|
Hüsnü SOYDAN-Emekli Albay
Doğduğunda kar gibi bembeyazdı kızım. Üç kişilik ailemize üçümüzün de hasretle beklediği bir ışık gibi geldi. Dört ay günler nasıl geçti anlayamadık. Annesinin boğaz rahatsızlığına kanser tanısı konulunca aydınlık dünyamız kapkara oldu. Ağır ameliyatları, ilaç ve ışın tedavileri derken daha beş aylıkken anneden uzak kaldı yavrum. Bir buçuk yaşındayken de ‘anne’ bile diyememişken annesiz kaldı. Beş buçuk yaşına kadar halası anne, eniştesi baba oldu Evine döndüğünde ana sınıfına başladı. Annesiz evde anne şefkatini bazen üvey annede, bazen bir komşu teyzede ama özellikle de ablasında arardı ama üç günlük tatil bulsa halasına, eniştesine koşardı.
Bütün sınıflarını başarı ile geçti, takdir almadığı dönem olmadı. Son iki yıl hem okulda hem de dershanede başarılı olmak için çalıştı. Amacı üniversiteyi kazanmaktı, onu da başardı ortalamanın üstünde bir puanla. İstediği üniversiteye girecek olmanın rahatlığı içinde gönlünce dinleniyordu. Tek bir sıkıntısı vardı; hasta olan eniştesi. Ailemizin bütün bireyleri gibi dört gözle eniştesinin tedavi için gittiği Amerika’dan sağlıkla dönmesini bekliyordu, bu nedenle de Ankara’dan ayrılmadı.
25 Temmuz cumartesi akşamı eniştemiz Amerika’dan dönünce hazırlığımızı yapıp 27 Temmuz pazartesi günü İstanbul’a gitmeye karar verdik. Ne yazık ki sabah kalktığımızda eniştemizin sabaha karşı 06.00 sularında vefat ettiğini öğrendik. Hepimiz adeta yıkıldık, hele de Gizem’im! Adeta dünyası karardı. Pazartesi kaldırılacak cenazeye sakin sakin gidelim diye Pazar gününden gitmeyi uygun bulduk. Bir yandan yol hazırlığı yaparken bir yandan da sakinleşmeye çalıştık ve saat 13.00 da yola koyulduk. Kızım eniştesinin cenazesine gidiyorum diye baştan aşağı siyahlar giyindi. Yolculuk esnasında iki küçük kızın konuşmalarının dışında benim ve hanımın hele Gizem’ İn pek konuştuğu olmadı.
İstanbul’a yarım saat kaldı derken aslında felaketimize yaklaşıyormuşuz.
29 yıl önce otomobil aldığım zaman bir büyüğüm bana ‘karşıdan gelen kim olursa olsun onu deli kabul ederek araç kullanırsan kaza yapmazsın’ demişti. Bu kazadan sonra ben bu güzel uyarıya ‘yanında gideni ve arkadan geleni’ de eklemek istiyorum. Önce geçmek üzere olduğum araç bana sürttü (sigorta ibraz etmeyen bu araç sürücüsü ne amaçla olduğunu bilemiyorum, polise ve medyaya benim kendisine vurduğumu beyan etmiş, eğer üç kuruş para içinse çok yazık!), ani refleksle sola kaçayım derken bariyerlere sürttüm ve 50-60 metre sonra kapı açılabilecek kadar bariyerlere yanaşıp durdum. Kendimce durmak zorundaydım çünkü benim arkamda olan küçük kızım acı acı bağırıyordu, hanım ve diğer çocuklarda panik içindeydi. Kapıyı açıp indiğimde arkamda yaklaşık 70-80 m uzunluğunda bir boşluk vardı, trafik düzene girmişti, kapıyı açıp inene kadar en az 5-6 araç sağımdan geçerek gitti. Arka kapıyı açmak için dönüyordum ki 4-5 araç geride bir aracın öndekini geçmek üzere sol şeride geçtiğini hayal-meyal gördüm. Görmemle arabanın sağ arkasına bindirmesi …..
Bir metre yükselerek 1,5- 2 metre yana fırladım. Ayağım kırıldığından içine düştüğüm su kanalından çıkamadım. Sürüklenen arabanın durumunu görüyorum fakat bir şey yapamıyorum. Halkımız iyi niyetli ama çoğu bilgisiz. Hanımı ve çocukları teker teker çıkardılar. İki küçük ağlıyor, ne mutlu! Hanımda hareket var fakat bağırmama cevap vermiyor. Gizem’hiçbir hareket yok ve başı oldukça kalabalık. Ne yazık ki ben canımın derdine düşmüşüm ama sonradan öğreniyorum ki diğer iki araç sürücüsü medyaya ve polise beyan vermekte. Ayağım kırık ama konuşabildiğim için polis ve medya benim ve çocukların kimliğini soruyor ama kaza nasıl oldu diye sormuyor ve diğer iki kişinin beyanı yönünde polis rapor, medya haber düzenliyor. En modern otoyolumuzda Saat 17,45te kaza oluyor; hastaneye varmamız 20,00 ı buluyor.
Cenazeye giderken en değerli varlığımı cenaze ile birlikte gönderdim. Üvey annelere ezdirmediğim, esen yelden bile koruduğum, 17 yıl 7 ay 26 gün önce kucağıma konan bembeyaz yavrumu Azrail siyah matem giysileri içinde aldı.’ Ankara’da üniversite seç, seni uzağa gönderemem ‘ dediğim kızım dönülmez yere gitti. Annesiz büyüyen yavrumu annesinin kucağına koydum. 59 yaşında ben yaşarken gencecik kızımın yok oluşu beni her saniye kahrediyor. Yediğim bir lokmayı, içtiğim bir yudumu, aldığım bir soluk nefesi kızıma yaptığım haksızlık olarak görüyorum. İşte dostlarım ben bunun için bu acıyı tanımlayamıyorum. En güzelini atalarımız söylemişler Allah düşmanıma bile evlat acısı göstermesin diye. Hatta ben en vahşi hayvana bile evlat acısı göstermesin diyorum.
İyi ki akrabalarım var, iyi ki dostlarım var hele de ‘devrecan’larım.
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI
Ahlat Gazetesi’nin çok değerli yazarı
Sayın Hüsnü SOYDAN’ın kızı
GİZEM GÜLŞEN SOYDAN
Elim bir kaza sonucu Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Soydan Ailesi’nin acısını yürekten paylaşıyor, merhumeye rahmet diliyoruz…
AHLAT GAZETESİ