|
ŞEKER BELASI…
Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz demektir.
Mesela bizim bugünkü konumuz olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeninin şeker olduğunu unutmayınız. Sakın unutmayın damarları tıkayan şey de kolesterol değil şekerin ta kendisidir.
Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek kesinlikle çok yanlış...
Peki ne kadar şeker kullanmalıyız?
Bunu sakın unutmayın, hatta gerekirse bir uyarı yazısı ile her sabah bu gerçeğin size hatırlatılmasını sağlayın.
Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.
Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum... diyorsanız o zaman bu hakkınız 6’ya iniyor… Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında azaltmanız gerekir.
Peki hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi? diyecek olursanız, unutmayınız ki
kesinlikle şeker zararlıdır..
Peki tuz ne kadar alalım diyecek olursanız, bilim insanları günde en fazla 6 gram tuz alabileceğinizi belirtiyorlar…
Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren... Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz. Bakın bu çok önemli bir ayrıntı.
Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor. Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi...
Demek ki üç beyazdan biri olan tuz şekere göre daha ehveni şer… Bunu unutmayın…
Haklı olarak şöyle diyebilirsiniz: İyi ama kimi zaman tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?
Bunu sakın unutmayın Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, “Eyvah kan şekeri düşüyor” sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek... O yüzden de siz aşerirsiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görülür…
. Yani kısaca uzun yaşamak istiyorsanız şu şeker denilen meretten uzak duracaksınız. Yok ben Çikolatanın cazibesine dayanamam diyorsanız, o zaman her nimetin bin külfeti var ilkesinden hareketle arkadaşlarınızdan, akranlarınızdan birkaç yıl evvel bu dünyadan elinizi eteğinizi çekmeyi de kabulleneceksiniz demektir. Bu artık sizin tercihiniz. Buna kimse bir şey diyemez…
Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistiklere göre kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Dikkatinizi çekeriz günlük değil yıllık diyoruz, yıllık Yani bir yılda 1 kesme şekeri kadar. Aklınıza yatmıyor değil mi? Kesme şekeri 4 gram sayarsak sadece o kadar işte…
Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Şekerim düştü gibi bir mazeretin de söz konusu olmadığı kesin.. Şeker denilen şu meret sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa’da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815’ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.
Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır...