|
ARDROPOZ:
ERKEKLERİN KABUSU
Yaşam süresinin uzaması, yaşlı ve aktif olarak yaşamını sürdüren insanların artmasıyla birlikte yaşlılık hastalıkları daha sık gündeme geliyor. Bilim insanları bu dönemde erkeklerin dörtte birinde görülen testosteronun kandaki seviyesinin azalmasıyla ortaya çıkan sorunların ilaçla tedavi edilebildiğini belirtiyorlar. Yaşlanmayla birlikte cinsel ilgide dereceli bir azalmanın izlenmesiyle birlikte ilginin tamamen kaybolmadığı, pek çok yaşlı erkekte bu ilginin devam ettiğinin gözlendiği belirtiliyor.
Kültürel, etnik, sosyoekonomik ve benzeri faktörlerin yaşlanan erkekte cinsel ilginin etkilendiği bunun sonucu olarak cinsel performans ile ilgili endişeler beraberinde huzursuzluk, kızgınlık, içe kapanma, boşanma, eşin ölümü, sağlık problemleri ve diğer bazı nedenler de sorunu tetiklemektedir.
Zihinsel yorgunluk, huzursuzluk, sinirlilik, dikkati toplayamama, genel iyilik halinde bozulma, depresif ruh hali, fiziksel olarak genel kırgınlık, güçsüzlük, adale gücünde azalma, karın bölgesinde yağlanma, aşırı terleme, ateş basması, uyku düzensizliği, çarpıntı hissi gibi belirtiler andropozun genel belirtileri olarak gösterilmektedir.
PROSTAT’TA
MÜJDELİ HABER…
Prostat ve böbrek kanseri hastalarına yeni bir umut doğdu. Kanser tedavilerinde uygulanan cerrahi müdahale, ışın tedavisi, kemoterapi gibi yöntemlere alternatif olarak büyük başarılara imza atan “kriyoterapi” yöntemi artık Türkiye’de de uygulanmaya başladı.
Diğer tedavi yöntemlerine göre uygulanışı oldukça kolay olan ve klasik yöntemler kadar başarılı sonuçlar elde edilen bu yeni yöntem sayesinde, yaşı veya mevcut diğer hastalıkları nedeniyle ameliyat edilemeyen hastalar da tedavi edilme şansına sahip olacaklar.
KAN BASINCI
ALZHEİMERİ TETİKLİYOR
Kan basıncı yüksek olan kişilerin beyinlerindeki kan dolaşımı diğer insanlara göre daha zayıftır. Bilim insanlarına göre bu durumun Alzheimer hastalığının ağırlaşmasına yol açtığı belirtilmektedir. Beyindeki kan akışının MR ile incelenmesi sonucunda elde edelin bilgiler sonucunda yüksek ve normal kan basıncına sahip hastaların beyinlerindeki kan akışı karşılaştırılmış yüksek kan basıncına sahip hastaların beyinlerindeki kan akışının önemli ölçüde diğerlerine göre zayıf olduğu belirlenmiştir. Bu durum en çok Alzheimer hastalarında belirgin olsa da yüksek kan basıncına sahip sağlıklı hastalarda da beyindeki kan akışının diğerlerine göre daha zayıf olduğu tespit edilmiştir. Araştırmacılar, damarların sağlıklı olmasının beyin için de iyi olduğunu belirtmekte, her ne kadar yüksek kan basıncı doğrudan doğruya Alzheimer hastalığına nede olmuyorsa da Alzheimer hastalarının yüksek kan basıncını tedavi ettirmelerini öneriyorlar.
İNSANIN YAŞI
GÖZDEN OKUNUYOR…
Göz merceğinin saydamlık özelliğinden kristalin olarak adlandırılan proteinlerin sorumlu olduğunu belirtiyor bilim insanları. Bunların embriyonik evreden başlayarak, doğumdan sonraki bir yıl içinde geliştiği bilinmektedir. Bu nedenle kristalinlerin insanla aynı yaşta olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Bilim insanları bu noktadan hareketle yaklaşık olarak bir, bir buçuk yıllık bir hata payı ile insanın yaşını belirleyebiliyorlar.
Metabolizmaya katılımları nedeniyle diğer hücre dokuları sürekli değişken, göz merceğindeki kristalinler özgün atomsal yapılarını koruyorlar. Benzer bir durumun diş minesi için de geçerli olduğu belirtilmektedir.
Göz merceğine göre yaş tespitinde bir, bir buçuk yıllık bir hata payı ile yaş tespiti önemli bir aşama ancak bir cesedin yaş tespiti için doku örneklerinin ölümden sonraki üç gün alınması gerektiğini de belirtiyor bilim insanları.
KAHVE VE
AĞIZ KOKUSU
Kahvenin ağzın içini bakterilerin gelişimi açısından ideal bir ortam haline getirdiği görülmektedir. Limonata ve alkol gibi diğer asitli içecekler de benzer biçimde ağızda kuruluk yaratmaktadır. Bakterileri kontrol altında tutan antibakteriyel tükürüğün miktarı azaldığında bakteriler meydanı boş bulup çoğalmaya başlıyorlar. Metabolik bir yan ürün olan bu bakteriler aynı zamanda hidrojen sülfit çıkarmaktadırlar. İşte ağız kokusunun asıl nedeni bu sülfitlerdir.
Kahvenin süt ve şeker ile birlikte içildiğinde ağız kokusu yoğunluğunun arttığı bilinmektedir. Çünkü bakteriler hem sütü hem de şekeri sevmektedirler. Ayrıca şeker plaka oluşturan bakterileri de besler. Bu plakaların altında kötü koku çıkaran bakteriler gizlenir. Sabahları içilen kahvenin ardından ağzı çalkalamak en iyi çözüm olarak gösterilmektedir. Tükürük bu işlemi doğal olarak yapmaktadır ancak kahvenin üzerine bir elma yenilebilir…