AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRK HUKUKU
TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRK HUKUKU

            Fehmi HASPOLAT-Hukukçu Öğretmen                geçen sayıdan devam… 

Ancak, bu suçlar, gerek işlenişinde güdülen saik gerek işleniş tarz ve mahiyeti itibarıyla "terör suçu" olarak nitelendirilmektedir. Ceza kanunlarında esas itibarıyla suç olarak tanımlanan bu fiillerin bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmesiyle, devletin ana yapısını, bu yapının dayandığı temel prensipleri değiştirmek veya yıkmak, toplumda korku ve panik yaratmak amacının güdülmüş olması durumunda, bu suç bir "terör suçu" niteliği kazanmaktadır.

         Hukuk devletinde Önlenemez bir terör,devlet ve millet hayatının bekasında bir afettir. Hukuk devleti esasına dayalı toplum düzenleri için en büyük tehlikeyi oluşturan terör eylemleri, kişi hak ve özgürlüklerinin kullanılması açısından bir tehdit oluşturmakta ve ayrıca, toplumun sosyal ve ekonomik bakımdan gelişmesini engellemektedir.     

       Terörle daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için, kanunlarda bu kapsamda mütalaa edilen suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturmayla ve ayrıca, mahkum olunan cezanın infazıyla ilgili özel hükümlere yer verilmektedir.ürk Hukukunda terör kavramı  aşağıda görüleceği gibi 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1.maddesinde Terör » aşağıdaki şekliyle tanımlanmıştır.

    TERÖRLE MÜCADELEDE TÜRK HUKUKU

            Terörle mücadelenin hukuki boyutu, hem önleyici hukuk (demokrasi ve insan hakları, istihbarat -aşırı akımlarla mücadele, önleyici kolluk) hem düzeltici hukuk (bastırıcı kolluk- adli kolluk, disiplin hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, silahlı güç kullanılması) yaklaşımını içermelidir.

            Bu bakımdan, terör olarak nitelendirilen fiiller, esasında suç oluşturan fiillerdir. Ancak, bu suçlar, belirli amaçlar doğrultusunda ve bir örgütün faaliyeti çerçevesinde sistematik bir şekilde işlendiği için, daha ağır sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

            Terörle Mücadele Türk hukukunda  ilk düzenleme Hıyanet-İ Vataniye Kanunu’dur.Ancak terörle mücadelede daha kapsamlı kavramlar, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’yla getirilmiştir. Terörle Mücadele Yasası’nda Terör tanımı şöyle yapılmıştır:

            MADDE1-Terör, baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit  yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki ,sosyal laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak ,Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin  varlığını tehlikeye düşürmek,devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak, veya ele geçirmek,temel hak ve hürriyetleri yok etmek,devletin iç ve dış güvenliğini,kamu düzenini veya sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından  girişilecek her türlü eylemlerdir.

            Bu kanunda yazılı olan örgüt ,iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmeleriyle meydana gelmiş sayılır.

            Terör Suçlusu:Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak  için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da ,bu amaçlar doğrultusunda diğerleri  ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

             Bu düşüncelerden hareketle, Terörle Mücadele Kanununda yer alan terör suçlarının kapsamına, bu suçlarla ilgili olarak soruşturma, kovuşturma ve infaz rejimine ilişkin hükümlerin, Türk Ceza Hukukunun reformu mahiyetindeki yeni kanunlardaki düzenlemelerle uyumunu sağlamak amacıyla Tasarı hazırlanmıştır.

            Tabii hukuk nazariyesinde İnsanların temel haklarından olan yaşama ve korkudan uzak yaşama hakkına yönelen darbedir.Vazgeçilmesi mümkün olmayan bu temel haklar  kapsamında insanın onuruna ve buna bağlı olarak insan hak ve özgürlüklerine saygı, bireyin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması, hukuk devleti ve hukuk  toplumunun temel prensiplerini oluşturur.İnsan onuruna yakışır bir şekilde yaşama hakkı, insan vücudunun dokunulmazlığı, özgürlük ve güvenlik hakkı ve saygınlığı ve aynı zamanda düşünce özgürlüğü, özgürce bilgilendirilme hakkı, hukuk devletinin temelini oluşturan haklardır.

