|
TEMMUZ 1999 SAYI: 12
MAHMUT HOCA
Rahmetli Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz eserindeki Mahmut Hoca’yı bilmeyeniniz yoktur. Sevimli, halden anlayan, otoriter, toleranslı, mantıklı, hoşgörülü onun pek çok özelliklerinden bazıları. O, bir roman ya da öykü kahramanı. Gerçek hayatta benzer karakterler var mıdır diye soracak olursak, kıvrak zekalı, Anadolu insanının çok daha renkli simaları olduğu kuşkusuz.
Bu Mahmut Hoca, o Mahmut Hoca değil ama, ondan daha renkli, ondan daha esprili, ondan daha hoşgörülü ve ondan daha otoriter olduğu konusunda iddiaya girebiliriz. Bunu ancak öğrencileri bilir. Rıfat Ilgaz’ın Mahmut Hocası’nın Hababam Sınıfları sayısız kereler televizyonlarda yayımlanmış olmasaydı, öğrencilerinin dışında bizler nereden bilecektik? Bu Mahmut Hocayı da ancak biz öğrencileri biliyoruz. Öğrencileri arasında bir televizyoncu çıkmadı ki, onu tanıtan bir dizi yapsın da tüm Türkiye onu tanısın. Bu bizim beceriksizliğimiz olsa gerek. Böyle bir olanak olsaydı acaba kendisi buna izin verir miydi o da ayrı bir konu.
Örneğin ben bizim gazetenin bir sayısında biyografisini yazmak için iznini istedim. “Ne gereği var, bana gelinceye kadar yazılacak başkaları var.” diyerek bana izin vermedi. Ben onu atlayıp bu cesareti gösteremedim ya bana kızarsa diye. Ama içimdeki onu yazma arzusu öylesine büyüdü ki şimdi izin almadan yazıyorum, en şiddetli kızgınlığını bile göze alarak. Eğer yazmasam ona karşı ödevimi yapmamış sayacağım kendimi.
1915 yılında Ahlat’ta gözlerini açmış dünyaya. O günün koşulları içinde, Bitlis’te yatılı olarak okurken okul kapanıvermiş. Okuma arzusuyla dolu olan Mahmut Hoca’mız Elazığ’da öğrenimine devam etmiş ve 1937 yılında Sivas Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra Kars’ın Ardahan İlçesinde öğretmenliğe başlamış. Bir süre Diyarbakır’da Köy Enstitüsü’nde eğitmen yetiştirmiş ve bir süre de gezici başöğretmenlik yapmış. Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde Maarif Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş. 1960 yılında Ahlat’ta Başöğretmenlik yaptığı dönemde onu tanıdım. Bizim Hababam sınıfı, Ergezen İlkokulu beşinci sınıf, sınıfımızın duvarını dördüncü sınıfın üstüne yıkma çabaları içindeyken onu karşımızda bulduk.
Sınıfın en küçüğü olduğum ve en ön sırada oturduğum için sınıf duvarını yıkma cezasını ben çektim. Sıkılı yumruğundan ileriye doğru çıkmış baş ve orta parmağının sert çıkıntıları kafamda beş-altı hasar meydana getirmişti. Bu hasardan daha beteri o gittikten sonra tüm sınıfın alay konusu olmaktı. Herkes dayaktan kurtulmanın tadını çıkarıyordu ben hariç. İkinci büyük hadise aynı sınıfta okumakta olduğumuz oğlu Süleyman’ın bitirme sınavlarında sınıf geçemeyen tek öğrenci olmasıydı. Günümüzle kıyaslandığında ne kadar ilginç olduğu ortada. Mahmut Hoca, çocuğuna iltimas etmek bir yana, yanlış değerlendirilmesin diye kendi çocuğunu sınıf geçirmemişti. Oğlu Süleyman başarısız değildi. Sınıfın en başarılılarından biriydi. Mahmut Hoca bu, ta o zamandan Mahmut Hoca olmaya karar vermişti çünkü.
Mahmut Hoca’yı Mahmut Hoca yapan özellikler o kadar çok ki, hangisini burada anlatacağıma karar veremiyorum. Çünkü, buna bize ayrılan yer yetmeyecektir. O halde çok belirgin olanlarına değinebilirim ancak.
Güzel bir İstanbul Türkçe’si konuşuyordu. İstanbul Türkçe’sinin arasına arada bir karıştırdığı Ahlat’ta konuşulan öz Türkçe’yi karıştırdığında bizleri yerlere yatırıyordu. En çarpıcı sözlerinden birisi; o dönemlerde suyu bulunmayan okul tuvaletlerinde, kenarları kirleten öğrencilere söylediği sözlerdi. Eliyle yaptığı küçük bir yuvarlağı göstererek “bu kadar deliği”, sonra iki eliyle daha büyük bir yuvarlak yaparak “bu kadar deliğe uyduramıyor musunuz?” diye bizleri yerlere yatırmasıydı.
İlkokul bittikten sonra. Ahlat Orta Okulu’nda Tarım-İş derslerimize geliyordu. Burada bizlere yaptırdığı çalışmalar sonucu hepimiz el becerisine sahip birer usta olarak okulu bitirdik.
Ahlat’ta lise olmadığı için dışarıda okuduk, oğlu Süleyman’la birlikte liseyi. Her yerde soluğu ensemizde oldu. Lise sonrası üniversiteye girmeden bir ara öğretmen vekilliği yapmaya başladık. Oğlu Süleyman da bu gurubun içindeydi. Bu kez İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak amirimiz olduğu için onun gözetim ve denetimi altındaydık. Tesadüf bu ya, oğlu Süleyman’la yan yana köylere düşmüştük. Mahmut Hoca’nın teftişleri dayanılmaz bir hal almıştı. Milli Eğitim Müdürü olarak her hafta teftişler karşısında diğer öğretmen arkadaşlarımızın alay konusu olmaktan kendimizi alamıyorduk.
Hiç birimiz, onun yaptığımız bir yanlış için Ahlat Türkçe’siyle söylediği “Gözün kor olmaya” sözünü unutmuyoruz… Mahmut Hoca’nın söylediği çok daha fazla sözler de var ama bunları yazmaya yerimiz yetmez.
Mahmut Hoca, 1973 yılında 36 yıl emek verdiği ve sayısız öğrenci yetiştirdiği çok sevdiği öğretmenlikten emekli oldu. Halin Ahlat’taki evinde yaşamını devam ettirmektedir. Gördüğümüz an dizlerimiz titremektedir. Ahlat Türkçe’siyle yaptığı esprilerle öğrencilerini fırçalamaktadır. Biz ona borcumuzu nasıl ödeyebileceğimizi bilememekteyiz.
Mahmut Hoca, Mahmut Hocam. Ellerinizden öperiz, Hocam…