|
Nurdan SÖNMEZ
KobiEfor Genel Koordinatörü
“Dil”den daha fazlası varsa “anlatılmaz yaşanır!”deriz ya, Bitlis biraz öyle. Kendine özgü, sakı bir kent. Dağlarının koynuna sığınarak kurulduğu, uçsuz bucaksız ve serapsız vadisi kadar derin bir tarihi var.
Nice medeniyetler birbirinin üstüne yığılmış Bitlis beşiğinde. Bu yüzden isim üstüne isim de almış; Melekler Şehri”, “Evliyalar Şehri”, “Bilginler Diyarı” “Vadideki Güzel Kent”, “ Beş Minareli Kent” gibi.
Bitlis vadisi Aşık Veysel’in, karnını yaranı gül ile karşılayan toprağı misali “ana”vari. Eğitim ekersen eğitim, yatırım ek yatırım, tohum at “Tarım Vadisi” olsun! Doğası, iklimi, Van Gölü’nün Batısına yaslanmış ılıman soluğu ile kutsal bir bereket mabedi gibi duruyor.
Şehir gerçek adını yakıştırmalardan değil, 1. İskender’in komutanı “Bedlis”ten almış. Yani Makedonya’nın yıktığından daha az bile olsa bir şeyler yapan Kralı İskender’in buraya kurdurttuğu kaleden... Dünya İskender’e kalmaz elbette, Bitlis de. M.Ö. bir tarihte Urartular gelmiş yerleşmiş. Arkasında Asur, Med hükümdarlıkları dizilmiş durmuşlar bu vadinin cazibesine kapılıp maddiyat ve maneviyat üretip gitmişler. Bu cürmünden fazla yer yakmış medeniyetler ne ölmez şeylermiş ki, izleri ve kokuları bugüne sinmiş kalmış. Unutmayayım, devam edeyim bari.. Pers krallığının fetihçi azgınlığı da uzanmış Bitlis’e kadar. II. Dairus, bu güzel vadinin konukseverliğinden yararlanıp, gelip oturmuş “Dairus” deyip geçemeyiz. Ezdiği uygarlığın üstüne çıkmadan rahat etmeyen hırslı bir adam. Sayısız eserler koymuş kendinden.
Uygarlık akışı sürmüş, M.Ö. 4. yüzyılda II. Büyük İskender gelmiş oturmuş. Sürer bu hikaye ama birçabuk gelelim “İsa”ya ve sonrasına. M.S 2. yüzyılda Roma’nın Doğu diliminin bir kenti olmuş, Bizanı›n yani. İşte bizim Bitlis hikayemiz de burada başlar…
Derken 641 yılından sonra Müslümanlar görünmüş. Kim bu müslümanlar? 990-1006 yıllarında Mervaniler... 13. yy.’da da Eyyübiler...Harzemşahlar da var tabi. Bu kadar olacak da Moğalların yolu düşmeyecekti Bitlis’e, onlar da gelmiş. 1040’tan sonraki Bitlis Selçuklu uygarlığınındır. Çaldıran kapışmasından sonra, 1514’ten sonra yani, Bitlis rahatlamış, 500 yıl sürecek bir kulvara, Osmanlı egemenliğine girilmiş.
Peki bütün bu gelgitler Bitlis’i alıp bir yere götürmemiş elbette, Osmanlı burada akıl-fikir üretmişte
üretmiş. Kent bilgeleşmiş adeta. Alimleri olmuş, sanat üreten sanatçıları, fikir üreten mütefekkirleri, ekmek ve su kadar somut ve değerli kültürü ile Küçükasya’nın bu havzasında “Merkez” olup çıkıvermiş. Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın işgali altında geçen onyedi ayı saymazsak Bitlis bugüne miras bir hazinedir. Biri diğerinin üstüne binerek gelen medeniyetler, ister istemez çatışmalı bir tarih yaratır, bu da türkülere siner; “Bitlis’te beş minare, yüreğim dolu yare…”olur.
Cumhuriyet Modernleşmesi başladığında Bitlis “vilayet”likten “il”e geçer. Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz ilçeleri ile Van Gölü kıyılarına çöker oturur. Bitlis’in bu kıyı ilçeleri, tarihten mirası harmanlayan, gölün inci kolyeleri gibidir. Diyelim Ahlat; sanki zaman tüneline girip bin yıl geriye gitmişiz gibi. Selçuklu imzası yapılar, kümbetler.. Ya kızıla çalan “Ahlat taşı”na ne demeli! Doğal izolasyon özelliği ve rengiyle, mimariden oyma ne varsa hepsine, kapı, kümbet, bina, anıt, mezar, her şeye bulaşmış. Şimdi artık bu taşı dünya tanıyor.. Urartular’a Adilcevaz’da rastlayacaksnız, misal, su kanalları ve Kef Kalesi.. Tatvan’da Van Gölü sahillerinin eşsiz güzelliğini, Süphan’ın belalı başını, eteklerinde kınalı keklikleri göreceksiniz.
Gelmişken kendini köylere vurmadan olmaz. Bitlis insanını en sade şekliyle orada bulursunuz. Sessiz, temkinli. Siz anlayasınız diye mi ne, tane tane konuşan Bitlis Kadını. Niye ürkekler acaba?.. Hayalleri var da ondan galiba. Hayallerine apansız bir kılıç darbesi inecekmiş kuşkusundan galiba...
Bitlisli kadın sosyolojik gerçekliğinin sınırlarını zorlamak ve kırmak, girişimci olmak istiyormuş gibi bir duygu uyandırıyor bizde. Somut ipuçlarını da vermiyor
değil. Bitlis’te girişimci kadınlar var. işletmelerine
koydukları isimler de ilginç. “Kadın eli”, “hünerli
eller” v.b.
Ceviz! insan kadar çok var Bitlis’te. Arı!.. insandan da çok. Tarih!... İstanbul kadar.. İstanbul’a yığılmak olmaz. Gidilmeli. ister e¤itim için gidin ister yatırım için. Tarihini görmek için giden de olsun, kültürünü soluk için giden de. Sırf Nemrut Krater Gölü’nde kayak yapmak için dahi gitmeye değer. Bitlis’in gecesine gidilir, gündüzüne de. Kışına da gidilir yazına da.
Hasretle sizi bekliyor.