AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ
ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

HAZİRAN  1997  SAYI: 7

TİLKİ   

Ne yeşil çim sahalar, ne rengarenk futbol ayakkabıları ne de futbol oynamak için türlü türlü futbol topu vardı. Ama büyük bir futbol heyecanı yaşanıyordu. Hem de ne heyecan. Öyle bir heyecan ki çoğu kez kavga, gürültü ve kanla sonuçlanıyordu. Bu heyecan yeşil sahalar yerine taşlı topraklı, çakıllı düzlükleri futbol sahası yerine, Trabzon lastiği, ya da cızlavet lastik ayakkabıyı futbol ayakkabısı yerine, her tarafı yamalı yuvarlak bir meşin parçasını da futbol topu yerine koyuyor ve futbol heyecanı ile kitleleri coşturmaya yetiyor da artıyordu bile…

O tozlu topraklı, taşlı çakıllı, düz alanlarda oynanan futbol maçlarında yaşanan heyecan kentleri birbirine düşürüyor, futbol sahada oynanan oyun olmaktan çıkıyor, kentler arası savaş ortamları yaratılıyordu. Böyle ortamlarda da iyi futbol oynayan, iyi top koşturan yetenekler toplumun ilahı olarak kahramanlar arasında yerini alıyor ve çok itibar görüyorlardı. Çok iddialı bir komşu kent maçında, maçın kaderini değiştiren, takımını mağlubiyetten galibiyete taşıyan yetenek, kahramana olmaz da ne olur? Kentin komşu kente karşı onurunu kurtarıyordu. Bundan daha büyük  bir şey olabilir miydi ki?...

Toplum böyle kahramanlarına unvanlarını da hiç tereddütsüz veriyordu. Ünlü futbolcu Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen’e “Şeytan” unvanını veren de  aynı toplum değil mi? O yıllarda şeytan adı akıllara gelmemiş olmalı ki O’na şeytan yerine “Tilki” unvanını vermişti bu bölge toplumu. Böyle bir unvan boşuna verilmez ki. “Tilki” denmesinin ardında oldukça kurnaz, ve akıllı olması, tilki gibi ince, zayıf, çelimsiz, ama akıllı, zeki, kurnaz, çevik, rakiplerinden kolayca sıyrılabilen, ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini kimsenin kestiremeyeceği ve en önemlisi attığı gollerle takımını galibiyete taşıyan, rakip takımlara karşı seyircisinin onurunu yücelten bir yetenek…

Buraya kadar anlatılanlarda çok olağan üstü bir durumun olmadığı dikkati çekebilir. Çünkü böyle yetenekler her toplumda vardır zaten denilebilir. Ama O’nun asıl özelliği çok daha çarpıcı. En iddialı, en onur mücadelesi verilen maçlarda yalın ayak futbol oynaması en belirgin özelliği. Futbol ayakkabısı zaten yok. Maçta ayağında ya cızlavet lastik ayakkabı ya da Trabzon lastiği ayakkabı var. Ama stresli ve gerilimli maçlarda bunlar onun konsantrasyonunu bozuyor. Bu nedenle yalın ayakla top oynuyor ve takımını galip getiriyor. Galip gelinen maçtan sonra ayaklarındaki yara ve berenin hiç mi hiç önemi kalmıyor. Halk onu omuzlarda sahanın  dışına taşırken ayağındaki yara ve bereleri çoktan unutmuş, zafer sarhoşluğu ile coşmaktadır.

Fakir değil. çok fakir bir ailenin çocuğuydu. Ama eğitim görmüştü. Dönem itibariyle en iyi eğitim görenlerin arasındaydı. Bu durum onun itibarını daha da yükseltiyordu. Öylesine fakir ailelerin çocuğunu okutabilenlerin sayısı  fazla değildi. Bu nedenle gittiği her yerde sevgi ile karşılanıyordu. Bu itibarı sadece futboldaki olağanüstü yeteneğinden kaynaklanmıyordu. Tiyatral yeteneği de bunu pekiştiren bir unsurdu.

Kentin kültürel faaliyetleri arasında yer alan temsillerde oynadığı oyunlardaki rol yapma yeteneği de tüm halkı kendisine hayran bırakıyordu. Yazılı metinlerden hoşlanmıyordu, doğaçlama oynamayı tercih ediyordu bu yüzden. Pratik zekası ve hazır cevaplılığı üstlendiği rolü ilginç bir hale getiriyordu. Oyun sırasında kullandığı ilginç araç gereç ve aksesuvar  izleyiciyi çılgına döndürüyordu. Toplum içinde ve günlük yaşamında olabildiğince mütevazı olan bu kişi oyunlarda, performansına erişilmez müthiş bir sahne sanatçısı olup çıkıyordu. Verdiği tadı, yaşattığı heyecanı bugün bile pek çok profesyonel sanatçıda bulmak mümkün değildir.

Berberi canlandırdığı bir oyunda, aylardır traş olmamış müşterisinin sakalını yumuşatmak için ayaklarını kaynar su dolu leğene batırmaya zorlayıp, odun baltası ile sakalını traş etmeye kalkışması sırasındaki oyun yeteneği aylarca izleyenlerin dilinden düşmemişti.  Futbolcu olarak da, tiyatrocu olarak da olanak sağlanmış olsaydı hiç kuşkusuz adı bugün Şener Şen’lerle, Kemal Sunal’larla, İlyas Salman’larla, Şifo Memet’lerle, Hakan Şükür’lerle, Rıdvan Dilmen’lerle birlikte anılacaktı.Belki de o, bilinçli olarak en kutsal mesleklerden biri olan  öğretmenliği bilerek tercih etmişti. Eminiz ki öğretmenlikte de çok başarılı olmuştur. Başarılı meslek yaşamının sonunda emekliliğin tadını çıkarıyor olmalı şimdilerde…

Hep düşünürüm, ülkemizde pek çok yetenek layık olduğu yeri bulabilmiş midir diye… Kesinlikle hayır… Ne rahmetli Tanju Okan o muhteşem sesiyle hak ettiği yere gelebildi, ne de pek çok yetenekli sanatçı ya da sporcumuz. Demek ki sadece yetenek kafi gelmiyor. O yeteneği en iyi bir biçimde değerlendirebilmek önemli olan.

Mehmet AKYIL da o müthiş yeteneği ve zekasıyla küçük bir kentte sınırlı olanaklarıyla bir atlama yapamaması bundan olmalı. Büyük ve olanakları iyi olan bir kentte yaşamış olsaydı sonuç farklı olabilirdi kuşkusuz.

Toplumlar geliştikçe bu tür eksikliklerini de  o oranda gidereceklerdir diye düşünmekten kendimi alamıyorum…

Seni sevgiyle anıyoruz… Sevgili TİLKİ…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
3+4 kaçtır? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com