|
Mehmet Kemal GÜNDOĞDU
Dil, sözlü veya yazılı halleriyle insanlar arasında oluşan ve geliştirilen en önemli bir araçtır. Dil, toplumların bütünü olup, toplumların değerlerini yansıtan bir olgudur. Kısaca dil bir iletişim aracıdır. Bu araçla insanlar birbirleriyle iletişim kurmakla, birbirleriyle anlaşmakla, bir araya gelmekle, birbirlerinin yardımcısı olmakla tanışır, anlaşır ve aynı zamanda birlikteliklerini sağlar.
Dil, bir bakıma toplumların değerlerini yansıtmakta önemli bir rol oynama imkanlarını da sağlar. Çünkü dil, her yönüyle anlaşma açısından insanların en yakını ve en büyük yardımcısıdır.
Her varlık kendi arasında iletişim içinde bulunagelmiştir. Tüm varlıklar içinde insan apayrı bir varlık olarak iletişimini hem konuşma ve hem de yazma yoluyla sergilemektedir. İnsana özgü olan bu olgu, diğer varlıklarda bulunmaz.
Hiç şüphesiz insan doğumuyla birlikte tüm yetenekleriyle doğarak geliştikçe ana kucağında anasından dilini öğrenerek onu zaman içinde geliştirecek bir yapıya sahiptir. İnsana özgü bu özellik, onun yaşamında en önemli bir öğe olarak geleceğini biçimlendirmektedir.
Dil, ilk adımda seslerden, daha sonraki dönemlerde ise kelimelerden oluşarak ve gelişerek cümlelere dönüşür. Eğitim-öğretim ve kültür, oluşan cümlelere yaptığı katkılarıyla ideal ve verimli ifadelerin oluşması, kişilerin yaşamlarındaki yerini hazırlar ve insanların geliştirdikleri dil, daima üretken olup, olağan ihtiyaçları karşılamak üzere yeni kelimeler türetir olmasında kendini göstermektedir.
Dil, başlangıçta sözlü olarak oluşur, sonrasında yazı diline dönüşerek kimlikleri korur. Yazı dilinin ortadan kalkmasıyla geçmişle iletişimin kesilmesine varan olumsuzluklar baş gösterir. Bu olumsuzluklar, başta gerçeğin unutulup kaybolması yanında, dünle iletişimin kesilmesini gündeme getirir. Bu hal nesillerin boşlukta kalmasına neden olmakla adeta cinayet işlenmiş olur. Oysa ki dün, ancak yazı dilinden öğrenilir. Bugün lise ve üniversite öğrenimi görenler Divan Edebiyatımızı anlayamıyorsa, bu dünün yazı diliyle iletişimin kesilmesinden kaynaklanmaktadır.
Hiç şüphesiz insanı insan yapan dildir. Her milletin dili kendine özgü bir dil olup, bilgi ve belgeleri nesillere aktarmakta önemli rol oynar.
Yazışma diliyle yazı dili birbirinden ayrıdır. Konuşma dilin ana unsur sesleridir. Yazı dili ise, daha ileri bir boyutta kendini göstererek yüz yıllar öncesiyle iletişimi sağlayan en önemli bir unsurdur. Ortaçağ İslam dünyasının geliştirmiş olduğu medeniyet, yazı dili sayesinde bilinmekle, medeniyeti uygulayanlarla iletişim sağlamaktadır. Zira bu önemli nokta bizi dünümüze, dünümüzü tanıyıp anlamaya götürür. Asla ihmali gerekmeyen
dünümüz, bugünlerimizin temeli, bugünlerimiz de yarınlarımızın habercisidir.
Her dilin kendine özgü bir özelliği vardır. Türk dili ise hiçbir dilde bulunmayan bir özelliğe sahiptir. Bu özellik konuşulduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi konuşulan bir özelliktir. Bu özellik Türk dilini diğer dillere nispetle daha erken öğrenme imkanı sağlamaktadır.
Her millet kendi dilini çeşitli tahribatlardan korumaktadır. Bu koruma dillerin bozulmadan herhangi bir tahribata karşı karşıya kalmadan varlığını sürdürmesini sağlar. Fakat heyhat!.. zenginliğine ve belirtilen emsalsiz özelliğine rağmen öz dilimizde yaşayan bazı kelimeler atılıp, yerlerine yabancı kelimelerin alınması oldukça gariptir. Önek olarak halk tarafından bilinen ve kullanılan ana cadde yerine ana arterler, tuzak yerine kumpas gibi yabancı kelimelerin alınması, dilin temelini zayıflatmakta ve büyük tahribatlara neden olmaktadır. Karşılığı olduğu halde yabancı kelimelerin aranmak istenmesi, Türk dilinde telaffuzu dahi sıkıntı yaratarak anlaşmaları etkilemektedir. Görsel ve yazılı medyanın adeta öncülük ettiği bu tahribat, dünümüzle iletişimimizin, ilişkimizin kesilmesine neden olmaktadır. Bu tahribatın önüne geçilmesi, Türk dilinin her yönüyle korunması açık ve zarurettir.
Genelde büyük kentlerimizin mağaza ve dükkan tabelalarında kendini gösteren yabancı isimler, acaba Batı dünyasında mevcut mudur? Örnek olarak sadece Ankara-Bahçelievler Aşkabat Caddesindeki (7.Cadde) yüzü aşkın iş yerinin yüzde seksene varan tabelalarında sırıtarak kendini gösteren yabancı isimlerin yer alması, dilimizde bir tahribat ve bir garabet değil midir?
Bazı ahvalde zorunlu olarak alınan yabancı kelimelerin yazılış tarzlarının Fransızca veya İngilizce yazılması ise dikkat çekmektedir. Oysa ki, Batı’nın Doğu’dan aldığı mesela şerif kelimesini, kendi öz dilinin yazılış ve okunuşuyla sheriff seklinde yazması oldukça manidar olup, bizler için de bir uyarı niteliği taşımıyor mu?
Zenginliğiyle övündüğümüz ve övüneceğimiz dilimizi tahribattan koruyup onun zenginliğine zenginlik katmamız, dünümüzü günlerimizle, günlerimizi yarınlarımıza taşıyıp, genç nesillerimizi, ödün vermeden yetiştirmek ve gelişmekle tarihimize bağlamalıyız… 19.11.2009