|
OCAK 1996 SAYI: 4
AHLAT’I DÜNYAYA TANITAN İNSAN
ABDURRAHİM ŞERİF BEYGU
Leman Şerif BEYGU
Önce Ahlat Kültür Sanat ve çevre Vakfı’nın üç ayda bir çıkardığı bir kültür mecmuasının, arkasından TRT II nin yine bir kültür programı için babamın biyografisine ait benden bir yazı istenmesinin ardından artık bu işi geciktirmeden, elimden geldiğince gerçeğe uygun, abartısız ve onun kişiliğine yakışan bir şekilde tanıtmaya gayret edeceğim. Bu küçük çalışmamın eksiksiz olduğunu iddia edemem. Fakat yine de iyi niyetle işe başlamak ve bu yolda çalışmalara bir yardımda bulunmak hem babama, hem ilim alemine karşı yerine getirilmesi gereken geç kalmış bir vicdan borcudur. Bu husustaki eksiklerim için okuyucuların hoşgörüsüne sığınırım.
Bazı insanlar üstün bir yetenek ve çok çalışma ile diğer insanların yapamadığını yaparlar. Adeta dünyaya belli bir misyon için geldiklerinin bilincindedirler. İşte babam bunlardan biri idi. Tarih dersini çok sevmesi ve merakı daha ilkokul sıralarında başlar. Bu yüzden arkadaşları ona Heredot (Yunanlı tarihçi) derler ve bazen şaka olarak bir köşeye sıkıştırır ve bir nefeste on meşhur tarihi şahsiyetin ismini saymadan yakasını bırakmazlarmış. Çocukluğumu oturduğumuz iki odalı evimizin bir odasının altını karanlık oda olarak kullanır ve çektiği resimlerin camlarının negatiflerini orada banyo ederdi. Fotoğrafçılığı kendi kendine öğrenmişti. Sonraları kitapları arasında fotoğrafçılığa ait bir risale bulmuştum. Fotoğrafları üç ayaklı bir sehpa üzerinde ve körüklü fotoğraf makinesi ile çekerdi.
Yine kitabeleri, fermanları, vakıf kayıtlarındaki Farsça ibare ve ifadeleri okumasına yardımcı olur düşüncesiyle Tivnikli Faruk Bey isimli bir zattan haftanın belirli günleri evimizde Farsça dersleri alırdı. Fransızca dersleri aldığını da zannediyorum. 1942 senesinin başında henüz Eskişehir’e nakletmeden önce çok kısa bir süre –bir ay gibi- babamın sınıfında olma mutluluğuna ermiştim. Bizans tarihinin Jüstinyen Devrine ait dersinin ve mozaik sanatının özellikleri hakkındaki teknik bilgi hala aklımdadır. Öğrenciye dersi derste öğretir ve tarihi sevdirirdi.
Birkaç höyük hafriyatına çağrılmış ve hepsine katılmıştır. Hamit Zübeyir Koşay –Arkeoloji Müzesi Müdürü- ve yabancı bir heyetle beraber Karaz Höyüğünde günlerce kazılara katılmıştı. Aynı zamanda Çatalhöyük kazısında da bulunmuştu.
O zamanki şartlarda memleketimizin tarihini aydınlatmak için abide ve kitabeleri okuma çalışmalarının ne çetin şartlarda olduğunu “Ahlat Kitabeleri”nin “Erzurum’dan Ahlat’a Seyahat” bahsinde çok güzel anlatır. Yine “Erzurum Tarihi, Anıtları, Kitabeleri” eserinin önsözünde Erzurum’u tarih, abideler, kitabeler bakımından tetkik edip yazmak demek, Anadolu Türk tarihi Medeniyetinin bu cihetten eksik kalan kısımlarını tamamlamaya çalışmak demektir.
Bütün bu yorucu ve masraflı çalışmalarında, gerek İstanbul kütüphanelerine yaptığı inceleme seyahatleri ve kitaplarının baskısı için hükümetten bir kuruş bile yardım görmemiş bütün masraflarını kendi kesesinden karşılamıştır.
Yüksek tahsil yapmış, dört kızından hiçbirinin tarih sahasına geçmemiş olmasını bir talihsizlik sayıyorum. Zannediyorum bunun üzüntüsünü bütün kardeşler zaman zaman duyuyoruz.
BİYOGRAFİSİ:
1893 tarihinde Erzurum’da doğdu. İlk öğrenimini burada tamamladı. Erzurum İdadisine devam ederken I. Dünya Savaşı nedeniyle burayı yarıda bırakarak milli konuları işleyen Albayrak adlı bir gazete çıkarmaya başlamıştır. Yurtsever yazıları ile halkın milli duygularını kuvvetli tutmuştur.
Rusların Erzurum’u işgal etmesiyle Sivas’a göçmüş Sivas İl Matbaası’nda çalışmıştır. Burada öğretmen okulu kurslarına katılarak başarılı olmuş kendi isteğiyle Konya Öğretmen Okulu’na naklini istemiş bir yıl okuduktan sonra öğretmen olarak Çumra Nahiyesi’nde iki yıl çalışmıştır. Bu görevi sırasında Milli Eğitim Bakanlığının isteği üzerine sınava girerek başarı ile Tarih-Coğrafya öğretmenliği hakkını kazanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Bitlis Sultanisi’nde görev yapmıştır. 1924 yılında Gümüşhane, 1929 yılında ise Erzurum Erkek Öğretmen Okulu’nda 8 yıl görev yapmıştır.
Erzurum’da öğretmenlik yaparken Ahlat’a karşı ilgisi yoğunlaşmıştır. Sık sık Ahlat’a zor yolculuklar yapmış ve sonunda “Ahlat Kitabeleri” eserini ortaya çıkarmıştır.
“Ahlat Kitabeleri” Ahlat’ı dünya tarih literatürüne çıkaran ilk ve tek eser olarak dikkatleri üzerine çekmiştir.
Abdurrahim Şerif BEYGU, 14 Kasım 1944 yılında Eskişehir’de Hakkın rahmetine kavuşmuştur.