            Nerede olursa olsun,kimden, hangi emperyal projelerden kaynaklanırsa kaynasın  halkın korku ve paniğe kapılmasına, toplumdaki siyasî, ekonomik ve sosyal yapıların büyük ölçüde zarar görmesine sebebiyet veren terör eylemleri, bu hakların kullanılmasını tehlikeye sokmakla kalmayıp aynı zamanda hukuk devleti esasına dayalı toplum düzeninin bozulmasına, bireysel hakların ve demokratik düzenin dayanağını oluşturan temel prensiplerin ihlaline yol açmaktadır.

            Bu bakımdan, terör olarak nitelendirilen fiiller, esasında suç oluşturan fiillerdir. Ancak, bu suçlar, belirli amaçlar doğrultusunda ve bir örgütün faaliyeti çerçevesinde sistematik bir şekilde işlendiği için, daha ağır sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Terörle daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için, kanunlarda bu kapsamda mütalaa edilen suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturmayla ve ayrıca, mahkum olunan cezanın infazıyla ilgili özel hükümlere yer verilmektedir.

            Bu düşüncelerden hareketle, Terörle Mücadele Kanununda yer alan terör suçlarının kapsamına, bu suçlarla ilgili olarak soruşturma,

kovuşturma ve infaz rejimine ilişkin hükümlerin, Türk Ceza Hukukunun reformu mahiyetindeki yeni kanunlardaki düzenlemelerle uyumunu sağlamak amacıyla Tasarı hazırlanmıştır.

Vatana ihanet veya Vatan Hainliği (high treason; Fr: haute trahison, Alm: Hochverrat

            Suçunu düzenleyen bu yasa, meşru egemenlik organını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla işbirliği etmeye yönelik eylemleri kapsayan suç türü. Tarih boyunca birçok hukuk sisteminde tüm suçların en büyüğü olarak değerlendirilmiş ve en şiddetli biçimlerde cezalandırılmıştır.

       Türkiye'de vatana ihanet suçu, ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Nisan 1920'de çıkarılan 2 numaralı Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile düzenlenmiştir TBMM tarafından çıkarılan ikinci kanun olarak Hıyanet-i Vataniye Kanunu, İttihat ve Terakki hükümetince Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkarılan Hıyanet-i Askeriye Kanunu'ndan esinlenmiştir . Belirgin amaç, o aşamada henüz otoritesi ve meşruiyeti tartışmalı olan BMM'ne yönelik muhtemel direnişleri kırmaktı.

GÜNÜMÜZ TÜRK CEZA HUKUKUNDA      VATANA İHANET

             Günümüz Türk ceza hukukunda vatana ihanet suçu tanımlanmamıştır. Ancak Türk Ceza Kanunu'nun devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, düşmanla işbirliği yapmak, devlete karşı savaşa tahrik, temel milli yararlara karşı hareket, askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma, düşman devlete maddi ve mali yardım konularını işleyen 302-308. maddeleri, geleneksel olarak vatana ihanet kapsamına giren suçları içerir.

         “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” ilk olarak 29 NİSAN 1920’de "Dini kullanarak devletin şeklini değiştirmek ve bozmak isteyenler vatan haini sayılır saptamasıyla kabul edilmiş." Daha sonra yasada değişikliğe gidilerek milli egemenliğe, milli devlete, birlik ve bütünlüğüne, laikliğe karşı durmak vatana ihanet sayılır şeklinde son halini almıştır. Bu saptamasıyla ‘vatan hainliği’ kavramı kullanılmıştır.

       İstanbul, İngiliz istilası altındayken, Ferit paşa kabinesine karşı konan Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun maddelerine, “Türk milletinin namusunu ve şerefini korumak, mevcut bütün kuvvet ve vasıtalarımızı icabına göre kullanarak, bizi yok etmeye çalışan düşmanların, düşmanca emellerini kırmak, işgal altındaki İstanbul’da emperyalizme hizmet eden ve milli hakimiyete karşı duran, işgal ordularına katılan, bozgunculuk ve casusluk yapan, iç isyanları düzenleyen elebaşları ve yandaşlarının vatan hainliği ile cezalandırılacaktır.” şekliyle ilk halini almış ve kabul edilmiştir.

