AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ
ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

MART  1999  SAYI: 11

          TARİHÇİ BİR GEZGİNİN GÖZÜYLE ADİLCEVAZ

Abdurrahim Şerif BEYGU

Yıl 1930. Gölün güzelliğini seyrederek kuşluk zamanı Adilcevaz’a vardık. Üç saat kadar kahvenin bahçesinde halkla sohbet ettik. Geçmişte yaşadıkları sıkıntılardan dolayı Cumhuriyete kavuşmaları nedeniyle duydukları minnet ve şükranı tarif etmekte aciz kaldıklarını belirtiyorlar. Adilcevaz halis Türk’tür. Kadim aile isimleri Kurtoğulları, Koyunoğulları, Kılıçağasıoğulları, Yeniçerioğulları, Taşdemiroğulları gibi her biri vaktiyle İran Savaşında büyük yararlıklar göstermiş  ailelerdir. Adilcevaz’ın Alacaatlı, Hızırşah, Dikiz Mahalleleri vardır. Yüksek kayalar üzerindeki surlarla bunların değişik kapıları Adilcevaz’ın tarih içinde önemli  ve faal bir rol oynadığına delalet eder. Bu kale ve surların Doğu Romalılar döneminden kaldığı anlaşılmaktadır. Kale kapısının yüksek duvarlardaki kaidesinde kara taşın üzerinde silik Latince oyuk yazılar belli olmaktadır. Ve yine bunun yakınında büyük bir taşta kabartma bir el resmi ayrıca bir heykel kaidesi olduğu anlaşılan bir taş daha vardır, eğer kazı yapılırsa daha birçok tarihi eserin ortaya çıkacağı aşikardır.

Bu surları dolaştıktan sonra kabristanları tetkik ettik. Bir bahçe içinde Hızırşah’ın kitabesini okuduktan sonra fotoğrafını çektim. Sur dışındaki kabristanlarda üç tane kırık toprağa gömülü koyun heykeli gördüm. Yalnız yüksek kayalar üzerindeki surların birisinde küfi bir kitabenin tetkikini ikindi serinliğine bıraktım. Süphan dağına çıkmayı çok arzu ettim. Fakat buna şimdilik imkan olmadığını anladım.

Süphan Dağı 4445 metre yüksekliğinde olup, çevresi 120 km.dir. Dağın etekleri Van Gölü kıyılarına kadar iner. Dağın meyli birçok yönden dik ve sarptır. Tepesine en kolay çıkış Evrengazi Köyü’nden yapılır. Bu dağda ne ağaç ne çalı vardır. Yalnız dikenli otlar bulunur. Taşlar hafif, renkleri esmer ve bozcadır. Güney tarafındaki taşlar siyaha yakındır. Mağaralar en fazla Malazgirt tarafına düşmektedir. Bu derin mağaralardan gürültüler duyulmaktadır. Dağın üstündeki büyük ve küçük tepelerin arasında gayet soğuk küçük bir göl vardır. Ancak suyunu kamışla içmek mümkündür. Bu dağın tepesinden Van Gölü mavi bir şerit gibi görünür. Van şehri, Muş Ovası dağın dibine kadar yanaşır. Otuz beş saat mesafede bulunan Palandöken tepeleri, Ağrı Dağı, Muşin Dağları görülebildiği gibi Murat ve Bendimahi nehirleri  ince bir çizgi gibi görünür. Tepelerin aralarında kar tabakaları devamlı mevcuttur. Bu dağın tepelerinde karın kalktığını gören olmamıştır. Bu kar tabakaları değişik renkleri yansıtırlar. Karlarda beyaz hortuma benzer kurtlar vardır. Bunlardan birisi bir bardak suya konulduğunda su buz gibi olur. Dağda ayı, kurt yabankeçisi, tavşan, tilki, sansar ve irili ufaklı birçok böcek bulunur. Eteklerinde çok eski Türk köyleri bulunmaktadır. Bazıları; Evrengazi, Karagöl, Cihangir, Dizginkale, Kucak, Köseler, Gültepe, Enzingan, Aktepe, Seydimerdan köylerdir. Bu köylerde kümbet, kale harabeleri olmakla beraber  eski kabir taşları da mevcuttur. Dağın Adilcevaz yönündeki eteğine yakın bir yerde Şair Emrah’ın kabrinin bulunduğu söylenmektedir.

Günün sıcağı azalmıştı. Adilcevaz’ın bahçeleri arasından yürüyorduk. Duvarlarla çevrili sık ağaçlı bahçelerin gölgeli dar yollarından ağır ağır gidiyor ve bir taraftan da buranın meşhur olan kayısılarının yapraklar arasından görünüşüne bakarak ağzımız sulanıyordu. Bu latif bahçe yollarından çıktık. Kalenin eteğine geldikten sonra kayısı ağaçlarını dibinde biraz istirahat ettik. Bu arada ceplerimize o nefis kaysıları yerleştirmeyi de ihmal etmedik. Biraz dinlendikten sonra surların diplerinde dolaşıyor, bunların üstünde kitabe arıyorduk. Yüksekte uzun bir satırdan ibaret kitabe gördük. Okunması zor olan küfi hatla yazılmış bir kitabe idi. Bunun fotoğrafını almak güçtü. Çünkü bulunduğumuz yerin altı uçurumdu. İkinci bir surdan geçerek eski Adilcevaz’ın bulunduğu yere geldik. Dört tarafı surlarla çevrilmiş, bunların dayandığı dik kaya cidarları çok yüksek idi.  Burada eski bina enkazı, evlerin temeli küçük küçük yığınlar halinde görünüyordu. Tabiatın bahşettiği bu hakim kaleyi terk ederken Mardin Kalesi aklıma geldi. Timurlenk’in müthiş kuvvetiyle zaptından aciz kaldığı bu tarihi kale bu sayede şöhret kazanmıştır. Kim bilir Adilcevaz Kalesi de tarihe geçmeyen kaç defa düşmanın hücumlarını etkisiz hale getirmiştir.

Bulunduğumuz yerden Van Gölü’nün üçte ikisi görünüyor. Kaleye çıkarken hava rüzgarlı idi. Şimdi rüzgar şiddetini artırmış, göl bu rüzgar altında hırçınlaşmış adeta kudurmuştu.

Ahlat dört saatlik mesafeden sahili hilal şeklinde kucaklamış bir vaziyette görünüyordu. Güneş bunanın kesif ağaçları arasından Ziya Şelalesini sahil ve göle aktarıyordu. Harap kalesinin içindeki kubbeler, minareler ağaçlar arasından kümbetler görünüyordu. Ahlat buradan çok muhteşem bir manzara arzediyordu.

Güneş gruba yaklaşmıştı. Buradan manzarayı heyecanlı bir zevkle temaşa ettikten sonra surlardan dikkatle aşağıya indik. Akşamüzeri bir kamyon geldi Ahlat’a doğru hareket ettik.

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Türkiye'nin baş kenti hangi şehirdir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com