AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > TÜRKİYE'NİN POTANSİYELİ...
TÜRKİYE'NİN POTANSİYELİ...

Ali KÜLEBİ

Mevcut küresel, bölgesel gelişmelere karşın Türkiye’nin varlığını sürdürme ve geliştirme anlamında bir takım avantajları bulunuyor. Ancak bu avantajlarını koruyup kullanabilmesi için de zaaflarını gidermesi gerekiyor. Enerjiden eğitime ve tarım politikasına kadar açmazlara çözüm aranmalıdır…

Enerjiye bağımlı, doğal kaynakları geliştirilmeye muhtaç, tarımı gerilemiş ama  halen tarım yapılabilir geniş alanlara sahip ülkemizin temel zenginliği bölgedeki ülkelere göre eğitimli, yeniliklere açık ve mücadeleci. Büyük bir nüfusa sahip olmasıdır. Üstelik nüfusunun yüzde 65’i 35 yaşın altındadır. Eğitime önem veren, ancak eğitim düzeyinin ve devlet tarafından desteklenme ölçüsünün Cumhuriyetin ilk yıllarına göre giderek düştüğü  ülkemizin bu önemli zenginliğini rasyonel bir şekilde değerlendirip değerlendirmediği ise sorgulanması gereken bir husustur.

Jeopolitik konumu nedeniyle iç ve dış tehlikelere açık olan ülkemizin en önemli sorunu giderek artan terör ve bölücülük. Bunda sözde müttefiklerimizin payının büyüklüğünü tartışmaya bile gerek yok. Öyle ki bizim müttefiklerimiz gibi sözde dostlara sahip olanın düşmana ihtiyacı  yok. Yine temelde dış kaynaklı köktendinci akımların da bu sözde müttefiklerce  desteklendiği açıkça ortada.

Toplumun belli bir kesiminin çağın gereklerine uygun bir şekilde eğitilmiş olması sistemin sigortası ise de bu sigortanın dayanıklılığı da bugün sorgulanabilir hale gelmiş durumda. İnsanlarımızın giderek oportünist bir yaşam biçimine doğru  itildikleri ve bunda da Batı ve Arap Kültür Emperyalizmi gibi yabancı etkenlerin varlığı biliniyor. Tüketim ekonomisinin gerekleri ülkemizde hızla, hem de bireysel ekonomik gücümüzün çok ötesinde uygulamaya konulmuş durumda. Bunun sakıncaları ise son Amerikan mali krizinde ortaya çıkmış iken bizde de yapay değerlenmiş YTL ile son yıllarda ithalatın yerli üretim aleyhine tetiklenmesi sonucunda geniş halk kitlelerinin aşırı borçlanması ve benzeri bir mali krize sürüklenme olasılığı giderek artıyor. Çıkacak mali krizin yalnız yüksek borçlanma nedeniyle değil küresel mali krizin Türkiye’deki izdüşümleri nedeniyle da patlak vermesi bekleniyor. Olası bir krizde ise kaçınılmaz olarak üretimin düşmesi,, iş yerlerinin kapanması ve işsizliğin katlanarak büyümesi söz konusu.

Komşu ülkelerle potansiyel  sorunlarının yanı sıra ekonomik, siyasi sorunlar ve terör  gibi çok boyutlu bir çok sorunu olan ülkemizin gelecekteki en önemli bir başka gücü ise Rusya Federasyonu’nun dış politikasıyla ilgili çizgini giderek değiştirecek olmasından dolayı önemi Soğuk Savaş dönemindeki  gibi çok artacak Silahlı Kuvvetleri olacak.

Avrupa’nın birinci, dünyanın sekizinci büyük ordusu olan Silahlı Kuvvetlerimizin deneyim, motivasyon ve eğitimiyle dünyanın en güçlü birkaç ordusundan biri olması şüphesiz en büyük sigortamız. Değişen dünya dengelerinde ordumuzun öneminin daha da artacağı ve özellikle  AB’nin ikiyüzlü politikalarının gereği gelecekte Türkiye’ye olası bir Rus tehdidine karşı yanaşacağı hatta muhtaç olması kuvvetli bir ihtimal. Türkiye’nin Silahlı Kuvvetler faktörünü dış politikasının her cephesinde dikkatlice ve etkin bir şekilde kullanmasının gereği ise ulusal çıkarlarımız açısından kaçınılmaz.

OLASI EĞİLİMLER

Hem  küreselleşmenin sonucu olarak hem de küresel ekonomik güçlerin giderek artan baskıları nedeniyle etnik, dini ve  mezhepsel açılardan oldukça çatallı yapılara sahip olan Türkiye’ye komşu ülkelerin yakın bir gelecekte –Irak gibi- parçalanma korkusu içine düşecekleri, hatta bir çoğunun çoktan bu paranoyaya kapıldığı gözlerden kaçmıyor. Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve hatta Orta Asya  Türk Cumhuriyetleri bu çerçevede ele alınırsa bunların süreç içinde, ulus-devlet bilinciyle gün geçtikçe daha derin bir şekilde egemenliklerini koruma kaygısına girmeleri beklenebilir. Bu husus söz konusu ülkeleri yeni birliklere ve ittifaklara zorlayacaktır. Türkiye’nin uluslararası örgütler bağlamındaki deneyimleri, kültürel ve dini açıdan çevre ülkelere olan yakınlığı ülkemize bu ülkeleri yönlendirme ve toparlama konusunda bir avantaj sağlayacaktır. Zira Türkiye’nin de artık bir “ilahi komedi” haline gelen AB üyeliği konusunu daha gerçekçi açıdan ele alıp başka istikametlere ve özellikle Avrasya coğrafyasına yönelmemizin zamanı çoktan gelmiştir.

Türkiye, önümüzdeki 10 yılda dünya ekonomisi ve siyasetinde gerçekleşecek değişimleri, dönüşümleri, hesaba katıp buna göre geleceğini konjonktüre  bırakmadan, kendi elleri ile hazırlamalıdır. Bu bağlamda Türkiye, dış politikasını, Çin ekonomisinin ABD’yi yakalayıp geçeceği, Brezilya-Rusya-Hindistan-Çin ve Güney Kore’nin 2020 yılında dünya GSMH’sının  yüzde 30’una sahip olacağı gerçeklerini göz önünde bulundurarak şekillendirmelidir. Tüm bunların yanı sıra bu ülkelerin hepsinin nükleer teknoloji alanında ileri bir noktaya erişmiş olmaları, bizim dış politika ve ulusal çıkarlarımız açısından gereken bir husustur. Hatta bu noktada Türkiye sadece ders çıkarmakla yetinmemeli ve dış güçlerin müdahalesine rağmen nükleer teknolojiye sahip olarak ileri ülkeler düzeyine erişmeyi hedefleri arasına sokmalıdır.
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Türkiye'nin baş kenti hangi şehirdir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com