|
BAHAR ÇARPMASI…
Her mevsimin kendisine özgü sık görülen hastalıkları vardır. Örneğin kışın üst solunum yolu enfeksiyonları, yaz aylarında ise bağırsak enfeksiyonları daha sık görülür. İlkbahar ise havaların ısınmaya başlaması ve doğanın uyanışı ile beraber birçok insanın kendini daha iyi hissettiği bir dönemdir. Ancak çok sayıda insan, mevsim başında halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik hissedebilir.
Bahar yorgunluğu, halk arasında sık kullanılan bir terim olup, iklim değişikliğinin vücutta yarattığı yorgunluk hissi olarak tanımlanabilir. Aslında birçok nedenin bir araya gelerek yarattığı bir tablodur.
Halsizlik nedenlerinin başında meteorolojik etkiler gelir. Mevsim geçişleri öncelikle hormonal sistemimizi etkiler. Vücudun yeni çevresel değişiklikleri alışması ve hormonal sistemin yeniden dengeye girmesi zaman alır. Bu durum çevreye uyum sağlamamızı zorlaştırarak dış etkenlerden daha çabuk etkilenmemize neden olur.
Kış aylarında çocuklarla daha hareketsiz bir yaşam sürüldüğünden ve alınan kilolardan dolayı ilkbaharda gelen hareketli yaşama uyum zorlukları olabilir. Kirli hava, havadaki elektrik yükünün artışı ve iyon değişiklikleri de yorgunluk hissine yol açabilir. Ani sıcaklık değişiklikleri ise adaptasyon sistemimizi zorlar. Bu da halsizliğin bir başka nedenidir.
Mevsimin ruhsal etkileri de en az fiziksel değişiklikler kadar önemlidir. Özellikle yoğun çalışan, stresi yüksek olan kişilerde ve depresyona eğilimi olanlarda yorgunluk hissi oluşabilir. Aslında bahar yorgunluğunun büyük şehirlerde yaşayanlarda, cevre kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde, düzensiz ve stresli yaşama sahip olan bireylerde, kötü beslenmelerde daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz.
Neyse ki bahar yorgunluğu tablosu uzun sürmez. Sürekli yorgunluk ve genel durum bozukluğu ciddi hastalıkları düşündürebilir. Triod hastalıkları, ciddi depresyonlar, kronik hastalıklar, kötü huylu hastalıklar atlanmamalı. Böyle durumlarda bir an önce doktora başvurulmalıdır.
Bahar yorgunluğunun önlemi bahar gelmeden alınmalıdır. İlk yapılması gereken şey, beslenme düzeninin ayarlanmasıdır. Çoğumuz kış aylarında kalorisi daha bol taze sebze ve meyveden fakir bir beslenme programı uygularız. Bu tarz beslenmeler kilo almamıza neden olur ve kalorisinin yüksekliğine rağmen enerji açısından daha kötüdür.
MELATONİN HORMONU...
Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hor- mondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak. Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon. Hormon diğer antioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karşı koruma sağlıyor, Üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk, isteksizlik gibi durumların nedenlerini de oluşturabiliyor.
Su anda bu hormon yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon. İşin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar üzerindeki tesiridir.
Avrupa da lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından sonra yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir hususta çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları. Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak bu hormon ışığa duyarlı. Deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tespit edilmiş. Bilimsel bir gerçek. Lütfen karanlıkta yatın ve çocuklarınız uyurken ışığı kapatın .. Unutmayın körlerde kanser olma oranı 0' a yakındır.
Ayrıca geceleri , televizyon, bilgisayar ve cep telefonu vb. elektronik aygıtların olmadığı ya da prize takılı bulunmadığı bir ortamda uyumaya çalışın, prize takılı olan aygıtlar siz uyurken, enerjinizden çalar ve zinde kalkmanızı zorlaştırır. (Dolayısıyla da 2 saatte alacağınız uykuyu 4 saatte alırsınız.)
HİPERTANSİYON…
Hipertansiyon gelişmiş ülkelerde sıklıkla karşılaşılan bir halk sağlığı sorunudur. Tedavi edilemeyen hipertansiyon yanında birçok hastalığı da getirebilir. Araştırmalar hipertansiyon oluşumunda diyetsel faktörlerin etkili olduğunu göstermektedir. Yapılan çalışmalara göre uygun bir beslenme planı ile kan basıncı düşürülebiliyor. Son yıllarda hipertansiyonun tedavisinde kullanılan ve DASH adı verilen bir beslenme modeli geliştirildi.
Hipertansiyonu düşürmede diyetsel yaklaşımlar adı verilen bu beslenme planında hedef gıdalarla alınan sodyum miktarını azaltırken aynı zamanda yetişkinler için yeterli ve dengeli bir beslenme planı oluşturmak.
Sodyum, hipertansiyonun oluşumunda önemli bir mineraldir. Sofra tuzunun yaklaşık olarak yarısı sodyumdan oluşmaktadır. Hipertansiyon için beslenme planı doymuş yağlardan, kolesterolden ve katı yağlardan fakir, meyve ve sebze ve az yağlı süt ve süt ürünlerinden ise zengin olacak şekilde düzenlenir.
Bu planda tam tahıl ürünleri, balık, kümes hayvanları ve yağlı tohumlar kullanılır. Ancak kilonun kontrolü de önemlidir. Vücut ağırlığı normalin üzerindeyse kilo kaybı tansiyonun düşmesine yardımcı olabilmektedir.
SİZE SAĞLIK DİLİYORUZ…