AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRK HUKUKU
TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRK HUKUKU

                            Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen 
 

                                                                                 Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu,İstanbullu,

                                                                                 Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep

                                                                                 Milletin evlatları, hep aynı cevherin hayat

                                                                                 Damarlarıdır. Bu damarlar birbirini tanısın.

                                                                                Dediğim şey olduğu zaman, başka bir

                                                                                alem görülecek ve dünyaya hayat verecektir.

 

                                                                                                             Mustafa Kemal ATATÜRK

Terör kaynağı ne olursa olsun günümüzde Türkiye’nin en önemli güvenlik sorunudur.Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik terörle mücadele  siyasi ve hukuki zeminde en çok tartışılan bir sorundur.

Terörle mücadele araçlarından birisi de  hukuktur.Hukukun etkin ve caydırıcı nitelikte olması bu sorunu çözmeye yardımcı olur. Ama ne yazık ki,günümüz Türk Hukuku terörü önlemede etkili olabilecek yaptırımlardan uzaktır.

Terör bu gün olduğu kadar geçmişte de ülkenin önemli güvenlik meselelerindendir. Milli Mücadele günlerinde ve Cumhuriyetin kuruluşunu müteakip emperyal kışkırtmanın yarattığı devlet aleyhine kalkışmalar üzerine hukukta caydırıcı önlemlere başvurulmuştur. Bunlardan şüphesiz en önemlisi Padişah döneminden çıkarılmış, Milli mücadele yıllarında yeniden düzenlenmiş çıkarılan “Hıyanet-i Vataniye Kanunu’dur.

Anadolu’dan kovulmayı onuruna yediremeyen emperyal güçler,bilhassa İngilizler, Cumhuriyetimizi yıkmak için ülkede di ve etnik kurumları kışkırtmaya başladılar.İngilizler bir yandan da petrol bakımından zengin Misak-ı Milli sınırlarımız içinde bulunan Musul ve Kerkük’ü kolayca ele geçirmek için bu mel’un  kışkırtmalarla cereyan eden isyanlarla Türkiye Cumhuriyetinin başına meşgale açmak istemişlerdir.Türk Milleti henüz emperyalizmin yarattığı tahribatı gidermeden, açtığı yaraları sarmadan başta Dersim Şeyh Sait isyanları olmak üzere yaratılan devlet aleyhine kalkışmalarla  yeni bir kaosa sürüklendirilmiştir. Bunun için hukuki tedbirler de başvurma gereksinimi doğmuştur.Atatürk,bu isyanlarla mücadele ederken asilere uygulanacak caydırıcı hukuki yaptırımlara baş vurma gereğini duymuştur. Bunun için çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu’(Vatana İhanet)dur.

      Terör, zamanımıza özgü yeni bir olgu değildir. Tarihin her döneminde  bilhassa  Hıristiyan ,Yahudilik ve masonik felsefenin hakim kılınmak istenmesiyle kendini geçmişte tanıtmıştır. Tapınak şövalyeleri,deniz korsanlıkları ve şu günlerde Somalili Korsanların gemilerimiz teslim alma korsanlıkları gibi.İnsanlık tarihi kadar geçmişe sahip olan terör, bugün eskiye nazaran daha tehlikeli bir hal almıştır. Terör günümüzde yeni strateji belirlemiştir.Zira, günümüzde teröristler, sosyal ve ekonomik bakımdan büyük çapta tahribata sebebiyet verebilecek ve hatta, toplu ölümleri ve kitlelerin imhasına yol açacak etkide silahlara sahip olabilmektedir. Teknolojik gelişmişlik ve bu konudaki bilgilere ulaşma kolaylıkları, teröristlerin işini de oldukça kolaylaştırmaktadır. Günümüz teröristleri, güttükleri amaçlara ulaşabilmek için icra ettikleri fiillerin ortaya çıkarabileceği muhtemel neticeler açısından tamamen umursamaz acımasız  bir duygusuyla hareket etmektedirler. Günümüzde uluslararası yapılanmada  emperyal  ülkelerle bağlantıları mevcuttur. Değişik ülkelerde lojistiği bulunan teröristler arasında uluslararası düzeyde bir iletişim ağı mevcuttur. Soğuk savaş yıllarında komünist Rusya ,Çin ve ABD destekli iken soğuk savaş sonrası tek kutuplu dünyada daha ziyade ABD küresel emperyalizmi, masonik ve Siyonist güdümde görülmektedir.

