugün kardeş Afgan milletini, soylu ve kıymetli şahıslarında temsil eden, öz kardeşim saygıdeğer Kralı ve saygıdeğer Kraliçeyi hükümet merkezimiz Ankara’da Türk milleti ve Türk devleti adına şahsen selâmlamakla mutluyum.”diyerek Türk Milleti ile Afgan Milletini şöyle değerlendirmişti:
“Afgan milleti ile kökü Orta Asya’ya dayanan atalarımız arasındaki ilişkiler ve dostluk bağları çok eskidir. Tarihin silinmez sayfaları, o ilişkilerin sonsuz anıları ile doludur.İki eski ve kahraman milletin, bugünkü evlatları; bizler, uyanma aracı olan o sayfaları, büyük ilgi ile düşünmeliyiz. Orada Afgan milletiyle Türk milletinin bir safta, yanyana, aynı amaca yürüdüğü ve ortak şanlar ve zaferler kazandığı görülecektir. Tarihin o ölmez yazıları, bize kardeş duygularını ve bağlarını, kıymetli bir ortak miras olarak bırakmış olan, Afganlı ve Türk büyük babalarımızın, bugünkü siyasal sınırlarımızın dışındaki sahalarda bile, devletler kurmakta birbirine öncelik verdiklerini göstermektedir.İşte, bugünkü Afgan ve Türk milletleri, sayısız asırların ve büyük kıtaların içine anılar ve gelenekler salan büyük milletlerin evlâtlarıdır.”,dedikten sonra bu iki milletin istiklâl ve bağımsızlık yolundaki şerefli milli mücadeleleriyle ilgili olarak şu tarihi tespitte bulunmuştu: ifadelerde bulunmuştu:
“Saygıdeğer Kral! Tarihin ne garip görünmeleri, dünya olaylarının ne anlamlı rastlantı ve benzeyişleri vardır. Hükümdar şahsınızı, 1919’da kahraman Afgan milletinin başında olarak, Asya’nın ortasında, istiklâl için mücadeleye atılırken, biz de aynı tarihte, burada, Avrupa’nın doğusunda, bütün uygar dünyanın gözleri önünde, istiklâl ve hürriyetimize vurulan darbelere, göğüslerimizi siper ederek döğüşüyorduk. Size ve bize çektirilen bunca üzüntüler ve acılardan söz etmeye gerek yoktur. Yalnız, istiklâl ve hürriyet âşığı milletler için o acı anları, o acı sebepleri, uyanma aracı olmak üzere daima hatırlanmalıdır.
İstiklâl ve hürriyetlerini her ne değerinde ve her ne karşılığında olursa olsun, bozmaya ve kısmaya, asla hoşgörü göstermemek; istiklâl ve hürriyetlerini bütün anlamıyla korunmuş bulundurmak; ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte istiklâl ve hürriyetin gerçek anlamını, içerdiği manasını, yüksek kıymetini, vicdanında algılamış milletler için temel ve hayatî prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü özveriyi, her an yerine getirmeye hazır ve güçlü bulunan milletlerdir ki, devamlı insanlığın saygı ve ağırlamasına lâyık bir sosyal heyet olarak düşünülebilir. Afgan milleti ve Türk milleti, bu iki kardeş millet, bu prensibin gerçek yolcuları olduklarını fiilen ispat ettiler.”
Atatürk Türk Milleti ile Afgan Milleti arasındaki tarihi dostluk bağlarını sağlamlaştıran ve doğrulayan başlıca sebebin, bu iki milletin, şerefli varlıklarını ve yüce ideallerini korumak için, istiklâl ve hürriyet prensibine, aynı kuvvet ve imanla sarılmalarında aranması gerektiğini ifade etmişti.
Kurtuluş Savaşı sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınması yolunda elde ettiği başarıyı Afganistan Kralı da örnek almak istemişti. Afganistan’ı kalkındırmak için Cumhuriyetin ilke ve devrimlerinden yararlanmak istemişti. Bu nedenledir ki,Atatürk bu konuya şöyle dikkat çekiyordu:
“Saygıdeğer Kral!
Bu sebeple, pek çok sevinç ve övgüyle izlemekte ve gözlemlemekte olduğum bir gerçeği bildirmeme izin vermenizi rica ederim. Hükümdar şahsınız, soylu Afgan milletinin başına geçer geçmez, yalnız millet ve memleketinize tam bir istiklâl kazandırmakla yetinmediniz. O güzel ve verimli memleketinizde zamanın yıktığı imarları, bugünün yükselmeleriyle uygun bir şekilde, diriltme ve yükseltmeye başladınız. Devletinizin teşkilâtını düzelttiniz. Korkusuz ve kahraman ordunuzu yeniden düzenlediniz ve sağlamlaştırdınız. Bilim işlerinde önemli adımlar attınız. Sosyal hayatta, özel atılımlar gösterdiniz. Bütün bu bilinçli ve ruhlu uygulamalar ve çalışmalar, ülkenizin ve milletinizin bayındırlık ve uygarlık alanında kazandığı yüksek konuma çıkma zamanının gecikmeyeceğine kefildir.
“Saygıdeğer Kral!
Uygar ve yenileşircesine ıslahat yolundaki hareket ve çalışmanızın ne kadar rahatlık ve sakinlik gerektirdiğini bilmenizi ve buna ulaşmanızı içtenlikle dilerim. Gerçi Afganistan’ın coğrafi durumu ve bu sebeple devletinizin siyasal şartları önemli, gerçek ve incedir. Tarih, bu önem ve inceliğin, içinde bulunulan şartlar ve durumlar ne olursa olsun bir an görüşten uzak tutulmamasını emreder. -Hatta şüphe ve kuruntuyla- Fakat, hemen arkasından açıklamalıyım ki, Afganistan’ın Hindikuş’u ile çetin ve sert tabiatı ve Afgan milletinin olumlu zekâ, cesaret ve kahramanlığı ve özellikle Afgan devletinin seçkin hükümdarının yüksek kişiliği, her türlü ertelemenin karşısında kesinlik ve kudretle yükselen bir âbidedir. Biz bunu biliyoruz ve yürekten duygularla değerlendiriyoruz. Sizi milletinizi ve memleketinizi gerçekten seven Türk milletinin başkanı olarak, içtenlikle bildireyim ki, Afganistan’ın maddî ve manevî yükselmesi
devam edecek…