SAYIN HÜSEYİN ÇELİK'E AÇIK MEKTUP...
Öncelikle yazılarımı aksattığım için başta İlhami Ağabey olmak üzere bütün dostlarımdan özür diliyorum. Daha önce açıkladığım kazadan ötürü kendime gelemedim. Tıp söyleminde ‘travma’ diye bir tanım var. Ruhsal travmanın fiziki travmadan daha kötü sonuçlar doğurduğunun gerçeği ile karşı karşıyayım. Eylül yazımdaki bir cümleyi yinelemek istiyorum:‘Allah evlat acısını en vahşi hayvanlara bile göstermesin’ demiştim. Nasıl olduğunu anlatmak olanaksız; atalarımız güzel özetlemişler: Çeken bilir!
Şu ana kadar dile getirdiklerimle yazının başlığı arasında bir bağlantı yok, izninizle onu açıklamaya çalışacağım. Bir süre önce ulusal TV kanallarımızın birinde Sayın Hüseyin ÇELİK’i izleme şansı elde ettim. Değindiği birçok konu arasında hem çocuğunu kaybeden bir baba olarak hem de eski bir asker olarak bir konu özellikle dikkatimi çekti.
1.Bir asker olarak:
Sayın Çelik Elazığ-Karakoçan’ da görev yapan P.Teğmen Mehmet Tümer olayını ve ona verilen 9 yıl 2 aylık mahkumiyet cezasından söz ederek cezanın azlığı nedeniyle Askeri Mahkemeyi eleştiriyor. Sayın Bakanımıza göre verilen ceza az, az olmasının nedeni de mahkemenin ‘Askeri’ oluşu. Aile arasında veya kahve toplantılarında bu konu bu şekilde tartışılabilir ve sohbet konusu yapılabilir. Ama iktidardaki bir partinin iki numaralı kişisinin; şehit olan 4 askerin ailelerinin üzüntülerini kaşımaya, hiddetlerini arttırmaya ve onları yanlış davranışlara yönelmelerine ortam hazırlamaya hakkı yok diye düşünüyorum. Askeri Yargıçların yerinde siz olsaydınız ne yapabilirdiniz? Yasada yazılı olan cezadan fazlasını nasıl verebilirdiniz? Yaptığının hata olduğunu, pişmanlık duyduğunu beyan eden gencecik bir teğmeni ‘Sayın’ Abdullah Öcalan ı asamamışken ve dağdan inenlerin davul –zurna ile karşılandığı bir dönemde assalar mıydı yani! O cezanın sınırı az ise yedi yıllık iktidar döneminizde binlerce konuyu ele alırken gecenin bir yarısında jet hızı ile yasaları değiştirirken ‘bilinçli taksir suçunun’ cezasını arttırsaydınız ya!
Ama;
Ama ben diyorum ki: Öncelikle o dört şehidimize Allah’tan rahmet ve acılı ailelerine sabır dileyelim. Kendimizi birazda Teğmen Mehmet’in veya anne-babasının yerine koyalım. Yani moda deyimle ‘empati’ yapalım. O da ‘Mehmetcik’ ler kadar genç, oda o yaşa kadar 17 yılını eğitimle geçirmiş yani 17 yıl dirsek çürütmüş. O Kadar eğitim –öğretim görenlerin birçoğu Karakoçan’ın yerini haritada bulamazken, bir kısmı haramzade olup diskoteklerde tepinirken, gene bir kısmı babalarının makamlarından yararlanarak bol maaşlı yönetim kurulu üyeliği yaparken veya mal-mülk sahibi olurken o genç kendi yaşıtındaki askerlerin yediğini yiyerek, giydiğini giyerek kaldığı yerde kalarak görev yapıyor. Şu anda mahkum, unvanı ‘Katil’, geleceği de karardı.
Ama Sayın Bakanım siz diyorsanız ki: Yetmez!
O zaman asın onu! Gücünüz mü yok sanki? Benim ülkem ‘Askerin bir düğmesini koparırsan altı ay yersin’ denen günlerden suçlu olup olmadığı bile belli olmadan ‘Orgenerallerin altı saatte içeri tıkıldığı’ günlere geldi.
2.Bir baba olarak:
Sevgili dostlarım; yukarıda sözü edilen suçun özelliği ‘Bilinçli Taksir’.
Yani yasa diyor ki: ‘Arkadaş, biliyorum kastın yok ama sen bu işi böyle yaparsan sonunda bu acı sonuç ortaya çıkar, ben de seni kasten adam öldürmüş gibi değil ama taksirli gibide kabul edemem, seni taksirli suçun üstünde bir ceza ile yargılarım’ diyor. Bu olay 17 Ağustosta meydana geldi ve mahkemesi görüldü.