       Hukuk devleti esasına dayalı toplum düzenleri için en büyük tehlikeyi oluşturan terör eylemleri, kişi hak ve özgürlüklerinin kullanılması açısından bir tehdit oluşturmakta ve ayrıca, toplumun sosyal ve ekonomik bakımdan gelişmesini engellemektedir.İnsan onuruna ve buna bağlı olarak insan hak ve özgürlüklerine saygı, bireyin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması, hukuk toplumunun temel prensiplerini oluşturmaktadır. İnsan onuruna yakışır bir şekilde yaşama hakkı, insan vücudunun dokunulmazlığı ve saygınlığı hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ve aynı zamanda düşünce özgürlüğü, düşünceyi özgürce açıklama ve özgürce bilgilendirilme hakkı, hukuk devleti esasına dayalı toplum düzeninin temelini oluşturan haklardır.

      Terör eylemleri, bu hakların kullanılmasını tehlikeye sokmakta; hukuk devleti esasına dayalı toplum düzeninin bozulmasını, bireysel hakların ve demokratik düzenin dayanağını oluşturan temel prensiplerin ihlaliyle sonuçlanmaktadır. Bu eylemler, halkın korku ve paniğe kapılmasına, toplumdaki siyasî, ekonomik ve sosyal yapıların büyük ölçüde zarar görmesine sebebiyet vermektedir.

       Terör eylemleri bağlamında; bir örgüt faaliyeti çerçevesinde başta öldürme ve yaralama olmak üzere, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kişinin çeşitli hak ve özgürlüklerinin kullanmasının engellenmesi, kişilerin ve özellikle kamusal nitelikteki malvarlıklarına zarar verme gibi suçlar sistemli olarak işlenmektedir. Bu suçların işlenmesi suretiyle, suç mağdurları ve bunların yakınları büyük bir eleme sevk edilmekte, bu insanların geleceğe yönelik bütün planları altüst olmada ve insanları hayata bağlayan temel unsurlar yok edilmektedir.   

Terör eylemlerine maruz kalan kişiler, maddî ve manevî bakımdan büyük zararlar görmekte ve hatta, hayatlarını kaybetmektedir.

      Kökünü Latince "terrere" sözcüğünden alan terör deyimi "korkudan sarsıntı geçirme" veya "korkudan dehşete düşmeye sebep olma" anlamlarına gelmekte, ilk defa Dictionnarire de  I'Academie Française'nin 1789 yılında yayınlanan ekinde rastlanmaktadır. Nitekim, 1789  Fransız ihtilali sonrasının dönemi tarihçilerince "terör rejimi-rejime de la terreur" olarak anıldığı bilinmektedir. Türkçe’deki karşılığı "yıldırma, korkutma" olan terör kelimesi Fransızca Petit Robert  sözlüğünde "bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için meydana getirdiği ortak  korku" anlamında yer alırken, Siyasi Terimler ve Örgütler sözlüğünde "kamu otoritesini veya  toplum yapısını yıkmak için girişilen korku ve yılgınlık saçan şiddet hareketleri" olarak  belirtilmektedir.

        Terör kavramını da zihinlerde berraklaştırabilmek için yerli ve yabancı kaynaklarda  yer alan tanımların  birlikte incelenmesinde fayda vardır.

      "Terör" kavramı kapsamına hangi suçların girdiği konusunda bir belirsizlik mevcuttur. Bu nedenle terörle mücadeleyi konu edinen uluslararası sözleşmelerde terörle ilgili bir tanım verilmemiş, sadece terör eylemleri olarak nitelendirilebilecek suçlara ilişkin ayrıntılı bir liste yapılmıştır. Türkiye'nin de taraf olduğu 27 Ocak 1977 tarihli "Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi" bu konuda bir örnek olarak gösterilebilir. Bu sözleşmede, genel olarak terörizm kavramından söz edilmiştir. Esasında suç teşkil eden terörist hareketler, Sözleşmede bir liste halinde sayılmıştır (m. 1, 2).

        Terör ve terörizm konularında farklı yaklaşımlar sergilenmekte ise de  uluslararası literatürde genel kabul şöyledir:  

          Bu bakımdan, terör olarak nitelendirilen fiiller, esasında suç oluşturan fiillerdir. Ancak, bu suçlar, belirli amaçlar doğrultusunda ve bir örgütün faaliyeti çerçevesinde sistematik bir şekilde işlendiği için, daha ağır sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.Terörle daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için, kanunlarda bu kapsamda mütalaa edilen suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturmayla ve ayrıca, mahkum olunan cezanın infazıyla ilgili özel hükümlere yer verilmektedir.

