|
Yaşamak için zaman kalmıyor. Ölüm değil beni korkutan!.. Boş bir yaşamın ardından varacağım yer olması sıkıyor canımı.. Nedir ki? Kırk yıllar. Elli yıllar, billahi çok değil… Hele hele çizilen bu yolda bize hiç gelir.
Ne beklersin yaşamdan?..
Ne bekler yaşam senden?..
İkiniz de tüketirsiniz hoyratça zamanı, işte geride kalanlar sıkar canımı…
Yedi yaşında başlarsın okula, sayma ondan öncesini… Sonra yıllar yılı gider gelirsin, kara tahtalı değirmene, berrak zamanını öğütmek için…
Yirmi iki civarı alırken diplomanı, tüketivermişsindir üçte birlik zamanı. Diploma yetmez!.. diyor Topal şarapçı, “iyi bir iş bul gel hele bakalım!..” Askerliğini de yap bir de, sonra evlen bakalım… İşte on yıl daha uçuveriyor ansızın… Yaş oluverdi mi otuz beş… Gerçekten yarısı mıdır yolun?... Belki de yarısından da yakın, geriye bakma sakın… Kopuverir zincirleri yaşamın, bir iplik gibi ansızın…
“Hele bir borçlarımızı ödeyelim, sonra daha iyi yaşarız… Şimdilik biraz sabır…” diyoruz… “Hele bir başımızı sokacak yuvamız olsun da, gerisi kolay…” diyoruz…
Eee.. bu da doğru hani… İşte böyle yitiyor hep on seneler, eriyen buzlar misali… Karım, çocuklarım, kooperatif başkanım, yardımcım, tek tük arkadaşlarım…. Ve TV’deki spiker… Bu kadar çevremdekiler… Bunlara bakıyor yıllardır gözlerim… İşte bu yüzdendir ki “Miyopsun” diyor doktorum…
Ellinci yaş günümü kimse fark etmiyor bile… Ufaklığın diploma töreni var… Ne biçim alış-veriş bu? Anlayamadım gitti?...
Yapmak istediğim bir çok şey özlem kapanında yitti… Hırs ile mutfağa, ne varsa atıştırmak için, bir el tutuyor elimi… “Perhiz yapmalısın..” diyor… Eee.. doğru da söylüyor hani…. Kalan on yılımın birkaç yılı hastalıkla geçiyor… Gerisi de torunların peşinde…
Eee.. Ulan hani yaşayacaktık?... diye bağırıyorum… “Sakin ol!... Tansiyonun yükselecek” diyor karım… Nedir yaşamın kısır döngüsü anlayamadım gitti… “İyi yaşadık, hoş yaşadık..” diyor karım.. “Patronların da pek severlerdi, çok da çalışırdın hani, bak her şeyimiz var, büyüdü sayılır çocuklar da, daralacak ne derdin var?” Haydi neşelen artık!...
Hayır, hayır korkuyorum ölümden… Boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir oraya?... Özgürce çizmeliydim yaşamımı. Zor da olsa özgürce ulaşmalıydım sona…
Yalnızlıkla yaşansa, kanaviçe gibi dokumalıydım güzellikleri, gizemleri… Ter basıyor, fırlıyorum yataktan. Tüketmek için bunca acele ettiğimiz takvim yapraklarına, onca hızla çevirdiğimiz akreplere, yelkovanlara, içine gönüllü daldığımız o insafsız rutin çarkına şöyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz?..
Ne kadarı benim hayatım diye soruyor musunuz?.. Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime?.. Aynadakinin ne kadarı benim?.. Ne kadarı oynadıklarım?.. Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine… Çünkü bir tek sevgi var elimizde, bunca yıldan damıtılıp gelen… Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllardan geriye…
Ötesi yalan!...