|
AĞUSTOS 1994 SAYI: 3
BAKARSAN TARİHİ ESER,
BAKMAZSAN HARABE OLUR…
Bekir Sıtkı ÖZYURT
Kültür varlıklarını korumak ve yaşatmak her insanın görevidir. Çünkü bunlar sahip oldukları toplumun yaşayış, inanç, bilim ve teknolojilerini daha ileriki tarihlere aktaran araçlardır. Bunlar arasında en fazla korunma gereksinimi olanları da tarihi eserlerdir. Bu eserler geçmiş zamanlardaki dış etkenlerden, iklim şartlarından yaralar alarak günümüze kadar yaşamayı başarmış eserlerdir.
Ancak bu gibi etkenlere karşı dimdik duran bu nadide eserler en büyük düşmanları olan insana karşı koymayı başaramamaktadırlar. Burada kastettiğim insanlar çıkarlarını daima toplumun üstünde tutan tarihi eser kaçakçıları, hazine avcıları gibi insanlardır.
Bu insanlara ve bunların neden oldukları zararlara dünyanın her yerinde rastlayabilirsiniz. Ancak zengin bir tarihi eser potansiyeline sahip olan ülkemizde bu olay diğer yerlere nazaran biraz daha fazla olmaktadır. Örneğin “Zeus Tapınağı”, “Elmalı Sikkeler” gibi.
Tarihi eser yağması daha çok geçmiş kültürleri yaşatan ve bünyesinde çok eser barındıran yerlerde olmaktadır. Bunlara bir örnek olarak Ahlat’taki tarihi eserlerimizin tahribatına değinmek istiyorum.
Ahlat’taki eserler 500 ile 1000 yılı geride bırakarak günümüze kadar gelmeyi başarmış fakat son yüzyıldaki korumanın yetersizliği ve insanların bilinçsizliğinden dolayı birçok tahribata uğramıştır. Özellikle dünyanın en büyük mimarı olan Mimar Sinan’ın eseri olan Ahlat Kalesi en fazla saldırıya uğrayan tarihi eserlerdin biridir. Bu kalenin dış kaplama taşları sökülerek başka yerlerde ev yapımında kullanılmıştır. Bunun örneğini çevredeki evlerin duvarlarına bakarak anlamak o kadar da zor değil. Çevredeki evlere baktığınızda düz duvarlı bir yapının ortasında, kenarında alakasız oyma motifli taşlara rastlamak mümkün, eğer bu motifli taşları evi yapan usta yaptıysa, dengesiz olarak yerleştirmesi anlamsızdır. Bu gibi örneklere çok sık rastlanmaktadır. 1970’li yıllarda bile doğu yüzeyindeki taşların çoğunluğunun mevcut olduğu fakat restorasyon öncesi hemen hemen hiç kalmamış olmasının nedenini bu yamalı evler gayet iyi açıklıyor sanırım.
Diğer bir tahribat ise Ahlat’ın en yoğun tarihi eserlerine sahip olan İkikubbe Mahallesi’nde görülüyor. Bu bölge Kültür Bakanlığı tarafından “sit” alanı olarak ilan edilmesine rağmen burada hala yeni yapıların yapılmasına göz yumulması bölgenin tarihi yapısını bozmaktadır.
Ayrıca görevi tarihi eserleri korumak ve onarmak olan bir kurumumuzun yapmış olduğu bir tahribat vardır ki bunun nasıl yapıldığına akıl sır erdirmek mümkün değildir. Amaç ne olursa olsun bir tarihi esere çivi ve benzeri bir şey çakmak kesinlikle o esere zarar vermektedir. Ancak adı geçen kurum bu eserlerin aydınlatılması için yaptırmış olduğu elektrik çekimlerinde kalın elektrik kablolarını çivilerle açıktan o güzelim oyma motiflerin üzerinden geçirerek yaptırmıştır. Bunu yaparken bir taraftan bir hizmette bulunmuş, diğer taraftan korumakla görevli olduğu eseri tahrip etmiştir. Aynı kurum bu eserlerin künye tabelalarını da teneke levhalara yazdırarak yine çiviyle mevcut esere monte ettirmiştir. Oysa bunların eserlere zarar vermeden yapılabileceği kesindir.
Yine aynı kurum yaptırdığı restorasyon çalışmalarında birçok hatalı ve eksik çalışmalar yaptırmaktadır. Örneğin Kale Mahallesi’ndeki Kadı Mahmut Camii ve İskender Paşa Camii’nin taş işçiliğinin ne kadar kötü ve baştan savma olduğunu, aynı restorasyon çalışmalarında yer döşemesi olarak kullanılan kaplama taşlarının şimdiden kırıldığını görmezlikten gelerek tarihi eserlerimize yarardan çok zarar vermektedir.
Eğer bu davranışlarımıza devam edersek, tarihi eserleriyle gurur duyduğumuz Ahlat’tan utanmaya başlayacağız…
DOĞU GEZİSİNE ÇIKAN
BÜYÜKELÇİLER AHLAT’A HAYRAN KALDILAR…
Doğu ve Güneydoğu gezisine çıkan yerli ve yabancı gözlemciler,Ahlat’ın tarihi ve doğal yapısına hayran kaldılar.
Bu konuda Hollanda Büyükelçisi: “Benim Ülkemde böyle yerde değil yaşamak seyretmek bile paralı olurdu” diyerek Ahlat’a karşı olan beğenisini dile getirdi.
Ayrıca asırlardır dimdik duran tarihi eserlerle bütünleşen doğa ve insanların misafirperverliği de etkili unsular arasındaydı…