AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ
ON YIL ÖNCE AHLAT GAZETESİ

TEMMUZ 2001 SAYI 16

VAN GÖLÜ CANAVARI

Burçay ANGER        


Van Gölü, antik adıyla Tuşba Denizi, derin çanak biçimli sonsuza kadar sönmüş bir volkandır. Uzun zaman içinde insan yerleşmesinin yoğunlaşmasıyla çevre dağları zaten pek verimli olmayan toprak katı nedeniyle de tamamen kıraçlaşmış. Bu yüzden kışın yoğun yağıştan sonra eriyen kar ile çok miktarda su, gölü ha bire doldurup durur. Akacak bir ırmağı da yoktur ve bu yüzden göl giderek hızla büyümekte, seviyesi yükselmektedir. Belli ki, bu yükselme 16.yüzyılda başlamış, göl iyice yayılmış, büşümüş Yavuz Sultan Selim ünlü Doğu Seferi’nde ordusundaki İstihkam Yeniçeri Çavuşu Sinan adlı birisi Hünkar’ın isteğiyle, ordu ağırlığını kuzeyden güneye, Gevaş kıyılarına geçirecek bir sal (feribot gibi bir şey) yaparak ilk kez ustalığını gösterecek, geleceğin meşhur Mimar Sinan’ının müjdesini verecektir.

O eski rıhtımın izleri hala Ahlat kıyılarında seçilebilmektedir. Demek ki neymiş? 13. Ve 14. Yüzyılda henüz seviyesi alçak alanı küçük olan göl kıyılarına yüzlerce, belki binlerce Selçuklu mezarı da (tabi böyle olduğunu gayet ince yazılı ve desenrli mezar taşlarından anlıyoruz ki, üzerleri çoğunluk “Şehidem, merhumem, biricik melek kızım, evladım…” ya da “Yiğidim, aslanım, kahraman oğulcuğum, gözümün nuru..” şeklinde yazılıdır.)

Zamanla göl yükselince sular altında kalmış. Aynı şekilde meşhur Ahtamar Adası ve Kilisesi’nin durumu da böyle. Görünen kilise 10.yüzyıla aittir.  Ancak temelleri çok daha eski zamanlardan kalmış olmalı. Bu küçük ama önemli dini merkez, Anadolu Ermeni toplumunun ilk ve kesinkes Bizans Ortodoks kültür zekiminden ayrılmasını ifade eder.

Ermeniler, hayli ayrıntılı farklılıkları bulunan “Gregoryen” ayrılığını burada başlatmışlardır. Ayrıca bin yıl sonra 1980’li yıllarda Van ve Bitlis merkezli kanlı Ermeni ayaklanmalarında “Taşnaksütyun”cu milislerin burasını gizli, İngiliz destekli cephanelik olarak kullanılmasına bakılırsa, isyancı bir kimliği de temsil ettiği görülür.

Kuşkusuz bin yıla yakın faaliyet gösteren bu kilisenin çevresinde geniş bir mezarlık da yer almaktaydı. Zaten adının evvelce, ince dipli, kaşık biçimli bir burun olduğu tahmin ediliyor.

Belli ki, zaman içinde su seviyesinin yükselmesiyle adaya dönüşmüş, çevre ve mezarlığı da göl içinde kalmıştır.

 

       GÖZLÜK

Geçtiğimiz günlerde Kurucu Üyesi olduğum iki ayrı vakfın Genel Kurulları yapıldı. Birincisinin Genel Kurulu’na katılma gereği duymadı. Onlar da zaten bunu istiyorlardı, memnun olmuşlardır eminim.

Kimse bana katılma gerekçemi sormadı, oysa gerekçem hazırdı. Ancak gerekçemi Genel Kurulu’na katıldığım ve Kurucu Üyesi olduğum ikinci vakfın toplantısında hiç ilgisi olmayan bir muhterem zat benim yerime açıkladı.

Açıklama doğruydu, memnun oldum, ama ilgisiz bir kişi tarafından dile getirilmesi üzdü beni.

Kurucu üyesi olmaktan onur duyduğum BETAV’ın Genel Kurulu, Devlet Bakanımız Sayın Edip Safter Gaydalı, diğer milletvekillerimiz, Bitlis Valisi Uğur Boran ve seçkin davetlilerin katılımı ile gerçekleşiyordu. Toplantı BETAV’ın çok değerli Başkanı Sayın Cemil Özgür Bey’in zarif evsahipliğinde mükemmel bir ziyafetle başladı. Daha sonra Sayın İrfan Cenkçi’nin Divan Başkanlığı yaptığı Ğenel Kurul çalışmasına geçildi.

Protokol konuşmaları sırasında bir milletvekilimiz BETAV’ın çalışmalarını övdü. Kendisinin hiçbir katkısının olmadığını belirterek: “Sizi kutluyorum, Vakfi siyasete alet etmeden bu başarıyı gösterdiniz. Bakınız Adilcevaz’a, vakıf kurdular bir şey yapamadılar. Ahlat vakıf kurdu siyasete bulaştı…”

İşte bu son söz önemliydi. Demek ki Ahlat Vakfı’nın siyasete alet edildiğini herkes biliyordu. Üzüldüğüm şey ise, gerçeği en son söylemesi gereken ilgisiz birinin bunu söylemesidir. Asıl söylemesi gerekenler nerede? Onlar sinmişler!..

Çok çaba gösterdim, siyaseti sokmayın dedim, at gözlüğü takmışların ufkunu değiştiremedim. Neyse toplum bu damgayı vurduysa sonları geldi demektir. Bir görüşle ortaya çıkıldığında bir çok ayrı görüşle karşılaşabileceklerini bilemediler.

Neyse onları yok farzedelim. Çünkü zaten yok olacaklar. Yok.. Yookk..

                           İlhami Nalbantoğlu
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Denizin rengi nedir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com