|
Tarihi kentin tek ayakkabı tamircisiydi. Mesleği ile bağdaşmayacak kadar ciddi, saygın ve soylu bir duruşu vardı. Her sabah erkenden işine gelirken yolunun üzerindeki tüm esnafa en saygın tavrıyla selamını verir, hiçbir yerde eğleşmeden doğruca işinin başında olurdu. Kentin en köklü ailelerinden birine mensup olmasına karşın, yeni gelmiş bir yabancının ilk günkü yalnızlığı içinde bir tavrı vardı. Dükkanı, çarşıyı kesen sokağın en sonundaydı. Çok muntazam, yüksek tavanlı, iş kapasitesine göre oldukça geniş bir dükkandı. Sokak içinde olduğu için hafif loştu. Bu büyük dükkanın camekana yakın bölümünde sadece oturduğu küçük ve alçak iskemle ile önündeki tezgahı duruyordu. Dükkanın geri kalan bölümü loş bir boşluktan ibaretti. Çoğu müşterileri bu boşluktan ürperti duyuyorlardı. Dükkanını açar açmaz işinin başına oturur, kalp ameliyatı yapan bir cerrah titizliğiyle ayakkabıları tamire çalışırdı. Arada bir gelen müşterileri dışında hiç kimseyle konuşmadan geçerdi günleri. Bir sokak ötedeki camiden gelen ezan sesini duyar duymaz işini bırakır, dükkanını kapatarak camiye gidip namazını kılar ve hiçbir yerde oyalanmadan yeniden işinin başına dönerdi.
Dükkan komşusuyduk, arada bir dükkanına giderdim. Çok ilgimi çekiyordu, herkesten farklı olduğunu görebiliyordum. Önceleri çekinerek gittiğim dükkanın zamanla devamlı bir ziyaretçisi olmuştum. Sık sık oraya gider, usulca yanına sokulur, dakikalarca yaptığı işi izlerdim. Kendisini o kadar işine verirdi ki ancak arada bir başını kaldırıp bana bakardı. Yüzünde belirgin bir ifade olmamasına karşın, gözlerinin içinde dostluk ışıltıları vardı. Hiç konuşmazdı, kısa ve anlamlı bakışlar zaman içerisinde koyu bir dostluğa bürünmüştü. Artık orta yaşlı Eskici Hamza’nın on yaşındaki dostuydum. Aramızda herhangi bir konuşmanın geçtiğini hatırlamıyorum, sadece gözlerimiz konuşuyordu. Arada bir sol göğsünün üzerindeki cebinden çıkarıp uzun uzadıya baktıktan sonra büyük bir saygıyla tekrar cebine koyduğu şeyin büyük düşünür Mevlana’nın resmi olduğunu yıllar sonra anladım. Yıllar sonra anladım Eskici Hamza’yı diğer insanlardan farklı kılan şeyin Mevlana aşkı olduğunu. Ve yine yıllar sonra anlıyorum ki gözlerindeki dostluğun mimarının Mevlana felsefesi olduğunu. On yaşındayken tanıdığım dostum Eskici Hamza’yı, Mevlana’yı öğrendikten sonra tanıdım. O’ndaki gizi, ondaki ayrıcalığı işte o zaman anladım. Üç oğlu vardı, onlar hiç dükkanına uğramazlardı.
Çiftçilikti onların işi.
Babalarının yanında çok ciddi dururlardı. Saygılıydılar, her yanlarından asalet dökülüyordu, onlar da herkeslerden farklıydılar…
Kimi zaman ortadan kaybolurdu. Uzun süre dükkanı kapalı dururdu. Heyecanla dönmesini beklerdim. Dükkanı açık görünce soluğu orada alırdım. Çok seyrek ziyaretine gelen akranlarına anlattıklarından öğrenirdim Konya’ya Mevlana’yı ziyarete gittiğini.
Bir gün kasap Musa Dayı’nın dükkanında et alırken gördüğümde çok şaşırmıştım. İlk kez kendi dünyasının dışında görüyordum. Okula yeni başlamış bir çocuğun utangaçlığı içerisindeydi. Diğer müşteriler ile kıyasladığımda ondaki ayrıcalığı bir türlü kavrayamıyordum. Siparişini alır almaz dükkandaki tüm insanları çok saygılı bir biçimde selamlayarak utangaç bir edayla ayrılmıştı. Diğer insanlar da onu saygılı bir biçimde selamlamışlardı.
Yıllar sonra bir gün, bir siyasi partinin yerel başkanı bazı sorunlarının çözümü için Ankara’ya gelmişti. Genç kuşaktan olduğu için tanımakta güçlük çekmiştim. Daha kolay tanıyabilirim düşüncesiyle “Eskici Hamza’nın Torunu” diye tanıtmıştı kendisini. Eskici Hazma adını duyunca eski günlere döndüm. Kendisini rahmetle andık, güzel anılardan kısaca bahsettik.
“Doğadaki her şeyin tek renk, yani gri tonda olduğu bir mekandayım. Ağaçlar, insanlar, gök kubbe, yollar, evler her şey gri… Bir göl kenarında hafifçe yükselen bir doğa parçası üzerinde mezarı andıran bir tümsek ve bu tümseğin üzerinde başka hiçbir yeri görünmeyen bir yüz bana bakıyor… Dikkatle yaklaşıyorum, tanıdık bir yüz. Eskici Hazma. Yaklaşarak hatırını soruyorum, karşılıklı konuşuyoruz. Torunu ile karşılaştığımı anlatıyorum. Kulaklarını çınlattık diyorum. Memnun oluyor, sohbete devam ediyoruz. Birden sinirlendiğini görüyorum, sinirli hareketlerle yattığı yerden doğruluyor ve ayağa kalkıyor. Şimdi yüzünün dışındaki yerleri de görünüyor. Üzerinde gri renkte oldukça bol, entariyi andıran bir giysi var. Önünde aniden on yaşlarında bir çocuk beliriyor. Her halinden çok zeki olduğu anlaşılan bir erkek çocuk. Bir urganla birbirlerine bağlılar. Çocuk ta gri renkli bir entarinin içinde. Çocuk önde, Eskici Hazma arkasında hızlı bir biçimde yürümeye başlıyorlar. Bir yandan da çocuk ona yüksek sesle bir şeyler anlatıyor. Telaşlı bir şekilde oradan uzaklaşıyorlar. Bir dönemeci dönerken göz göze geliyoruz. Kızgınlığını beli edecek bir şekilde bana bakıyor. Onu kızdıracak ne yaptığımı düşünerek uyanıyorum.” Nur içinde yat dostum Eskici Hazma.