AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ
ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

MART 1997  SAYI: 6

RECO   

Kısa boyu, boyundan büyük sopası, boncuktan küçük, açık mı kapalı mı belli olmayan gözleri ile tören alanından geçen Malazgirt Meydan Savaşı’nın Sor Cenahı Kumandanı gibi çarşının bir başından öbür başına kadar ciddi bir şekilde yürürdü. Bu mağrur tavrıyla ilk müdahale muzip esnaftan gelirdi. Her müdahale edenin önünden “Sen benim muhatabım değilsin” anlamına gelen  küçümseyici bakışlarıyla uzaklaşırdı. Tam kurtuldum derken bir başka şakacı esnafın hışmına uğrardı. Kimi sopasına takılıyormuş gibi yapar, kimi şapkasına dokunur, kimi de sözle sataşırdı. Sinirlerinin dayanabileceği son noktaya kadar hiç kimseye cevap vermemeye gayret ederdi. Ama onun da sabrı vardı ve bir süre sonra taşardı. Muzip esnafın amacı da onun sabrını taşırmaktı. Sabrı taştıktan sonra ancak herkesi gülmekten yerlere yatıran kıvama gelirdi. Onun kıvama gelmesi demek, ana-avratla başlayan küfür bombardımanının başlaması demekti. Onun küfür ettiğini gören tüm esnaf etrafını sarardı, etrafı sarıldığı için de küfürlerinin ardı arkası kesilmezdi. Bu sahne bir sokak tiyatrosu gibi uzayıp giderdi. Binbir gaile ile tezgahını açan esnaf, işine iyi bir moralle başlamak için bu olayı her gün tekrarlardı. Bu yüzden günümüz televizyon kanallarının “sabah şekerleri” kuşağını andıran eğlencesini  esnaf kaybetmek istemediği gibi, ondan azami derecede yararlanmanın yollarını da bulurdu.

Kente bir saatlik bir yürüyüşle gelinebilecek bir mesafede oturuyordu. Ulaşım araçları henüz çok yaygın değildi. Bu nedenle her gün bu mesafeyi yürürdü. Yaz, kış, tipi, fırtına, yağış onun kente gelmesini engelleyemezdi. Diğer gelenler topluca yürümeyi tercih ederlerdi. Yol boyu sohbet ettikleri için yolun nasıl bittiğini anlamazlardı. O, yalnız yürümeyi tercih ederdi. Ne onların yürüyüş temposuna ayak uydurabilir, e de sohbetlerine katılırdı. Sopasını, beli ile kollarının arasına alır, salına salına kentin yolunu tutardı. Çarşı girişindeki “Aziz’in Kahvesi” ilk durağıydı. Yorgun bir vaziyete, eğer mevsim yaz ise  kahvenin önündeki küçük iskemlelere, kış ise dumandan göz gözü görmeyen kahvedeki bir sandalyeye kendini bırakırdı. İçerde olsun, dışarıda olsun oturur oturmaz ocaktaki Avni Usta hemen çayını gönderirdi. Oturduğu yerden başını kaldırır boncuk gözleri ile ocaktaki Avni Usta ile göz göze gelip teşekkürünü ifade ettikten sonra tekrar çayına yönelirdi. Biliyordu, rahat bırakmayacaklar, bir an evvel çayını bitirmeyi düşünürdü.

Kentin bir diğer renkli siması da demirci Hanifi Usta idi. Hanifi Usta’nın dükkanı da kentin girişinde, Aziz’in Kahvesinin tam karşısında idi. Her sabah kente girişinde ona ilk sataşan genellikle  Hanifi Usta olurdu. Bu biraz da iş durumuna bağlıydı. Eğer elinde acil bir iş varsa ve kendini işe iyice kaptırmışsa ona sataşmaya fırsat bulamazdı. “Bugün de kurtulduk” dercesine göz ucuyla Hanifi Ustayı kontrol edip neşeli bir şekilde oradan uzaklaşırdı. Hep, “işi olsun da bana sataşmasın” diye içinden dua ederdi. Hanifi Usta’dan kurtulmasının kesin kurtuluş olmadığını da iyi biliyordu. Çarşının içine doğru ilerledikçe Marangoz Durak, Kahveci İhsan, Dunuslu Yusuf, Resimci İhsan, Sofi Gro’nun Ahmet, Topal Muzaffer, Behçet Dayı, Fırıncı Emin, Numan Usta, Cafer’in Ali, Berber İdris, Müftü’nün Eşo gibi kabuslarının beklediğini iyi bilirdi. Hanifi Usta, bu oyuncu kadronun Necdet Tosun’uydu. Yalnız, Necdet Tosun’dan bir farkı vardı.  Necdet Tosun Türk Sinemasının yardımcı rollerdeki oyuncusuydu, Hanifi Usta bu sokak sahnesinin her zaman baş oyuncusuydu. Tüm mizansenler onunla başlar, onunla biterdi. Öğlen ve akşam paydoslarında çarşının diğer ucundaki evine gidişi ve dönüşü, oyun bittikten sonra izleyicileri selamlayan sanatçıları andırırdı. Üstünün, başının yüzünün gözünün kapkara, toz toprak içinde oluşu, rol gereği yapılmış makyaj gibi algılanırdı. Gülmemek mümkün değildi.