             Terör eylemlerinin  değişik yöntem ve sonuçları görülmektedir.  Bu menfur örgüt faaliyeti çerçevesinde başta öldürme ve yaralama olmak üzere, tehdit, kişinin çeşitli hak ve özgürlüklerinin kullanmasının engellenmesi ,kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kişilerin ve daha çok kamusal mal varlıklarına,faaliyetlere zarar verme gibi suçlar sistemli olarak işlenmektedir.

       Terör suçu  başta suç mağdurları ve bunların yakınları büyük bir eleme sevk etmişse de son yıllarda büyük ivme kazanmasıyla her gün gelen şehit naaşlarıyla toplumun büyük bir kısmı bu konudan derin elem duymaya başlamıştır. Şehitlerin cenaze törenleri toplumda gözyaşına boğulmuş şehit yakınlarının  gözyaşı bu eylemlerin getirdiği keder tablosu toplumumuzu derinden sarsmaktadır.Ancak ne yazıktır ki,  bu faaliyetin kökünü kurutacak tedbirleri alamayan siyasi irade nedeniyle  giderek büyüyen  bu terör belası karşısında halkımız derin infiale kapılmaktadır.

        Terörle mücadele  siyasi,sosyal ve hukukla birlikte topyekûn bir mücadeledir. Bu mücadelede en büyük etken siyasi  tedbirlerdir.Ülkede bölgesel etnik terörün kaynağı emperyal kışkırtmalardır. Batı’nın Şark Meselesi’nde iki yüzyıla varan  Ermenistan ve Kürt Devleti gibi .Bu bir komplo teorisi değildir. Tarihin tanıklığında ve günümüz emperyal projelerinde görülen bir gerçektir. BOP ve Avrasya Projeleri gibi. Uluslararası hukukta ‘çok uluslu devletler ortaklığı’ dediğimiz konfederatif yapıdaki  Yugoslavya,bunun en belirgin örneğidir. Etnik ve dini yapıda parçalandırılmak istenen Yugoslavya’da önce Saray Bosna’da akıtılan kanla Hırvatistan daha sonra Kosova olayları ile bu ülke darmadağın oldu.ASALA Terörü Türk diplomatlarının korkulu rüyası oldu.Bu nedenle terörist kışkırtmada emperyal tahrikin siyasi   ekonomik ve lojistik desteğini kesmek gerekir.Bu ülkeler nezdinde gerekli diplomatik ilişkiler yeterli değildir.Bu ülkeler ile önce   uluslar arası hukuktan doğan haklarımızı kullanmalıyız.Daha sonra siyasi ve ekonomik tedbirlere başvurulmalıdır.Sıcak takip hakkı kullanılmalıdır. Müttefik veya stratejik ortaklık nedeniyle elimiz ve kolumuz bağlanmamalıdır. Ekonomik kayıplar korkusuyla yeterince önlem alınamaması bu felaketi önlenemez hale getirir. Bugün birkaç eve giren şehit naaşları yarın giderek bütün evlere yayılır,ülke tümüyle mateme bürünür. Hiçbir siyasi ya da ekonomik çıkarın  bu kederi  milletimize yaşatmaya  hakkı yoktur.Türkiye’de terörün önlenememesinde ve tırmanmasında en büyük etken emperyalizmi körükleyen siyasi,maddi ve lojistik destek veren dış güçlere karşı yeterince yerine getirilemeyen siyasi önlem ve var olanı da giderek AB müzakereleri sürecinde ve müktesebatında ve müttefik ya da stratejik ortak emperyal ABD  dayatmasında caydırıcılığını kaybeden bir hukuk yapısıdır.Terörle topyekûn mücadelede ekonomik ve sosyal kalkınma kadar hukuki mücadele de önemli bir etkendir. Hukuk’un caydırıcılığı ve suçu önleyici fonksiyonu   önemli bir görevi icra eder.Terörün kışkırtıcısı olan dışarının(AB –ABD) telkinleriyle Palyatif bir hukuk düzenlemesi yerine ciddi ve caydırıcılığı olan bir hukuk terörü  önlemede büyük bir faktör olacaktır.

                  Terörist eylemler, esas itibarıyla ceza kanunlarında tanımlanmış suçları oluşturmaktadır.

                                                        devam edecek…

            


Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Yandaki harfi yazın, 'b' 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com