RAMAZAN AHLAT’TA GÜZELDİR…
Tabak orucuyla tanıdık ilk kez Ramazan ayını. Ailenin tüm fertleri oruç tutunca üç-dört yaşlarında “ben de oruç tutacağım” diye tutturan çocuklar için icat edilmiş bir formül tabak orucu. Tamam sen de oruç tutuyorsun demek için, çocuğu üzmemek ve gelecekte oruç tutmaya alıştırmak için bir yol. Oruç tutuyorsunuz, acıktığınızda da tabaktan hafif hafif karnınızı doyuruyorsunuz, akşam iftar sofrasında da herkesle birlikte sofraya oturuyor orucunuzu açıyorsunuz. Anneniz de babanızda övünerek “benim çocuğum tabak orucu tuttu” diye sizi onore ediyor. Biraz büyüyorsunuz 30 günlük ramazan ayı boyunca birkaç gün oruç tutuyorsunuz. Bu günler de çok gerilimli geçiyor. Babanız “iftarlık” denilen fındık, fıstık, üzüm gibi yiyeceklerle ceplerinizi dolduruyor. Sizi motive ediyor ve akşam iftar sofrasının baş konuğu yerine konuluyorsunuz, hayatın ilk orucunu tuttuğunuz için.
Günün son saatlerine doğru iftar hazırlıkları hız kazanıyor. İlk göze çarpanlar, eline bir yumurta alanın doğru fırıncı Burhan’ın önünde sıraya girmesi oluyor. Fırıncı Burhan, her gelenin yumurtasını alıp sıraya koyuyor. Fırından çıkan tereyağlı ve yumurtalı altın sarısı kızarmış pideleri alanlar bir nefeste evin yolunu tutuyor. Bir diğeri bakkal Salih Gago’nun dükkanı, sırf ramazan ayı için Diyarbakır’dan getirdiği “biber turşusu” izdihama sebep oluyor. Salih Gago’nun prensibi herkese 100 gram vermek. 100 gram biber turşunu alan da bir nefes evin yolunu tutuyor.
Evlerde tüm hazırlıklar yapıla dursun, çocuklar kapılara çıkmış, gelecek ezan sesini bekliyor. Henüz minare yok kentte. Ezanlar damından okunuyor, camilerin damından okunan ezanların dışında, Acem Celal ile Gardiyan İsmail evlerinin damından ezan okuyorlar. Ezan sesi duyulur duyulmaz çocuklar büyük bir bağrışmayla ezanın okunduğunu etraflarına duyurarak, evlerindeki iftar sofralarının başına atıyorlar kendilerini. İftar yapılıp yemekler yendikten, üstüne tavşan kanı çaylar içildikten sonra teravih namazı vakti geliyor. Çocuklar da büyüklerle birlikte teravih namazına gidiyor. Namaz esnasında kimi haylaz çocuklar, bitiremedikleri iftarlıklarını çaktırmadan ağızlarına atıp diğer çocuklara nispet yapmaktan geri kalmıyorlar. Kimi zamanlarda önlenemez bir gülme krizi tutuyor çocukları. Büyüklerden de değişik şakalar yapanlar olmuyor değil teravih namazlarında.
İki büyük camide kılınıyor teravih namazları, camilerden biri hızlı namaz kıldırmakla ünlü. Halit Hoca jet gibi 20 dakikada namazı kıldırıp cemaati yolluyor. Diğer camide namaz kılanlar dakikalar sonra ancak yetişiyorlar kahvelerdeki tombala seanslarına tık nefes. Bu camide kılınan namazın uzun sürmesinin iki nedeni var. Birincisi Kentin Müftüsü Abdullah Ateş namazı kıldırıyor, bir diğer sebep, caminin ilahi ekibi var. Emin Aydoğan, Halit Yazıcı ve Terzi Ahmet’ten oluşan ekip, teravih namazını ilahilerle renklendiriyor. Teravih namazı burada bir ayrı bir görsellik kazanıyor. Kimileri hızlı namazı tercih ederken, kimileri de bu seremoninin tadını çıkarıyor kutsal aya yakışırcasına.
Namazdan çıkanlar soluğu kahvelerde alıyor, kimileri İhsan Usta’nın veya Aziz’in Kahvesi’nin bir demli çayını yeğlerken, kimileri tombalanın heyecanına kaptırıyor kendini. Çocuklar da bu tombala keşmekeşinin içinde buluyorlar kendilerini makul bir süre. Sahura kadar devam ediyor zira. Tombaladan dönenler sahur yemeklerini yiyip yatıyorlar yeni başlayan günün ilerleyen saatlerine kadar.