Reco, oyunun değişmez teması idi. Bütün oyunlar onun üzerine kurulurdu. Aziz’in Kahvesi’nden sonraki ikinci durağı Cafer’in Lokantası idi. Boş bulduğu bir yere ilişir ilişmez, aşçı Ali Usta, yemeğini garson Nuri ile gönderirdi. Garson Nuri’de yemeği masaya koyar koymaz oklarını savururdu. “Hasbinallah, bırak ta yemeğimizi yiyelim” dercesine cevap vermeden başını iki yana sallardı. Kimseye yanıt vermeden yemeğini yer, çıkarken hesap yerine geçen bakışlarını mutfaktaki Ali Usta ile  çakıştırıp, elini de göğsüne doğru kaldırarak oradan uzaklaşırdı.

Sineması, televizyonu, tiyatrosu ve hiçbir eğlence aracı olmayan bir kent için o önemli bir faktördü. Bu yüzden onu hem hoş tutarlar hem de oyunun dozunu en uç noktaya kadar zorlarlardı.

Bir gün aralarında bir heyet oluşturup kentin yargıcına gönderir “Hakim bey, biz ona bir oyun yapacağız, sizden yardım istiyoruz.” derler. Yargıç, öneriyi eğlenceli bulur ve kabul eder. Mübaşiri çarşıya gönderir,  “Hakkında şikayet var” diyerek mahkemeye çağırttırır. Çaresiz yargıcın huzurundadır. Mahkeme tıklım tıklım izleyicilerle doludur. Yargıç sorar: “Sen bunların anasına avradına küfür etmişsin öyle mi?”  “Ben bunların anasını……..” başlayıp cümleyi tamamladıktan sonra, “Bunlar yalan söylüyorlar”  diye biten yanıt  tüm mahkemede bulunanları yerlere yatırmaya kafi gelir. Oyun tamamlanmıştır. Burada dikkati çeken husus mizaha çok önem veren  Anadolu insanı, yargıca da bir ol biçmiştir.

            Bir başka gün kaportacı Numan Usta, heyecanlı bir şekilde onu yakalar ve “Aman ocağına düştüm. Eve misafir gelmiş, şu paketin hemen eve gitmesi gerek, benim çok acil işim var. Zahmet olmazsa bunu bizim eve bırakır mısın?” diye ricada bulunur. Çok inandırıcı bir şekilde yapılan bu oyunu yutmuştu.  Paketi alıp kendi yürüyüş temposuyla eve doğru giderken Numan Usta bir alt sokaktan koşarak eve gelir ve eşine “Şimdi Reco gelecek elindeki paketi al, içeriye davet et ve boynuna sarıl”nı der ve kendisi de kapının arkasına saklanır. O gelip kapıyı çalar, kapı açılır, paketi alan bayan boynuna sarılmaya yeltenirken Numan Usta kapının arkasından çıkar “Vay ırz düşmanı ben seni evime gönderdim, sen benim namusuma göz koydun.” diye üzerine atılır. Neye uğradığını şaşırır ve kendini panik içinde çarşıya atar. Numan Usta olayı daha başlamadan herkese haber vermiştir zaten. Çarşıda büyük bir izleyici topluluğu onu beklemektedir. Yine bir oyun  daha sahneye konmuştur. Oyun kapalı gişe aylarca sahnelenir.

            Recep Çoban. Bir kentin isimsiz mizah kahramanı. Verimli Anadolu toprakları her yöresinde böyle ustalar yetiştirdi, hepsi gönüllerde yer etti. O’da bunlardan biriydi. O’nu sevgiyle anıyoruz. Nurlar içinde yatsın.Kendini büyük zanneden avanaklardan daha büyüktür O.

            Sevgili Recep Çoban…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
'r' Soldaki harfi yazın 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com