|
Kemal GÜNDOĞDU
Son zamanlarda bazı yazarların, Nostradamus ile ilintili olarak Muştak Baba’yı kahin, büyücü ve “19.asrın Hurufisi” olarak gösteren ve basında yer alan yazılarını hayretler içinde okudum.
Şurasını ehemmiyetle belirtmek isterim ki, İslamiyet’te kehanet, büyücülük ve tomaniğin asla yeri yoktur. Zira kehanet, açık bir şekilde sezgi ve bazı işaretlerin yorumlanması ile gelecekten haber verme hali olup, bilimsellikten tamamen uzaktır. Kahin de, sezgi ile geleceğe dair ileri sürülen tahmin ve yorumları yapandır. Tahmin ve yorumlar gene de kesinlik ifade etmeyen, varsayımlardır. Kaynaklara göre putperestlikle yakından ilgilidir, kehanet Yahudilikte yasaklanmıştır ve kahinlerin öldürülmesi emredilmiştir. Hıristiyanlıkta da kahinler tasvip edilmemiş, kilise kehanete savaş açmıştır. İslamiyet’te ise kehanetin tevhit inancına aykırı ve nübüvvete alternatif olması nedeniyle, kahin itimada şayan olmayan bir sahtekar olarak belirtilmiş, ona uyanların büyük günah işlemiş olacakları ifade edilmiştir. Çünkü kahin, gaipten ve gelecekten haber vermektedir. Geleceği ise Allah’tan başka hiç kimse bilemez. (Neml S. 65.Ayet)
Bununla beraber hadisler de, kehanette bulunmayı açık bir şekilde yasaklamış, kahinlerden medet umanların vahyi inkar etmiş olacaklarını ifade etmiştir.
İslam’ın tüm prensip, düstur ve ilkelerine gönül veren ve onları içtenlikle yaşayan mutasavvıf Müştak Baba’yı kahin olarak ifade etmek, O’nun İslami yaşantısına ters düşmüş ve sevenlerini üzmüştür. Çünkü Müştak Baba ne kahin, ne Hurufi ve ne de büyücüdür. O, sadece İslam bilgini ve mutasavvıftır. Devrinin bir gezgini olan Müştak Baba, günün birinde Ankara’ya gelir. Bir bilgin ve mutasavvıf olan Hacı Bayram Veli’nin kabrini ziyaret eden. Ziyaret sonrası Ankara’nın yüz yol öncesinden başkent olacağına işaret eden bir gazel yazar. Bu gazel nedeni ile geçen yıl Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir yazıda; “Nostradamus’u bırak Müştak baba’ya bak” O’nun bir kahin, Hurufi ve büyücü olarak gösterilmesine bir anlam veremedim. Çünkü bunu kanıtlayan bir kaynak gösterilmemiştir. Oysa, O, ülkemizin yetiştirdiği üstün değerlerden biri olup, Sünni bir mutasavvıftır. Gazelindeki tespit, İslamiyet’te önemli bir yeri olan keramet-keşifle ilgili bir tespittir. Zira keramet-keşif bazı mümtaz, üstün ruhlu kimselerde görülen olağan üstü haller de Rabbani ilim ve irfanla bağlantılı olgulardır. Bu olgular, doğa kanunları ile açıklanması mümkün olmayan ve mahiyeti itibariyle Peygamber’in göstermiş oldukları mucizelerle ilgili oluşumları nedeniyle de farklılık arz eden olgulardır. Mucize peygamberlik izharı iken, keramet-keşif ona tümüyle bağlı bulunan velilerde zuhur eden olağan üstü hallerdir. Gerek mucize, gerekse keramet-keşfin gerçek anlamda yaratıcısı ve sahibi hiç şüphesiz Allah’tır. Keramet-keşif, velilere Allah’ın bir lütfu ve keremidir.
Mutasavvıf ve veliler içine girdikleri bu manevi atmosferi teneffüs edip, mahzar olmaları ilahi lütfu, bazı ahvalde eserlerine yansımayı bir görev sayarlar. İşte Müştak Baba söz konusu gazelini bu nedenle kaleme almıştır. Gazelin ebced hesabı ve harflerle bir gerçeği ortaya koyması, şairin kahin, Hurufi ve büyücü olduğunu göstermez. Çünkü bir tarikat olan hurifilik, kaynakların açık ifadesine göre İslam’a zıt bir akımdır. Kurucusu olan Fazl’ın “Allah’ın kendisine zuhur ettiğini” ifade etmiş olması, İslam’a aykırı olma hali açık bir küfürdür. Bu nedenle İslam dünyasınca tasvip edilmeyen hurifilik, zaman içinde tarihi misyonunu yitirmiştir.
Müştak Baba bir hurifi olsaydı, iki yüz bin müridi ile Türkler arasında hurifi tarikatını geliştirir, kökleştirirdi. Oysa O, kadiri olup her biri, bir diğerinden üstün olan altı halefe yetiştirerek onları İslam’a hadim kılmıştır. O’nun geliştirdiği Kadiriliğin bir kolu olan Müştakiye bir ekoldür.
Ebced, başta tasavvuf olmak üzere Dican Edebiyatımızda remz ve mazmun olarak değerli bir yer tutar Onunla sadece Müştak baba değil, İsmail Hakkı Bursevi, İbn Arabi gibi mutasavvıflar, bazı şairler meşgul olmuşlardır. Doğum-ölüm vb. hususlarda tarih düşürmeler bir sanat olarak edebiyatımızda mevcuttur. Nitekim Mehmet Akif’in doğumunda babası, oğluna Osmanlıca yazımıyla Regiyf ismini vermekle, Hicri 1290 (1873) tarihini düşmüştür.
Görüldüğü üzere gerek edebiyat dünyamızda ve gerekse halkın bazı kesiminde yer alan ebced hesabı ile harflerin değerlendirilmesi bir sanattır. Buna rağmen Müştak Baba’nın İslam’ın reddettiği batıl inançlardan olan kahin, Hurufi şairi ve büyücü olarak gösterilmesi, O’na yapılmış büyük bir haksızlık olup, O’nu itham etmekle eş anlam taşır. Dolayısıyla dini bütün bir İslam bilgin ve mutasavvıfı için “büyücülük sonucu idam edildi” ifadesi, mesnetten uzak bir ifadedir. Müştak Baba’nın idam yoluyla öldüğü şeklinde tek bir kaynak gösterilemez. Oysa ki, Müştak Baba’nın şehit edilişinin ulaştığı şöhreti çekemeyen ve Sülale-i Tahire’ye yani Ehl-i Beyt’e düşmanlık güden yöredeki Yezidilerce gerçekleştirildiği kaynakların açık ifadesidir.
Geçen yıl Müştak Baba çalışmamız, Ankara Gazi Üniversitesi’nce incelendikten sonra bir rapora bağlandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayımlandı. Müştak Baba, kahin, Hurufi ve büyücü olsaydı bu kitap, iade edilir yayınlanmazdı. Kitabın yayınlanması O’nun kastedilen hususlardan tenzihinin açık bir belgesidir.