|
Erzurumlu bir demiryolu işçisinin dokuz çocuğundan biriydi Neriman. İlkokulu zorlukla bitirdi. Ailenin olanakları eğitimini devam ettirmeye elvermiyordu diğer kardeşleri gibi. Yaşamının büyük bölümü bulunduğu mahallenin çocuklarıyla oynamaktan öteye geçemiyordu. Ancak yaşam devam ediyor, günler ilerledikçe yaşına da her yıl bir yenisi ekleniyordu. Genç kızlık dönemi gelip çatmıştı. Yüreği kıpır kıpırdı, eğitim görme olanağı kalmadığı için artık karşısına çıkacak bir genç ile evlenerek bu zor koşullardan kurtularak yaşamını sürdürebileceği hayalleriyle yaşıyordu.
Günlerden bir gün mahallelerinden uzun boylu bir gencin geçmeye başladığını gördü. Sabah erkenden işine giden bu genç akşam dönüşü gene mahalleden geçip evine gidiyordu. Bu mazbut sessiz ve utangaç genç Neriman’ın yüreğine bir ateş gibi düşmüştü. Türlü türlü hayaller kurmaya başlıyordu, evlenecek, evinin kadını olacak güzel güzel çocuklar doğuracaktı. Bu hayallerle her sabah ve her akşam bu gencin dikkatini çekebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu Neriman. Bir süre sonra amacına ulaşmıştı.
Her sabah işine gitmek için koşuşturan Hakan adlı genç ve yakışıklı delikanlı gecekonduların birinden karagözlü esmer bir kızın kendisine dikkatle baktığını fark etmişti. Önceleri bir şey anlamadı ama zamanla o da kendisine bakan bu güzel kızın kara gözlerine vurulmuştu. Bir süre sonra ilişkileri daha ileri bir düzeye gelmişti. Baskıcı toplumun ezici kurallarından fırsat buldukça konuşabiliyorlardı artık. Bir süre sonra da doğal olarak tutkulu bir aşka dönüşmüştü bu ilişki.
Töre gereği Hakan’ın ailesinin gidip kızı ailesinden istemesi gerekiyordu. Ancak içinde bulunulan koşulların böyle bir gelişmeye uygun olmadığı bütün çıplaklığıyla karşılarında duruyordu.
Neriman’ın kendisinden büyük iki ablası vardı ve ikisi de henüz evlenmemişlerdi, Hakan’ın ailesi Maraş’taydı ve ekonomik açıdan oğullarını evlendirebilecek olanaklara sahip değildi. Ne var ki iki gencin yüreğine ateş düşmüştü artık, tüm olumsuz koşullara karşın birbirlerini ölesiye seven, birbirleri için her türlü fedakarlığı yapabilecek bir düzeye geldiklerine inanıyorlardı. Bu düşüncenin sonucunda Neriman ailesinin rızası dışında Hakan’a kaçmayı göze alacak kadar uzun, riskli ve maceralı bir yolculuğa çıkmaktan gözünü kırpmıyordu. Doğunun katı kuralları gereği Neriman’ın bu kararı Ailesi tarafından büyük bir tepki ile karşılanmış ve aile kızlarını reddetmişti. Hakan’da ailesini işin içine karıştırmamayı yeğliyordu. Zira ailesinin herhangi bir şey yapacak gücü ve takati yoktu.
Zor koşullarda, okluklar içinde birbirlerinin sevgisine güvenerek yola çıkmışlar, küçük yuvalarını kurmuşlardı. Bu zor koşullar ortasında ilk çocukları dünyaya gelmişti mutluluklarına diyecek yoktu. Bir süre sonra da ikinci çocukları oldu. Hayatın tüm zorluklarını birlikte paylaşıyorlardı. Hakan Erzurum hapishanesinde gardiyan olarak çalışıyor, Neriman iki çocuğuna bakmak için saçını süpürge edip var gücüyle eşinin yükünü hafifletmeye çaba gösteriyordu.
Çocukları büyüdükçe masrafları da artıyordu, bütçelerini elden geldiğince ekonomik kullanma çabalarına karşın zaman zaman aşırı harcamalardan da kendilerini alamıyorlardı.
Bir süre sonra kredi kartı ile yaptıkları masrafların faturalarını ödeyememe güçlüğü ile karşı karşıya kaldılar. Öyle bir zaman geldi ki artık borçlarını ödeyemiyorlardı. Hal böyle olunca büyük bir aşkla başlayan mutlu aile yerini kavga ve gürültü patırtıya bırakıyordu. Bu koşullar da gün be gün daha da kötüye gidince geçimsizlik sınırı zora ve şiddete dönüşmeye başlaşınca Neriman iki çocuğuyla evi terk etmeyi kendine çıkış yolu olarak görmeye başladı.
Bir süre sonra Hakan gelip büyük çocuğu alıp götürdü, küçük çocuğuyla ortada kalan Neriman’a ailesi sahip çıkmamakta kararlıydı. Gidecek ne bir kapısı, ne bir dostu, ne de bir akrabası vardı. Çok zor koşullar altında tanıştığı eşinden ayrı yaşayan bir beyle imam nikahı ile evlenmeyi çıkar yol olarak görmeye başladı ve öyle yaptı.
Neriman eşinden henüz resmi olarak ayrılmamıştı, eşi de karısından, iki evli insan imam nikahıyla birlikte yaşıyorlardı.
Neriman’ın çocuğu beşinci sınıfa gelmişti. Kayıt için götürdüğü okullardan babasının muvafakati isteniyordu. Oysa Neriman çocuğunun babasından köşe bucak kaçıyordu. Çaresizlik içinde kıvranan Neriman çocuğunun okuyabilmesini temin için çare ararken aklına çok uzaktan akrabası olduğunu bildiği bir yaşlı adamın kapısını çaldı. Durumu anlattı, akrabası bu devirde okuyamamak gibi bir durumun ne acı sonuçlar doğurabileceği düşüncesiyle Neriman’ın sıkıntısını çözebileceğini belirterek gerekli yardımı yapacağını ifade etti.
Neriman çocuğunu okula kaydettirmişti, şimdi hala resmi nikahlı olduğu ilk eşinden nasıl ve hangi koşullarda ayrılabileceği telaşına düşmüştü. Boşanma davası açabilmek için bir avukat tutması gerekiyordu, ancak böyle bir ekonomik olanaktan yoksundu.
Neriman bu ülkenin sayıları milyonları aşan acı gerçeklerinden sadece biri. Kim bilir öyküsü Neriman’ınkinin kat be kat daha acısı ne Neriman’lar var bu ülkede. Ancak önemli olan toplumun bu tür olaylara karşı duyarlı olmasıdır. Neriman ve benzeri olaylar karşısında bakıp geçmek yerine bu toplumsal trajediyi yok etmek için elini taşın altına koyabilecek cesur ve sorumluluk bilincine sahip bireylerin bulunmasıdır.
Umut ediyoruz, diliyoruz Neriman ve Nerimanlar böyle hazin olaylarla karşılaşmasınlar…