|
OCAK 2001 SAYI 14
UNUTAMADIKLARIM…
Kibrit kutusu gibi düzgün sıralanmış dükkanlarını, iki tarafı söğüt ağaçlarıyla kaplı yukarıdan parka doğru inen düzgün caddesini, kentin göle en hakim yerinde Kaymakam Kenan Aybek tarafından inşa ettirilmiş, Sürgün Şevket tarafından Yamlar’dan getirilmiş doğal çimlerle donatılmış, doyumsuz mehtabın seyredildiği güzel parkını unutamıyorum. Cafer’in Lokantası’nda yediğim tas kebap ve kızartmayı, İhsan Azap’ın demli çaylarını, Aziz’in kahvesini, Yurttaş’ın Bando Takımını, deniz bayramlarını, her deniz bayramında tük dereceleri kazanarak göğsümüzü kabartan ve tüm kente doyumsuz hazlar yaşatan Naci Akpolat’ı unutamıyorum.
Demirci Hanifiyi, Behçet Horasanı, Resimci İhsanı, İmamoğlu İdirisi, Gardiyan İsmaili, Acem Celalı, Keçi İsmaili, Mecit Ustayı, Çelebiyi, ŞoförNecatı, Pilotu, Cafer’in Aliyi, Ali Kocayı, Simsar Yusufu, Simsar Selimi, Simsar Nazımı, Durak Ustayı, Turan Ustayı, Niyazı Ustayı, Nalbant Abdullah Ustayı, Muhtar Abdurrahmanı, Berber İdrisi, Yunus’un Şevketi, Mustafa Karayı, Halil Çavuşu, Dellal Yaşarı, Çöpçü Memduhu, Kalaycı Hüseyini, Terzi Kadriyi, Kuyumcu Ahmeti, Halil Demiri, Ziraatçi Suatı, Doktor Kemal Süzeri, Savcı Oktayı, Şeyh Cesimi, Kaymakam Mecit Sönmezi,Yusuf Beyi, İsa Efendiyi, Mahmut Hocayı, Mevlüt Aydoğanı, Develikli Hilmiyi, Nalbant Mahmutu, Kasap Musayı, Sebzeci Abası, Dondurmacı Hüseyini, Toso Ahmeti, Hulusiyi, Hasan Hüseyini, Garmuçlu Rüstemi, Defçi Abdiyi, Laz Memedi, Veziroyu, Aşçı Nusreti, Soför Bakiyi, Fırıncı Emini, Kor Ömeri, Hasan Onbaşıyı, Tunuslu Hamdiyi, Kahveci Ziyayı, Tahsildar Hüsamettini, Musa Yorulmazı, Haciderviş’in Memedi, Golot İbrahimi, Ateş Osmanı, Deli Şükrüyü, Kahveci Yaşarı, Davazı, Küçük Memedi, Gando’nun Osmanı, Gado Hocayı, Gade Hocayı, Reşat Çavuşu, Dırtık’ın Bekiri, Komsöken Aliyi, Ejder Gemalmazı, Şoför Yaşarı, Cemil Dayıyı, Kamil Dayıyı, Topal Muzafferi, Celal Sümeri, Kürümoğlunu, Aslı’nın Ahmedi, Koğozlu Aslanı, Rabia Teyzeyi, Sıdıka Teyzeyi, Süslü Memedi, Tahsin Ustayı, şiir sevenlere ve sanattan anlayanlara doyumsuz hazlar tattıran büyük şair Kazgölü, Doktor Nurettini unutamıyorum.
Hanik’i, Hulik’i, Yoğurtyemez’i, Develik’i, Abdurrahmangazi’yi, Uludere’yi, Merdenbaba’yı, Sultanseyit’i, Aktaş’ı, Sütey’i, Bıhbıcık’ı, Karga Köprüsü’nü, Harabaşehir’i, Guştuyan’ı, Cizirok’u, Nazik’i, Purhus’u, Kers’i ve öğretmenlik yaptığım Mezik’i unutamıyorum.
Elcevaz’la yapılan maçlardaki heyecanları, Malazgirt’te verdiğimiz müsamereyi unutamıyorum. Unutamadıklarım sadece bunlarla sınırlı değil, gözümü açıp gördüğüm ve yirmi yıl yoğrulduğum zengin bir kültürün izleri bu kadarla sınırlı değil elbette.
Telden yaptığım arabamı, ağaçtan yaptığım cambazımı, makaradan yaptığım şeytan arabasını, bir türlü çevirmeye doyamadığım çemberimi, buralarda adına topaç denilen delememi, trampetimi, karpuz kabuğundan yaptığım arabamı, beş yaşımdayken denizde boğulduğumu, denizden bir genç kız tarafından kurtarıldığımı, onbeş yaşımdayken evden kaçtığımı, aşkın ne olduğunu bilmediğimi, sıra arkadaşım Selnur ile bir üst sınıftaki Kirbenin aşklarının ne kadar büyük yankı uyandırdığını unutamıyorum.
Kış aylarında ailelerimizden gizli yıkandığımız Karakol Çeşmesini, iskeleye yanaşan gemilere binmek için itişip kakışımızı, iskeleden ayrılan geminin halatına yapışıp bir süre açıldığımızı, Ahlat Şenliklerini, Yar Kardeşlerin konserlerini unutamıyorum.
Sayın Sıtkı Sayının yolun iki yanındaki güzelim ağaçları neden kestiğini, Ahlat Şenliklerini yapmaktan neden vazgeçtiğini, Muzaffer Sayın entelektüel bakışını, son dönemlerde leş kargalarının yem kapmak için tepinmelerni, onurlu ve haysiyetli insanların kenara çekilip, vurguncu, talancı, dalavere ve dümenci açgözlerin neydanlarda nasıl cirit attıklarını unutamıyorum.
Unutamadığım daha çok şey var, ancak bunları buraya sığdırmak mümkün görünmüyor. Ama asıl önemli olan bunları hatırlayacak kaç kişi kadı aramızda?
Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar, bunları ben unutamıyormuşum kaç yazar?...
Öyle değil mi?...
VAN GÖLÜ KİRLENİYOR…