|
M.Törehan SERDAR
Bitlis Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi
Bitlis, Doğu Anadolu’yu Güneydoğu Anadolu’ya, Karadeniz’i sıcak denizler bağlayan giriş kapısıdır. Van Gölü ile İran’a, El-Cezire ovaları ile Suriye’ye ve İskenderun’a bağlanan doğunun boğazıdır.
Tarih boyunca Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya yapılan akınları ve başta İpek Yolu olmak üzere ticaret kervanlarının uğrak yeri olmuştur. Makedonya Kralı II. Filibe’nin oğlu Büyük İskender’in on binlerin ricatı olarak tarihe geçen Hindistan Seferi’nin ve Osmanlı padişahlarının Doğu Seferleri’nin yapıldığı güzergahtır.
Bir çok medeniyetlere, krallıklara, beyliklere ve tahtlara mekan olan bu şehrin tarihi, denilebilir ki insanlık tarihi ile başlamıştır.
Arap ve Ermeni kaynaklarında Babaleison ve Pageş olarak geçen şehrin adı, MÖ 331 yılında İskender’in komutanlarından Bedlis’in yaptığı kaleden dolayı şehre Bedlis ve Bitlis denilmiştir.
Yazılı kaynaklar Bitlis tarihini MÖ 2000 yıllarına dayandırmışsa da, yazılı olmayan tarihte Yenitaş (Neolitik Çağ) devrine kadar gitmektedir. Özellikle Süphan Dağı eteklerindeki mağaralarda bulunan ve Obsidyen adı verilen doğal cam yataklarında eld edilen camların; yırtıcı ve kesici alet olarak kullanılması bunun delilidir.
Bitlis, kronolojik sıralamaya göre sırasıyla MÖ 2000 yıllarında arasında Hititlerin, 1600-1550 yılları arasında Mısır Kralı III. Tutmosis’in, 1550-1470 tarihleri arasında Hurilerin, 1000 yıllarında Urartuların, 600 yıllarında Medlerin, 550 yıllarında Pers Ahamedid Hanedanlığının, 332-331 tarihleri arasında Makedonya Kralı II. Filibe’nin oğlu Büyük İskender’in ve 40 yıllarında da Nebatilerin hakimiyeti altına girmiştir.
MS 106 yılından 641 yıllarına kadar Partların, Selökidlerin ve Romalıların egemenliği altında kalan Bitlis, 641 yıllarında İslam ordularının Anadolu’yu fethi sırasında Hz.Ömer zamanında da İran fatihi Saad İbni Ebu Vakkas’ın emri ile El Cezire Komutanı İyaz bin Ganem tarafından fethedilmiştir.
1048 yıllarına kadar İslam orduları ve Romalılar arasında el değiştiren bu şehir, Selçuklu akıncılarının Anadolu’ya girmesiyle ilelebet Müslüman Türk hakimiyetine girmiştir.
1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya akın eden Türk boylarının, oymaklarının ve ordularının uğrak yeri olmuştur. Müslüman Türk hakimiyeti sırasında çoğu kez beyliklerle yönetilen bu tarihi şehir, Yavuz Sultan Selim döneminde 1514 tarihindeki Çaldıran Zaferi’yle Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
Bitlis; 1220-1670 tarihleri arasında Şerefhan Sülalesi tarafından yönetilmiştir. Özellikle Yavuz Sultan Selim’in tarihçisi Bitlisli İdris-i Bitlisi’nin, Şah İsmail’e karşı Bitlis çevresindeki beylikleri Osmanlı Devleti’ne bağlaması ve Şah İsmail’e karşı koyması karşılığında Yavuz Sultan Selim Han, Şerefhanların beyliklerine müsaade etmiştir.
Şerefhan Beyliği döneminde Bitlis sırasıyla, İlhanlıların, Celayirlilerin, Timur ordularının, Karakoyunluların, Akkoyunluların ve Safevilerin emri altına girmiştir.
BİTLİS’TE OSMANLI HAKİMİYETİ
a) İdari Yapı:
Osmanlı Devleti’nin her türlü nimetlerinden faydalanan bu şehir, Cumhuriyetin ilanına kadar bir vilayet merkezi olarak görülmektedir. Muş, Siirt ve Bingöl’den (Çapakçur) oluşan 3 sancak, 14 ilçe ve yüzlerce köye sahip olan Bitlis, 1916 yılındaki Rus işgali ve Ermeni katliamıyla tarihteki yerini tamamen kaybetmiştir.
Özellikle Bitlis’in ipek yolu güzergahı üzerinde olması ve jeopolitik önemi nedeniyle Osmanlı Devleti tarafından sürekli kollanan bir vilayet olmuştur.
Bitlis bu durumu iyi değerlendirmiş, Osmanlı döneminde tarihin en güzel günlerini yaşamıştır.
b)Nüfus:
Osmanlı Devleti’nde, egemenliği altında bulunan bütün milletler, din, dil, kültür, mezhep ve ırk ayrımı yapılmaksızın eşit tutulmuş, hoşgörü içerisinde hükümranlık sürdürülmüştür.
Osmanlı’nın bu hoşgörüsü bütün fethedilen ülke insanları için olduğu gibi, ilimizde yaşayan azınlıklara da verilmiştir. Hatta Müslüman halkın sahip olduğu haklardan fazla haklar verilmiştir.
1880’den sonra Anadolu’da gerek Osmanlı Devleti’nin, gerek yabancı araştırmacıların ve gerekse Ermeni Patrikhanesinin yaptığı nüfus sayımlarında Bitlis’te Müslüman ve Ermenilerin iç içe beraber yaşadıkları, ticaret. Zanaat ve üretimin Ermenilerin elinde olduğu görülmüştür. Ermeniler nüfus bakımından Müslüman halkın dörtte biri durumundayken, ticaretin yüzde seksenine sahiplerdi.
1914 yılında Osmanlı Devleti’nin yaptığı resmi nüfus istatistiğinde şehrin genel nüfus durumu şöyleydi:
Genel Nüfus: 437.479
Müslüman : 322.775
Ermeni : 114.704
Bu Ermenilerin mezhep durumları da şöyleydi:
Gregoryan : 110.276
Katolik : 2.788
Protestan : 1.640 devam edecek…