|
Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen geçen sayıdan devam…
Erzurum’daki hastahaneler dolmuş, bütün kışlalar, okullar ,camiler,bazı büyük konaklar bile hastahane haline getirilmişti. Fakat yaralıların çoğu bakımsızlık ve tıbbi malzeme yokluğundan ölmekteydi. (13)
Cemiyet-i Hayriye temsilcileri işgalden sonra Erzurum’a geldiklerinde hastahanelerin ve Müslüman yaralıların bu kötü durumunu Cemiyet merkezine bildirmişler,Cemiyetin Baştemsilci Sultanov, Tiflis’te Kızılhaç Cemiyeti’nin yetkilileriyle yaptığı görüşmeler yaparak Erzurum’da Müslümanlar için bir hastahane açılmasını istemişti. (14)
Cemiyet-i Hayriye’nin Erzurum’a göndermiş olduğu ilk temsilcileri, burada halkın acil ihtiyaçlarının karşılanması hususunda yaptıkları çalışmalardan sonra şehirden ayrıldıktan sonra Cemiyet-i Hayriye Seyidov başkanlığında bir heyet göndererek Erzurum’da uzun Cemiyetin bir şubesini açmıştır. Türk Müslüman halkının o felaket günlerinde hayır ve dualarını almıştı. (15)
Seyidov’un Erzurum’a gelişi ve Cemiyet-i Hayriye’nin çalışmaları hakkında Kantarcızade Hacı Mustafa hatıratında; “ Seyidov’un Erzurum’a geldiğinde Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi Merkezi’nden Erzurum halkına ve belediyesine hitaben yazılmış bir mektup getirdiğini anlatmakta ve bu mektubun içinde yazılı olanları şu şekilde dile getirmiştir:(16)
“ Asırlardan beri sizlerden ayrı düştüğümüzden bugüne kadar da babalarımızdan, annelerimizden duygulu sözlerle tarihlerimizin yazılışından, eski haritaların çizgisinden anlıyoruz ki, bizler sizin haritanızdan çıkarılmış bugün Rus elinde yaşamaktayız. Zaman geliyor ki bu harita birleşecek sizinle birlikte bir harita olarak görüneceğiz. 50 – 100 sene evvel bizlerin başına gelen felaket bugün de sizin başınızdadır.
Bu acıklı feryadları duydukça iki kol açarak birisi Türkistan, Kafkasya Azerbaycan Cumhuriyetle-
ri, siz kardaşlarımıza yardım için büyük cemiyetimizden siz İslam kardaşlarımıza iane olarak gönderilen bu hedayeleri alınız, halkın ihtiyacı olanlara tevzi ediniz. İkinci kolumuz, düşmanlarınız sizlere bir dakika değil… böyle bir yan bakarlarsa oraya gönderilen bu vekilimiz Seyidov’a hemen malumat veriniz. Vekilimiz derhal bizleri haberdar eder. Bu iki kol kapanmaz, yorulmaz, yumulmaz, yatmaz, uyumaz sizin gibi Türk kardaşlarımızın istirahatını bekler bir cemiyettir
Bütün özlerimiz halka birlikle selamlar.”
Cafer Erçıkan da bu hayırlı dost yardımlarını hakkında şunları anlatmıştı. Doğru Söz, 4 İyun / Haziran 1916, No:14.
“ Kafkas ( Azerbaycan ) Türkleri, Türklük ve Müslümanlık uğrunda ( 1915’de Kars ile Batum illerinde, Oltu, Şenkaya, Olur ve Artvin’de yaptıkları gibi 1916’da Rusların işgaline uğrayan Erzurum ve Trabzon Vilayetlerimizde) esarette kalan Türklere bir çok muavenette iane ve himaye de bulunmuşlardır. ( Rus istilasındaki) her Kaza ve Vilayette, Türklük için hayatını feda eden birer, beşer Türkler, Türk Müslümanları ( Azerbaycanlılar) gelmişler. Ve bunlar meyanında Kafkas ( Bakü İslam ) Cemiyet-i Hayriyesi Mümessili bulunan ve Kafkas Türkleri’nin verdikleri ianeleri, gazyağıları, unları ve hatta zürra’a çift kotanları ( pullukları) tevzi’ine memur edilen yirmiiki yaşında genç ve dilber simalı (Genceli aydınlardan ) Saidov ( Seyidov) Erzurum’a büyük hizmetlerde bulunmuş.”