Laz Memet sahur için davulla uyandırıyor tüm kenti. Kendine özgü laz şivesiyle ve esprili konuşmasıyla. Kimin uyanacağını, kimin uyanmayacağını, kimin ne yediğini adı gibi biliyor Laz Memet. Canının çektiği yerde sahur yemeğine de eşlik ediyor, seveni çok, ikramlarda bulunanı da çok Laz Memet’in.
Ertesi gün Siirt’li ama hafızın hatim indirmek için eve gelmesiyle başlıyor. Komşu hanımlar o eve toplanıp, ama hafızı topluca dinliyorlar. Erkekler ise öğlen namazının ardından camide dinliyorlar ama hafız’ı Siirt’li ama hafız yoğun bir iş ayı geçiriyor, kısmetini de alıyor, bununla on bir ay geçiniyor.
Ramazan genellikle yarı performanslı geçiyor, kentin tüm kahveleri kapalı gün boyu, iki lokantası da… Bu durum yabancı ve bekar kamu görevlilerini bir hayli etkiliyor. Gündelik yemek gereksinimlerini işyerlerine depoladıkları yiyeceklerle gideriyorlar. Sıcak bir tabak yemek için Cafer’in Lokontası’nın açılmasını bekliyorlar. Oruç tutmayanlar ilk zamanlar toplumun tepkisine maruz kalmaktan kurtulamıyorlar.
Kentin önde gelenleri sırasıyla iftar yemeği veriyorlar, konu komşu geliyor, yemekler yapılıyor, sofralar hazırlanıyor. İftar saati yaklaştıkça kentin elit tabakası teker teker davetli olduğu evin yolunu tutuyor. Kimileri de birkaç kişi birlikte, yol boyu şamata ve şakalaşmalarla dosta düşmana iftara davetli olduklarını duyururcasına davete icabet ediyorlar.
25-30 kişi civarında kişi bir odaya hazırlanmış iftar sofrasına belirli bir saygı ve disiplin içinde yerleşiyorlar. Ezan okunur okunmaz eller kollar ağızlara tatlar taşıyor, damaklar tadlanıyor. Boşalan tabakların yerini doluları alıyor, hünerli ellerin marifetlerı sergileniyor. Kimi tiryakiler, daha yemeğe başlamadan sigarasının dumanını tüttürüyor, tatlı ve çayın ardından çok geçmeden tabakalar elden ele uçuşuyor, kiminin tütünü sarı kehribar, kiminin ki tekel ve birkaç dakika geçmeden odanın içinde insanlar birbirlerini göremez oluyorlar kesif sigara dumanından. Teravih namazına az bir zaman kalıncaya dek devam eden bu durum yemek duası ile noktalanıyor. Genellikle Müftü Abdullah Ateş yapıyor yemek duasını, bitirir bitirmez de bir başka akşam bir başka davette buluşulmak üzere topluca teravih namazına gidiliyor.Ramazan güzeldir, ramazan her yerde güzeldir, ramazan Ahlat’ta da güzeldir. Dindar olmasanız da güzeldir, tadına varılması gereken çok özel günlerden bir demettir ramazan. Ramazan eski günlerdir, anneannedir, babaannedir, dededir. Oradan oraya koşuşturan aç annedir ramazan. Gün batımına yakın mutfaktan gelen mis gibi kokulardır, tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağıdır, bir adet hurmadır, okunmasını beklediğimiz ezandır. Ciğerlerin en derinine çekilen bir nefes dumandır, erken koparılmış bir lokma ekmektir, kimi zaman bir ortaklık duygusudur, yalnız yapayalnız olmadığımızın duygusudur. Hep birlikteliktir, acıya sıkıntıya birlikte katlanmaktır, ödülünü de birlikte paylaşmaktır ramazan. Çevremizdeki aç insanlara “sizinleyim, ben de yemiyorum” demektir. Sonunda gelen bayram, öpülen ellerdir, açılmış kollardır, sımsıkı kucaklaşmadır ramazan…
Ramazanınız kutlu, ardından gelen bayramınız mutlu olsun…
Gelen Yorumlar
Toplam 2 yorum,
1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
ÇOK GÜZEL OLMUŞ AMA BANA DAHA DEĞİŞİK BİR BİLGİ GEREKLİYDİ..
EDA CEVİZ eklemiş.
| 15 Aralık 2007 Saat
18:57
Harika bir makale. Ustaca kullandığınız üslüp makaleye renk katmış.. Yazınızda ismi geçenlerin bir çoğunu hayal mayel hatırlıyorum... Teşekkürler...
Geylani Adıyaman eklemiş.
| 15 Ağustos 2011 Saat
10:15