Ama;
Evet, bir ama daha: 26 Temmuz saat 17.30 da Canan Gedik Bekar isimli bir hanım yaklaşık 130-140 Km süratle (1200 Kğ lık arabayı %20 rampaya ve bariyerlere dayanmasına rağmen 20 metre sürüklediğine göre beklide sürati daha fazlaydı, hesaplamak lazım) çarparak 18 yaşında kızımın ölümüne yol açtı, eşimin boynu kırıldı, o günden beri bir zamanlar Selda Bağcan’ın da takmış olduğu hallo-vest denen kafes içinde nasıl yaşıyor siz tahmin edin ve ameliyat olmayı bekliyoruz. Benim ayağım kırıldı hala normale dönemedim. V.s. v.s. Biz bu halde iken Canan Hanım normal hayatını sürdürüyor.
Sayın Hüseyin ÇELİK,
2005 yılında trafik suç ve cezalarında değişiklik yaparak ‘Bilinçli Taksir’ kavramını getirdiniz, çokta iyi oldu, en azından benim gibi çocuğunu trafik canavarına kaptıran acılı baba Boray URAS İstanbul’dan Ankara’ya boşuna yürümemiş oldu Bende merak ediyorum acaba Adeletimiz bu Hanıma: ‘Açık yol ve havada, 100m önünde araç varken,130-140 Km süratle araç sollarsan bu öndeki araca çarpmaya ve ölüme sebep olur, bunun da adı Bilinçli Taksir’dir’ diyecek mi?
17 Ağustosta meydana gelen olayın beğenelim, beğenmeyelim cezası kesildi ama 26 Temmuzda çocuğumun ölümüne sebep olan Hanım normal hayatını sürdürüyor ve hala soruşturma safhasındayız. Gün geçtikçe üzüntüm hiddete, hiddetim kine dönüşüyor. Bu durumdaki bir insan huzurlu olabilir mi, ailesinin huzurunu sağlayıp koruyabilir mi?
Takdir sizin dostlarım.
2010 yılının bütün insanlığa sevgi ve barış getirmesi dileği ile…..
NOT: Kasım ayı içinde çekilen Tomoğrafide eşimin boyun kırığının kaynamayacağı anlaşıldı, kesin ameliyat gerekiyor. Hala ameliyat olamadık çünkü gerekli platinlerin ihalesi, satın alma ve muayene işlemleri bitmedi. Tanrı bazılarının rüyasına girip: Al eşini Cleviland’a götür diyormuş. Benim rüyama girmedi, gireceğini de sanmıyorum, rüyama girip ‘Götür! dese de zaten oralara kadar gidecek gücüm yok, ama Sağlık Bakanımızın rüyasına girip de: ‘Kulum Recep, yazıktır o kadına ve başı-boynu kafes içindeki annesine sarılamayan o iki küçük yavruya, değiştir şu mevzuatı da bir an önce kadın sağlığına, çocuklarda ana sıcaklığına kavuşsunlar, bundan sonra aynı sıkıntıları başkaları da çekmesin’ dese iyi olur ama Tanrıya da akıl verecek halimiz yok ya! Sonra ne bilelim belki Tanrı da birinci Müslüman Cumhurbaşkanımız gibi zenginleri seviyordur, bizim gibileri niye düşünsün ki!
Gelen Yorumlar
Toplam 6 yorum,
1-6 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
Sevgili Hüsnü kardeşim,
Öncelikle acılarını en içten duygularla paylaşıyorum. Tekrar büyük geçmiş olsun. Yukarıda yazında herşeyi gayet güzel dile getirmişsin. Kendine şeffaf olamayan, ülke yönetimini eş dost ve yakınlarını ihya etmek olarak gören bir zümrenin idaresinden ne bekleyebilirsin ki....
Saygıdeğer Albayım, Sevgili Kardeşim,
Acılarının depreştiği bu hüzün dolu makaleni,üzülerek okudum. Tüm değindiğin konularda sana hak vermemek mümkün değil.Ama, şunu da aklımızdan çıkarmamak gerekir ki; Ülkemdeki yasaları, insanlarımın çikarları doğrultusunda hazırlayacak kişilerin, o yasalardaki "suçlu" konumunda olmamalarıgerekir.Anımsadığım kadarıyla, Rahmetli Sanatçımız Sn.Sevim Tanürek'i de böyle bir kaza süsüyle öldürenler, sonradan alınan bir ehliyetle, kurtarıldılar. Yasaları çıkaran çoğunluğun yakınları böyle kazalarla ölmedikte, caydırıcı yasaların çıkacağına inanmıyorum.
Bu bağlamda acını tekrar paylaşır; yenge hanıma ve sana acil şifalar diler,saygı ve sevgilerimi sunarım.ESEN KALIN.
