|
SİGARA
SEKİZ SANİYEDE BİRİMİZİ ALIYOR…
Dünyada yaklaşık bir milyar 300 milyon kişi, Türkiye’de ise yaklaşık olarak 17 milyon kişi sigara içiyor. Bu durum, her sekiz saniyede bir kişinin sigaraya bağlı bir hastalıktan yaşamını yitiriyor.
Sigara kullanımının bu hızla devam etmesi durumunda, dünyada sigaraya bağlı hastalıklardan yaşamını yitirenlerin iki kat artarak 10 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir.
Sigaranın zararlarını ele almak ve kitleleri bilinçlendirmek için her yıl 9 Şubat günü “Sigarayı Bırakma Günü” olarak ilan edilmiştir.
Uzmanlar, ülkemizde geçen yıl yürürlüğe konulan “Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun” ile sigara içmeyen insanların büyük oranda rahatladığına dikkat çektiler. Uzmanlar sigaranın 20 si ölümcül olmak üzere 50 den fazla hastalığa yol açtığının altını çizmektedirler. Tüm bu olumsuzlara karşın sigara tüketimini azaltmaya yönelik faaliyetlerin yeteri kadar toplumun orta ve düşük gelirli kesimlerine anlatılamadığını, buna karşın kahvelerde ve topluma açık diğer yerlerde sigara tüketiminde yeteri kadar bir azalmanın görülmediğine dikkatleri çektiler…
VÜCUT SICAKLIĞI
Vücudumuz sürekli olarak büyük miktarlarda ısı üreten bir motora benzemektedir. Bu motorun radyatör işlevi gören organları, çok sıcak havalarda ısıyı kolay kolay dağıtamaz.
Normal vücut sıcaklığı yaklaşık 36,5 derece olarak belirlendiği halde, içinde bulunulan ortamın sıcaklığı bu sınıra yükseldiği durumlarda vücudumuz terleme gibi bir işlevi yaparak vücudumuzun ısısını dengelemeye çalışır.
Isı, vücudumuzun dokularının yaptığı iş sonucunda çıkarmış olduğu bir yan üründür. Kalp, diyafram ve bacak kaslarımızın kasılması, sinirlerimizin elektriksel özelliklerini koruyan iyon pompaları, yiyecekleri parçalayan ve yeni dokular oluşturan reaksiyonlar vücut ısısını oluştururlar. Vücudumuz bu dengelemeyi yapabilmek için kanı derimizin yakın bölgelerinden geçirir. Bu yolla nemli ve sıcak havayı soluğumuz ile birlikte dışarı vererek, bunun sonucu olarak ta terlememizi sağlar. Bu işlevler bizim rahatlamamızı sağlar. Ancak çevre sıcaklığı vücut sıcaklığımızın üstüne çıktığı durumlarda, hele bir de nem oranının yüksek olduğu durumlarda , vücudumuzdaki su büyük miktarda ısı emer ve bunu buharlaşma yoluyla dağıtır. Suyun buharlaşmasına engel olabilecek her şey terlemeyi artırır ve insanları rahatsız eder.
KIRIK KALPLERİN İLACI BULUNDU…
Bir haksızlığa uğradınız veya sevgiliniz sizi terk etti, canınız çok sıkkın, başka bir deyişle kalbiniz kırık. Dert etmeyin, artık bilim insanları kırık kalbinizi aspirin ve kalp ilaçlarıyla tedavi edebileceklerini açıkladılar.
Bu konuda 70 kişiye tedavi uygulayan bilim insanları hepsinin iyileştiğini açıkladılar.
Uzmanlar, kırık kalp sendromunun göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi kalp krizi öncesindeki ağrıları andıran bazı belirtilerin olduğunu tespit ettiler.
Bu sendromun kimilerine göre kalp krizinin bir türevi olduğunu, hastahanede yatan 70 kişinin büyük çoğunluğunun üzüntü ve stres yaşadığını, bunların aspirin ve kalp ilacı tedavisi sonucunda hepsinin tamamen iyileştiğini belirttiler.
YUMURTALIK KANSERİ
Yumurtalık kanserlerinin yüzde 57’si p53 genlerindeki kusurlardan kaynaklanmaktadır. Bu genler normal çalıştıklarında hücre gelişimini ve üremeyi kontrol altında tutarak tümör oluşumunu engelleyici olarak görev yapıyorlar. İleri derecede yumurtalık kanseri olan kadınlarda gen terapisi yöntemini uygulayan uzmanlar hastaların üçte birinin tümörlerinde yüzde elliden fazla bir oranda küçülme olduğunu belilediler.
ŞEKER HASTALIĞI
Şeker hastalığı gibi bazı hastalıklarda protein hap alınmadığı takdirde gerekli sıvının belirli aralıklarda vücuda enjekte edilmesi gerekiyor. Gen terapisi yönetiminde ise bir hücreye DNA enjekte edilerek bu yolla hücrenin protein üretmesi sağlanarak hastanın gün boyu iğne olmaktan kurtulduğu belirtiliyor.
KALP KRİZİ
Kalp krizinde gen terapisinin damardan kalınlaşmasını önlemek ve yeni atardamarları geliştirmek için kök hücre kullanıldığı belirtiliyor.
PROSTAT KANSERİ
İngiliz bilim insanları prostat kanserine neden olan geni, diğerlerinden ayırmayı başardıklarını açıkladılar. Bilim insanları bu gelişmenin prostat kanseriyle mücadelede önemli bir adım olduğunu işaret ettiler. Söz konusu gelişmenin, kimin ileriki yıllarda prostat kanserine yakalanma riski bulunduğunu erken anlama imkanı sağlayacağını belirtiyorlar. DNA’nın parçası olan gen, hastalıklara karşı eğilimin olup olmadığı ile ilgili bilgiler veryor.