PROFESÖR, KURT VE NEMRUT…
Türkiye’nin genç kuşak bilim insanlarından birisiydi. Bilim dünyasının yanı sıra bürokraside de önemli başarıların altına imzasını atmıştı. Bilim, bürokrasi ve politika üçgeninin politika cephesinde de deneyimleri ile ülkeye daha çok hizmet etme anlayışı ile yola çıktı ama yaşının genç olması bu fırsatı ileriki zamanlara taşıdı.
Hizmet alanı ile ilgili incelemelerde bulunmak üzere Bitlis’e gitmişti. İşleri erken bitmişti, buralara kadar gelmişken kafasına hep takılan Nemrut Dağı ve Krater Gölü’nü görmeden dönmek istemedi. Dileğini ilgililere bildirdi, kendisine tahsis edilen araba ile Nemrut Dağı’nın dolambaçlı yollarını tırmanmak üzere yola çıktılar. Nemrut Dağı’na tırmanmakta olan başka bir araba daha vardı. Yaz sezonunun son günleri olması nedeniyle olabildiğince tenha olan yolu aşmış, Krater Gölü’nün kıyısına ulaşmışlardı. Türkiye’nin en yüksek ormanı, dünyanın ikinci büyük krater gölü, Türkiye’nin tek sönmemiş volkanik dağı, gene Türkiye’nin yaz ve kış turizminde umudu olan Nemrut ve çevresini büyük bir beğeni ile gezmiş, bol bol resim çekip kayıtlar yapıp, eşsiz doğal güzellikleri belleklerine kaydederek dönüş istikametinde düzen almışlardı.
İki araba peş peşe Bitlis’e dönmek üzere hareket etti. Kraterin içindeki son düzlüğe geldiklerinde arabanın motorundan garip sesler gelmeye başladı ve bir süre sonra da motor stop etti. Görevli tüm çabalarına karşın bir türlü arabayı çalıştıramıyordu. Bu durumda öndeki arabanın durumu fark edip geri dönmesi ve sorunun çözümüne katkıda bulunması gerekiyordu. Ancak öndeki araba her şeyden habersiz tepeyi tırmanmış, doruktan aşağıya doğru ilerliyordu. Tüm çabalara karşın çalışmayan motor için Bitlis’ten yardım istemenin dışında bir seçenek görünmüyordu. Ancak işin ilginç yanı, kraterin içinden cep telefonlarının çekme olasılığı yoktu. Arabadan inip, telefonun çekebileceği bir alan olur mu diye, ayrı ayrı yönlere doğru ilerleyerek, bir umut arayışı içine girmişlerdi.
Genç bilim insanı, telefon çekti çekiyor derken bir çıtırtı ile irkildi, kafasını kaldırdığında karşıdaki çalı yığının arasında sadece başı görünen bir kurt ile göz göze geldi. Dimdik kulakları, şimşek şimşek gözleri ile kurt “buraya kadar burası benim alanım” der gibiydi. O kadar yakın bir mesafede idi ki donup kalmıştı. Yapılacak hiçbir hareket yoktu, sadece deneyimli avcılardan edindiği bir tavsiye gereği, gözbebeklerini kurdun gözbebeklerinden ayırmama önleminden başka. Öyle yaptı, düşünme ve plan kurma için zaman kazanıyor, soğukkanlı olmaya çaba gösteriyordu. Arabadan ne kadar uzakta olduğunu kestirmeye çalışıyordu, acaba birden kaçıp ta kendimi arabaya atabilir miyim diye. Zira arabada yeni edindiği ruhsatlı silahı vardı, silah sesi belki canavarları kaçırırdı. Kafasını hafif bir döndürür gibi oldu, karşıdan bir hışıltı geldi. Kurdun etrafından yaklaşık olarak on kurt başı daha çıkmıştı çalıların arasından. İlk kurdun bir hareketi ile bu on baş yeniden çalılıklar arasında kaybolmuştu.
Avcılardan edindiği tavsiyeye uyarak gözlerini kurdun gözlerinden ayırmadan ve hiç hareket etmiyormuş gibi bir izlenim vererek adımlarının hissedilmeyecek kadar yavaş hareket ettirerek gerisin geriye gitmeye başladı. Kurdun ani olarak üzerine atlama mesafesini ayarladıktan sonra ve arabaya da makul bir mesafede yaklaştığından emin olduktan sonra ani bir hareketle, süratle koşmaya başladı. Bu arada acaba kurt arkamdan geliyor mu diye de kontrol etmeyi ihmal etmedi. İlginçtir, kurt hiç hareket etmemiş, öyle durup genç bilim insanının paniğini seyretmenin tadını çıkarmıştı adeta.
İlginçtir, zaman olarak birkaç dakikayı geçmeyen ama olayı yaşayan için günler boyu imiş gibi geçen bu anlar yaşanırken, aracın şoförü, çekiyor çekmiyor diye telefonla cebelleşerek bayağı uzaklara gitmişti.
Panik içinde ve can havliyle kendini arabanın içine atan genç bilim insanı, hemen yeni edindiği ruhsatlı silahını alıp ilk kez kullanma bahtiyarlığı içinde havaya birkaç el ateş etmekten kendini alamamış. Böylece hem kurda bir göz dağı vermiş, hem de hayatında ilk kez bir silahın kimi zamanlar için ne denli önem arz ettiği üzerinde düşünmeden edememiş.
Bu ölüm kalım anlarının sona ermesinin ardından, doruğu aşıp tatlı inişe kendini kaptıran öndeki araba, arkadaki arabanın gelmediğini neden sonra fark edip geriye dönmüş. Gelip arabayı bir süre daha çalıştırmak için uğraştıktan sonra, bir şekilde çalıştırmayı başarmışlar. Gecenin karanlığına kalmadan Bitlis’e dönebilmişler.
Genç bilim insanı, gözlerini gözlerinden ayırmadığı kurdun ve beraberindekilerin bu kadar insaflı davranmalarının nedenini karınlarının tok olduğuna bağlıyor. Hayatta kalmasını, kendisinden önce aç kurtların midelerini doldurun her neyse ona borçlu olduğunu düşünmeden edemiyor.
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.