Cemiyet-i Hayriye heyeti Erzurum’a geldiğinde Müslüman halka dağıtılmak üzere bol miktarda 62 bin telis un, arpa, mercimek, buğday, mısır gibi yiyecek maddeleriyle, 13.252 telis ve sandıklar içerisinde kadın, erkek ve çocuk elbisesi ile ayakkabı gibi ihtiyaç duyulan bol miktarda eşya da getirmişti. Cemiyet,Türk Müslüman halkını aydınlatmaya da yardım etmişti. Bunun için Bakü ve diğer Kafkas şehirlerinde basılmış dergi, gazete, edebi şiir kitapları da getirerek bunları tek tek kendi elleriyle halka dağıtıp Türk halkını aydınlatarak gelecek hakkında moral vermişlerdi.Seyidov ve arkadaşları Erzurum’a gelir gelmez Müslüman halkı uyanık tutmaya çalışmış, birlik ve beraberlik içinde olmalarını telkin etmişlerdi. Rus işgalinde Erzurum’da bulunan Refik Savaşçı, yardım heyetinde bulunan Azerbaycanlı Türklerin bu konuda gayretlerini şöyle ifade etmektedir. (16)
“… Hepsi münevver kişiler olan Azeri gençleri taassup ve hurafelerden uyumuş, enerjisini kaybetmiş halkın uyarılmasına çalışıyorlardı. ( kar yağanda elde üşür ayak da ) çare küsüp bir kenara çekilmek değil, çare aramak, çalışmak lazımdır, diyorlardı.”
Cemiyet-i Hayriye temsilcileri Rus ve Ermeni askerlerin Türklere karşı yaptıkları, hakaret ve saldırıları engellemeye çalışarak ve gerekirse bu askerleri komutanlarına şikayet ederek, Türk halkını koruyorlardı. Özellikle Seyidov’un Türkleri korumak için yaptıkları hakkında Kantarcızade Hacı Mustafa şunları anlatmaktadır .(17)
Türklere yardım ve şefkat eli uzatan Azerbaycan heyeti, Türklerin ittifak içinde olmaları gerektiğini, bu yapılmazsa Müslüman-Türk halkın büyük zarara uğrayacağına işaret ederek, yöre halkın aydınlatılması ve çocukların yetiştirilmesi amacıyla Erzurum’da okulların açılması girişiminde de bulundular.Bu asil faaliyette o kadar büyük gayretler göstererek ilk, orta okullarının ve lisenin açılması halinde, bütün masrafların Cemiyet-i Hayriye tarafından karşılanacağını bildirmişlerdi. Ancak ne var ki, bu teklif tarafından, ne de şehirdeki bazı “gericiler” ve işgalci Ruslar tarafından geri çevrilmişti.Bu cemiyetin önerdiği hayırlı laik öğretim okulları yerine başlarında dini liderlerin bulunduğu dini eğitimi esas alan birkaç adet medrese ve çeşitli tarikatlara mensup tekkeler Ruslar tarafından büyük himaye ve teşvik görmüştü. (18)
Cemiyet temsilcilerinin halkı teşkilatlandırma ve uyanık tutma faaliyetleri Müslüman Türk halkının uyanmamasına büyük önem veriyordu. Bu durum, Rusları ve Ermeniler’i rahatsız ediyordu. Ruslar, Halka hoş görünmek için, Rus idaresi Müslüman Türklerin tepkisini önlemek için halkın yumuşak karnı olan dini duygularından yararlanarak, onları bu konuda hoş tutmak istiyorlardı.Tıpkı işgalci Yunan ve İngiliz askerlerinin Kurtuluş savaşı günlerinde Mudanya’da yapmak istedikleri gibi Müslümanların dini vecibelerini yerine getirmelerine çok önem verdiklerini göstermek için elleri kırbaçlı polisleri Cuma günleri şehirde dolaştırarak,halkı zorla camilere gönderiyorlardı.Dinadamlarına dini kisveler kullananlara dokunmuyor,ellerinden geldikçe onlara hoş ve hürmetkar görünmek istiyorlardı.Ne yazık ki, o günkü işgal karşısında Erzurum’un hakiki din adamları, vaizleri ve imamların birçoğu