     1920yılında terör,devletin varlığına karşı bir isyan,laiklik karşıtlığı ise 1925 yılından itibaren kutsal din duyguları üzerinden siyaset yapmak bu

amaçla cemiyet kurmak eylemleri ile özdeşleşince,  bu suçların genel kapsamda adı terör ya da irtica değil; vatana ihanet suçu olarak değerlendirilmeye başlandı. 1920 ‘de beliren isyanlar, üzerine Atatürk milli mücadelede milli bütünlüğe ve kurulacak yeni devlete karşı bu durumdan büyük endişe duymuştur. Misak-ı Milli haklarımız engellemek  için mücadele etmemizi engellemek için çıkarılan Şeyh Sait isyanı ,bu isyanı bastırmakla görevli Fahrettin Paşa kuvvetlerini oldukça uğraştırmıştır.Bunun için Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda yeni bir düzenlemeye gitmiştir.  

       Hıyanet-i Vataniye Kanunu ilk olarak 29 NİSAN 1920'de "Dini kullanarak devletin şeklini değiştirmek ve bozmak isteyenler ‘vatan hainliği’” saptamasıyla kabul edilmiş sayılır .Bu saptamasıyla ‘vatan hainliği’ kavramı kullanılmıştır.

      Kanunun 1.maddesinde yer alan “Büyük Millet Meclisi’nin meşruiyetine isyanı mutazammım  kavlen veya fiilen veya tahriren muhalefet ve ifsadatta bulunan haini vatan addolunur.”şeklinde”Büyük Millet Meclisi meşruluğuna başkaldırma niyetinde olmak,söz,eylem ve yazı ile karşı koyanlar ve karışıklık çıkarmak isteyen kişiler vatan haini sayılmıştır.Cumhuriyet henüz kurulmadığı için var olan meşru yönetim, Büyük Millet Meclisi sayılmıştır.

Daha sonra yasada değişikliğe gidilerek milli egemenliğe milli devlete birlik ve bütünlüğüne laikliğe karşı durmak vatana ihanet sayılır “denilerek son halini almıştır. 1 KASIM 1922'de Saltanat'ın kaldırılmasıyla kanunda ek değişikliğe gidilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin meşrutiyetine karşı davrananlar "vatan haini" sayılır. Milli hakimiyetin temsilcisi milli devlete karşı durmak vatan hainliğidir saptaması ile kabulüne gidilmiştir.

            15 Nisan 1923'te çıkarılan 335 sayılı kanunla, saltanatın ilgasına ilişkin kanuna ve TBMM'nin meşruiyetine yayın yoluyla muhalefet etmek vatana ihanet kapsamına alınmıştır.(1)25 Şubat 1925'te Hıyanet-i Vataniye Kanunu'na eklenen bir madde ile "dini ve mukaddesatı siyasi amaçlara esas ve alet etmek maksadıyla cemiyet kuranlar" da vatan hainliği kapsamına alınmış ve idamla cezalandırılmıştır.

            4 Mart 1924'te Hilafetin kaldırılmasıyla yukarıda verilen son metne ek yapılarak 25 Şubat 1925'te "Milli hakimiyete milli devlete birlik ve bütünlüğüne ve laikliğe karşı olanlar vatan hainidir" şeklinde son haline getirilmiş fakat 1925'te şeyh Sait ayaklanmaları sebebiyle kanuna yeni bir ekleme yapılarak “Dini  veya mukaddesat-ı diniyeyi siyasi gayelere esas olan veya alet ittihaz maksadıyla  cemiyetler teşekkülü memnudur.Bu kabil cemiyetlere dahil olanlar haini vatan addolunur. Dini veya mukaddesat-ı diniyeyi alet ittihaz ederek her ne suretle olursa olsun ahali arasına fesat ve nifak ilkası için gerek münferiden ve gerek müçtemian kavli veya tahriri  veyahut fiili bir şekilde                devam edecek…

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Colanın rengi nedir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com