|
NAZIM HİKMET ÖZEL…
KADIN
Kimi der ki kadın,
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın,
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Kimi der ki çocuk doğuran,
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım. Kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.
BABA!..
Baba!.
Her yıl başında
Sana söyleyecek bir tek sözüm var:
“Seni ne kadar çok seversem,
O kadar çok olsun ömründen geçen yıllar..”
Baba!..
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!..
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
Başımı eğemez!..
Yalnız senin elini öpmek için
Eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!..
Bilekler kan içinde, dişler kenetli,
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzer toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!..
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!..
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!..
BUGÜN PAZAR
Bugün Pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak,
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak
Kımıldanmadan durdum.
Sonra saygı ile toprağa oturdum,
Dayadım sırtımı beyaz duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım,
Toprak, güneş ve ben,
Bahtiyarım…
DENİZ
Üzerinde ala bulut,
Üstünde gümüş gemi
İçinde sarıbalık
Dibinde mavi yosun
Kıyıda çıplak adam
Durmuş düşünüyor.
Bulut mu olsam, gemi mi yoksa,
Yosun mu olsam, balık mı yoksa,
Ne o, ne o, ne o
Deniz olunmalı oğlum
Bulutuyla, gemisiyle,
Bağlıyla, yosunuyla,
Deniz olmalısın oğlum Deniz…
HASRET
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
Belini sarmayalı,
Gözünün içinde durmayalı,
Dokumayalı sıcaklığına karnının.
Yüz yıldır bekliyor beni
Bir şehirde bir kadın.
Aynı daldaydık, aynı daldaydık,
Aynı daldan düştük ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
Yol yüz yıllık.
Yüz yıldır alacakaranlıkta
Koşuyorum ardından…
CENAZE MERASİMİM…
Bizim avludan mı kalkacak cenazem?..
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?..
Asansöre sığmaz tabut.
Merdivenler daracık…
Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
Belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
Belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi,
Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık
Yükleneceksem,
Bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden; uğurdur,
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
Meraklıdır ölülere çocuklar.
Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım, bilmediğiniz kadar.
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize…