|
Ankara’nın en eski ve en kaliteli restoranlarından birisinde “komi” olarak çalışıyor Özgür. Ailesinin ekonomik koşulları eğitimini tamamlamaya kafi gelmemiş. Çok küçük yaşlarda okulu bırakıp, bir tanıdık aracılığıyla bu ünlü restoranda “Garson Yardımcısı” yani komi olarak işe başlamış. İşini seven, cevval, çalışkan bir çocuk. Müşterileri güler yüzle karşılıyor, titiz bir biçimde hizmet veriyor ve güler yüzle uğurluyor. Üstü baş düzgün, tertemiz, titiz, gelecekten büyük beklentileri olan, özgüven sahibi Özgür…
Yıllarca bu görevini büyük bir titizlikle yaparken vatan hizmeti dönemi gelip çatıyor. Her Türk genci gibi vatan hizmetini tamamladıktan sonra binlerce işsizin iş beklediği bir ortamda tereddütsüz olarak askerlik öncesi çalıştığı ünlü restoranda yeniden eski görevine başlıyor. Bir süre sonra da evlenip yuvasını kuruyor…
Mesleğinde edindiği deneyimler sonucunda restoranın devamlı müşterileri ile arasında bir diyalog gelişiyor. Karşılıklı hal hatır sormalar ve kısa sohbetlerle Özgür’ün çevresi de genişliyor doğal olarak.
Restoranların çalışan personeli arasında da tıpkı resmi kurumlarda olduğu gibi bir hiyerarşik düzen bulunmaktadır. İşletmenin portonu dışında personel işlerinden sorumlu bir görevli de bulunmaktadır. Bunun ardından müşteriler ile birebir temasta olan garsonlar, onun ardından garson yardımcıları ve son olarak onların yardımcıları gelmektedir. Mutfak personeli bunların dışındadır.
Garsonlar, müşterinin siparişlerini alıyor, siparişler gelinceye kadar yemek için gerekli olan servis araçlarını garson yardımcıları getirip yemek yiyecek olan müşterilerin önüne yerleştirmektedirler. Bu görevi yaparken de elbette son derece titiz ve dikkatli hareket etmek durumundadırlar. Gösterilecek bu hassasiyetin ölçüsü çalıştıkları müessesenin müşterilerine vermekte oldukları hizmet kalitesi ile doğrudan ilgilidir. Ciddi müesseselerde bu meslek ahlakı ustadan çırağa geçmek suretiyle devam edip gitmektedir. Özgür bu mesleki ahlak geleneğinin beklide son temsilcilerinden birisidir. Ustalarından almış olduğu bu mesleki terbiye her hareketinden, her davranışından kolayca görülebilmektedir.
Bu tür işletmelerde çalışan bu değişik statüdeki görevlileri birbirlerinden üniforma olarak addedilen giysileri ayırmaktadır. Statünün üst basamağını işgal eden garsonlar, beyaz gömlek öncelikli olmak üzere, müessesenin uygun gördüğü bir desen ve renkteki “frak” sayılabilecek bir görünümdeki ceket ile ona uygun renkteki pantolondan oluşan kıyafetlerini boyunlarına taktıkları bir “papyon” ile tamamlamaktadırlar. Garsonların bir alt kademesini işgal eden “Komi”lerin kıyafetleri farklı bir renkte temiz ve bakımlı bir iş gömleği ve pantolondan oluşmakta, onların altındaki görevlilerin gömleği ise başka bir renkten tercih edilmektedir.
Özgür’ün yıllar boyu üzerinde taşıdığı ve en alt basamağın giysisi olan iş gömleği bir gün aniden renk değiştiriyor. Bu değişiklik Özgür’ün tavır ve davranışlarına da yansıyor. Uzun yıllar bu işletmenin devamlı müşterilerinden olan birisi Özgür’deki bu değişikliği fark ediyor ve yanına çağırıp soruyor; “Sen şimdiye kadar bej renkli iş önlüğü giyiyordun, şimdi koyu renkli başka gömlek giyiyorsun, bu değişiklik terfi ettiğin anlamına mı geliyor Özgür?” Amacı Özgür’ün gönlünü okşamak. Özgür’den aldığı yanıt son derece ilginç, inanılmaz derecede bir iş ahlakı, işini sevme, işine saygı duyma profili çiziyor. Bir anda gözleri ışıl parlayan Özgür; “Evet, ben bir üst basamağa terfi ettim, artık önüm açıldı.” Altı çizilecek yanıt…
“Artık önüm açıldı”
Ne anlama geliyor “Artık önüm açıldı” demek? Genellikle bürokraside kullanılan bu sözün bir garson yardımcısı tarafından kullanılıyor olması, konunun en can alıcı noktası kuşkusuz. Demek ki her mesleğin kendine özgü kuralları var ve bu kurallar hala işlerliğini korumaktadır. Ne kadar güzel bir şey, Özgür artık geleceğine umutla bakabiliyor. Gelecekten büyük beklentileri var, önüne çıkabilecek engellerin büyük bir bölümünü aşmış olarak görüyor kendisini. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?
Burada üzerinde durulacak bir başka husus ta Özgür ve Özgür durumunda olanlara bu güveni verebilecek hassasiyeti gösteren işverenin duyarlılığıdır. Böyle bir duyarlılığı her yerde görmek mümkün müdür bilemiyoruz, ama Özgür’ün çalıştığı müesseseden böyle bir güvence alması elbetteki ülkenin tüm işverenleri için olması gereken ve arzu edilen bir husustur.
Mesleğiniz ne olursa olsun, işiniz hangi alandan olursa olsun asıl olan işinizi sevmeniz, işinizi severek yapmanız. Özgür işini sevmek ve işini severek yapmak adına farklı bir meslek grubundan ilginç bir model. Arzu edilen her meslekten her insanın işini sevmesi, işini severek ve oradan bir gelecek bekleyerek yapmasıdır. Bu iş hangi alandan olursa olsun. Özgür, garsonluk mesleğini seven buradan kendisi ve genç ailesi için bir gelecek bekleyen, geleceğe umutla bakmasını bilen bir örnek. Bu altı çizilecek bir hadisedir, biz de altını çizdik.