Lütfü Yanar eklemiş.
| 02 Ocak 2010 Saat
17:58
Sevgili Hüsnü,
Yazını okuyunca hüzünlenmemek elde değil. Bu vesile ile sana ve eşine bir kez daha sabır ve en kısa zamanda sağlığınıza kavuşmanızı diliyor, acınızı yürekten paylaşıyorum. Milli Eğitim Eski Bakanı Çelik, ulusal eğitim sistemini getirdiği duruma bakmadan, yasaları umursamayan bir biçimde gerçekleştirdiği eğitim cinayetlerini görmezden gelerek "Askeri Yargı" ya sataşmasını tipik AKP yüzsüzlüğü olarak değerlendiriyorum. Sanki yüz kızartıcı onlarca suç dosyası yargı kapısında, dokunulmazlıklarının kaldırılmasını bekleyen bir Başbakan'ın yardımcısı ve bunun gibi bir çok milletvekilini bünyesinde barındıran bir partinin mensubu değil de, sütten çıkmış ak kaşık mübarek. İşine geldiği zaman yargıya güveni ve hukuka saygıyı dilinden düşürmeyen, işine gelmediği zaman ise, seçim öncesi o çok sevdiği "delikanlı" pozuyla söz verip de, sonrasında dokunulmazlık konusunu ağzına dahi almayan bir başbakanın, yargıyı ve bürokrasiyi tümüyle siyasallaştırmış bir hükümetin, ordusunu yok etmeyi, küçük düşürmeyi şiar edinmiş, bu uğurda her gün değişik senaryolar üreterek ülke insanlarının işsizlik, açlık gibi temel sorunlarını gözden uzak tutmaya çalışan, açılım-saçılım diyerek ülkeyi bölünme noktasına getiren bir iktidarın mensubunun, ülke bu durumda iken söylediklerini fazla ciddiye almamak, gündem saptırmanın tipik bir uygulaması olarak görmek gerekir diye düşünüyorum.
Biraz da iğneyi kendimize batıralım. Koğuş nöbeti tutarken uyuyan bir nöbetçi asker ile, terörle mücadele kapsamında görev yapan bir birlikte, dışarı nöbetinde uykuya dalan bir nöbetçi ere verilen cezanın aynı statüde değerlendirilmemesi, doğuracağı sonuçlar itibariyle farklı bir ceza uygulamasına gidilmesi, her iki suçun da "nöbette uyumak" fiili altında görülmemesi, bunun için de ilgili yasa ve yönetmeliklerde ivedi yeni bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Mustafa Önder eklemiş.
| 02 Ocak 2010 Saat
19:06
Değerli sınıf arkadaşım,değerli meslektaşım,değerli kardeşim,
Acıların en büyüğünü yaşadin..Sabır ve metanet dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor..Ama inanıyorum ki hayata küsecek bir bir adam değilsin Sen...hep böyle tanıdık Seni..
Benzer acıları bende yasadım bir çoklari da yaşadi..Acı
yerinde durur ama ne kadar üzerini küllüyebilirsek,o kadar kendimize ve kalanlarımıza iyilik etmiş oluruz..Çün ki hayat devam ediyor..
Birde şu trafik kazalari ve ona benzer kazalar konusunda bir dileğim var..ney biliyormusun..kıssasa kıssas ..yani adam kendin de değil sürat zevkini tatmin icin sana arkadan vuruyor,kırmızı ışıkta bilerek geçip,hiç ama hiç kusuru olamayan adami hayat boyu sandalyeye mahkum ediyor..Hatirlayin Pendik'te genc bayan oğretmenin elinden çantasını kapıp gelen trenin önüne atarak ezdiler..Bunlara 3-sene 5 sene değil ayni acıyı yaşatmak lazim..
Bi vesile sana ve hanımefendiye tekrar geçmiş olsun der acını paylaşır,Seni aramizda gordüğümüz gün çok sevineceğimizi bilmeni isterim..
h.kayapınar
huseyin kayapınar eklemiş.
| 06 Ocak 2010 Saat
23:36
Öncelikle kızınıza Allahtan rahmet, eşinize şifa, size de sabırlar diliyorum. Bildiğim kadarıyla tüm bu elim olaylara neden olan kişi, daha bu olaydan birkaç hafta önce çok ciddi bir kaza yapmış ve aracı perte çıkmıştır ve firması yeni bir kiralık araç verip yollara salmıştır. Kazada tüm bu acıların yanında kayınvalidesinin de ölümüne neden olmuştur. Kendisi çevresinde agresif ve egosu yüksek bir profil çizip bu olayları yaşanmamış sayıp mutlu mesut bir insan profili çizmektedir. Kendisi hala yollarda olup anlaşılmaz şekilde insanların canına kast etmesine izin verilmektedir ve birgün bile ceza görmemiştir. Bu olayı yaşayan insanlar hergün kahrolurken sanki tüm bu yaşananlar kendi suçu değilmilmiş gibi normal bir hayat sürmektedir.Kabul etmek imkansız.En ağır cezayı görmesi dileğiyle. Saygılarımla.
Murat eklemiş.
| 07 Şubat 2010 Saat
22:57
Sevcgli Hüsnü Kardeşim:Anlattıkların ve başınıza gelenler o kadar acı ve kıyaslaman da o kadar doğru ki insanın isyan edesi geliyor. Ama bu açık mektubu yazdığın kişi ve onun gibilerin bunları anlayacak kadar kapasitelerinin olduğuna inanmıyorum. Onlar Dünyaya sabit bir pencerede bakıyorlar. Sana sabırlar dilerken o trafik magandasını en ağı cezayı almasını temenni ediyorum. Eşinize ve size sağlık diliyorum sevgili arkadaşım.
Azmi Eraslan eklemiş.
| 06 Mart 2010 Saat
21:24