|
Osman SOYSAL Geçen Sayıdan Devam….
sistemli bir şekilde enkazı imha edeceklerdi. Ancak Ellery’nin daha önceden hiç dağcılık deneyimi bulunmuyordu.
2 Mayıs günü açık havanın da yardımıyla helikopter pilotlarından biri dağın kuzey kısmına uzanan daha iyi bir rota bulunduğunu keşfetti. Ve kuzey-doğu’da bulunan bu sırtın 10 500 feet yüksekliğindeki kısmına Ellery, Bottomer, Whelan ve Çavuş Appleby helikopterle taşındılar. Ancak iki saat süren zorlu bir tırmanışa rağmen daha henüz zirveye ulaşamamışlardı. Geriye dönme kararı aldılar. Ancak ne yazık ki artık dağın ters tarafında bulunuyorlardı ve ana kampa ulaşmaları toplam iki gün sürdü. Bu arada ekibin zirveye ulaşamayacağını öngören Robertson, ekibin diğer altı üyesinin yine imha amacıyla zirveye hareket etmesini sağladı. Helikopter bu altı kişilik grubu dağın kuzeyinde bulunan ve Ellery’lerin bırakıldığı sırttan farklı bir noktaya indirmeyi başardı. Helikopterler bu noktaya kadar ancak bir personnel taşıyabiliyorlardı. Her seferinde git gel yapması gerekti. Diğer beş adam zorluklar nedeniyle bin feet daha aşağıya indirildi. Altı kişilik ekip buluşarak doğrudan zirvedeki Kamp 3’e gittiler ve iki gün önce Hastings’ler tarafından bırakılan metal sandıklarda bulunan çadırlara yerleştiler. Patlayıcılar ancak bulutlar arasında bir boşluk bularak üç kutu bırakabilen Hastings tarafından ertesi gün ulaştırılabildi. Ekibin dört üyesi enkazdan savrulan kağıtları ve belgeleri toplarken, daha önce imha konusunda deneyimi bulunmayan Murphy ve Hercod imha talimatlarını dikkatle okudular. Birinci denemede fünyelerden biri patlamadı ve Hercod korkmadan, büyük bir cesaretle bunu bir başkasıyla değiştirdi. Bu cesur davranışı onun kraliçe tarafından ödüllendirilmesini sağlayacaktı.
Gün boyunca bulutun ve sisin içerisinde çalışmak zorunda kaldılar. Hava gittikçe bozmaya başladı. Bu alışkın olmadıkları koşullar Hercod ve Murphy’nın çok yorulmasına yol açtı. İşlerini bitirdikten sonra geceyi zirvede geçirip ertesi sabah Güney güney batı yamacından yoğun kar yağışı altında inmeye başladılar. Bir süre kendilerine kar barınağı yapıp içine sığınmak zorunda kaldılar. Uzun bir süre barınağın içerisinde zor koşullar altında havanın düzelmesini beklediler. Sürekli olarak onları izleyen ve tetikte olan ana kamptakiler yukarıdakilerin attığı fişekleri fark etti ve havanın yatışmasıyla birlikte havalanan bir helikopter onları yukarıdan alıp aşağıya indirdi. Ertesi gece tüm ekip Lefkoşa’ya vardı.
Evet ‘gavurun’ dilinden harekata ilişkin bilgiler bu şekilde. Norşıncık’a kadar Türk irtibat subayı eşliğinde olmak üzere operasyonda –refakatçı olarak- varolmamıza karşın, dağa Türk Silahlı Kuvvetleri’nden kimsenin çıkmadığı anlaşılıyor. Coni'ler Mörfi'ler bize ait topraklarda kafalarına göre, asırların sömürgeci alışkanlıklarıyla görevlerini icra ediyorlar.Yüzyılların sömürgeci İngiliz’i elini kolunu sallaya sallaya Kıbrıs’tan özel kuvvetleriyle Diyarbakır’a iniyor, ciplerle uçaklarla helikopterlerle bölgeye ulaşıyor ve istediği şekilde dağa çıkıp, tam olarak Avustralya’ya gittiği dahi belli olmayan ne idüğü belirsiz (bir iddiaya göre radyasyonlu) mühimmatı olay yerinde imha ediyor ve geleneğe aykırı bir şekilde ölülerini dahi almadan (rapordaki anlatıma iltifat edersek) olay yerinde gömüp bölgeden ayrılıyor.
Şimdi internetteki araştırmamızı sürdürüp o dönemde bölgede görev yapmış olan sayın Dr.Sadık ÖZEN ağabeyimizin yazdıklarına bir göz atalım:
[http://forum.haber.gen.tr/turkiye-gundemi/suphan-dagina-dusen-ucak-120618.html]
Dr.Sadık ÖZEN’in notları: Bu kaza, bana 1959 yılında Bitlis’in Adilcevaz İlçesi’ne bağlı Norşincik Köyü yakınındaki esrarengiz uçak kazasını anımsattı. Bu konuyla ilgili olarak yaptığım araştırmalara göre, aradan bunca yıl geçmiş olmasına karşın, bu esrarengiz uçak kazasının hala esrarının çözülemediği anlaşılıyor.
08 Ekim 2000 tarihli Zaman Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre:
“Bitlis’in Adilcevaz İlçe sınırlarında bulunan 4058 rakımlı sönmüş volkanik yanardağ olan Süphan Dağı'na 1959 yılında bir İngiliz uçağı düşüyor. BRT muhabiri Güray Değerli tarafından çekilen görüntülerde uçağın parçaları açıkça görülüyor. Uçakta sayıları 14–17 arasında değişen subayın bulunduğu, kaza sonrasında tümünün öldüğü, uçağın yükünün ve rotasının bilinmediği ileri sürülüyor. Olayın ilginç tarafı uçağın düştüğüne dair tek bir resmî kayıt yok. İngilizlerin cesetlerini bile almamış olmaları olayla ilgili şüpheleri daha da artırıyor. Ancak olayın daha da ilginç tarafı şu: O dönemde dağın eteklerinde bulunan köylerden enkaza gidenlerin ve oradan uçak parçası getirenlerin hepsi kanserden hayatlarını yitirmiş durumda.
Peki Türkiye bu konuyla ilgili herhangi bir girişimde bulunmuş mu? Cevap elbette hayır.
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Adilcevaz Kaymakamı Ufuk Seçilmiş resmî kayıtlarda olmasa da söz konusu uçak olayını doğruluyor; ancak bu konuyla ilgili bilimsel bir çalışmanın olmadığı gerekçesiyle tam olarak 'ne olduğunu söylemenin' zor olduğunu ifade ediyor. Ufuk Seçilmiş kanser ölümlerinde yaşanan artışın sadece Adilcevaz'a özgü olmadığını bütün Van Gölü havzası için geçerli olduğunu belirtiyor.”