şehirden göçetmiş,bunların yerini alan, çoğu cahil düşmanın bu tavrının altındaki amacı göremeyen böyle din adamları ve Müslüman halkın bir kısmı Rusların İslam dinine olan bu sahte davranışlarına aldanıyorlardı.Halkı Ruslar’a daha iyi davranmalarını sağlamak için Rus Ordusu içinde mevcut Müslümanlıklarını belli etmeyen Müslüman generaller bulunduğunu söyleyerek işgalciye karşı sempati propagandası yapılıyordu. Aslında Ruslar gizli olarak halkı Hıristiyanlaştırma gayesi de güdüyordu. Bunun için Rusya’dan halkı Hıristiyanlaştırmak amacıyla Erzurum’a birkaç yüz kişilik papaz kafileleri getirmişlerdi. Ekserisi yeni mezunlardan oluşan bu papazların yapmış oldukları propagandalar hiç sonuç vermediği gibi, halka alay konusu olmuş ve geri gitmek zorunda kalmışlardır.(19)
Cemiyet temsilcilerinin Rusların bütün bu halkı uyutma ve uyuşuk tutma çabalarına karşılık, halkı teşkilatlandırma ve uyanık tutma faaliyetleri karşısında Ruslar,Cemiyet temsilcilerine karşı propaganda başlattılar. Ruslar,Cemiyet temsilcilerinin Şii mezhebinden olduklarını, Şiiliği yaymak için geldikleri, hatta getirdikleri gıda maddelerini yemenin günah olduğu söylentilerine halktan bazı kişiler inanıyor, Türkçe, gazete ve kitapların okunmasını yasaklanmıştı. (20):Türk Müslüman halkının dini inancını sömürerek işgalciliğini sürdüren bu Moskof propagandası karşısında Erzurumlu bazı gerçek din adamları ve aydınlar tepki gösteriyorlardı. Bu konuda Refik Savaşçı, Erzurum halkının kendilerine yardım için Azerbaycan’dan gelen Türkler’e karşı tutumları hakkında şöyle diyordu:
“Halk o zamana kadar ne Azerbaycan diye bir memleket ve ne de Azeri Türkü diye bir şey işitmişti. Bunlara şüpheli gözlerle bakıyordu. Azerbaycanlı gençler güler yüzlü, tatlı sözlü insanlardı. Kendilerinin kim olduğunu halka anlatmaya çalışıyorlar, rastgeldiklerine ihtiyar genç kim olursa olsun selam veriyor, hatır soruyorlardı.”
Cemiyet-i Hayriye temsilcilerinin faaliyetinden rahatsızlık duyan Ermeniler, yardımcılara karşı düşmanca bir tavır sergiliyor;. Cemiyet-i Hayriye temsilcilerinin Türk ahaliyi koruyan yardımları önlemek istiyorlardı. Başta Seyidov olmak üzere yardım heyetinin elemanları Ermeniler tarafından artık istenmeyen kişi ilan ediliyordu.Ermenilerin bu menfur davranışlarını Kantarcızade hatırlarında şöyle anlatmıştır:
“Seyidov, bir günde çarşı, mahallatı yüz defa gezer, halkın istirahatini temin için çalışırdı. Seyidov’un bu hareketinden böyle halka iane getirip dağıtılmasından, İslam milletinin birbirlerine yardım etmesinden, çarşı ve mahallatı gezip ufak ufak teftişinden Ermeniler hoşnut değildiler. Yavaş yavaş kuşkulanmağa başladılar. Ellerinden gelse bir an evvel bu adamı parça parça edeceklerdi. Lakin korkuları da yok değildi. Ermenilerin bazıları Seyidov’a Taşmağazaları çarşısında gözümün önünde hücum etmek, silaha davranmak istedilerse de, Seyidov göğsünü açarak kabara kabara Ermenilere söyledi ki: “ Ben bir tek adam, bana karşı gelmek, hatta Erzurum’da Türk kardaşlarıma ve bana ufak bir hareketiniz sonra sizin başınıza gelen felakettir. Güneşin doğduğu tarafa bakın oradan yüz milyon İslam tarafından sadaya karşı perişan olursunuz.” der bağırırdı. (21) devam edecek…