AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI
Ana Sayfa > TUTUNACAK BİR DALIM OLSUN...
TUTUNACAK BİR DALIM OLSUN...

Atilla GÜLSAR

Bursa İl Milli Eğitim Müdürü

Sıcak bir yaz akşamıydı. Telefondaki tanıdık bir sesti. Bana “hocam okul müdürlüğü sınavını kazandınız mı?, diye sordu. Ben de “evet” dedim. Eğer yöneticilik düşünüyorsanız ve şartlarınız da tutuyorsa başvuru yapabilirsiniz diyordu o tanıdık ses.

Düşündüm, taşındım ve yöneticilik yapabileceğime karar verdim. Bu kararı vermemde katıldığım hizmet içi eğitim seminerlerinin büyük payı oldu. Çünkü o seminerlerde liderde bulunması gereken vasıflar hakkında yeterince bilgi sahibi olmuştum. Yalnızca tecrübe eksikliğim olduğunu, bunun da zamanla kazanılabileceğini düşünüyordum. Sonra uzun uzun “İyi bir yönetici/ lider nasıl olmalı?” sorusuna cevap aradım.

Lider her şeyden önce güvenilir olmalıydı, kendisine ve çevresine güven telkin etmeliydi.

Okulda yapılan her türlü çalışmada, alınan kararlarda çalışanlarının da katkısı olmalıydı; bilgisiyle personelin problemlerini çözme konusunda pratik çözümler üretebilmeliydi.

Sürekli kendisini yenileyebilen, çağın gerektirdiği teknolojik donanıma sahip, çağdaş düşünceyi yaşatma konusunda azami gayret sarf eden olmalıydı.

Demokratik olmalı, hak ve hukuka riayet ederek doğruluğun timsali olmalıydı. Alçak gönüllü bir yaşam sürmeli, tevazu konusunda daima önden gitmeliydi.

Tutarlılığı ve dürüstlüğü şiar edinmiş olmalıydı, söyledikleri ile davranışları arasında tezat bulunmamalıydı.

İşler istediği gibi gitmediğinde saman alevi gibi parlamamalı, beklenmedik çıkışlar yapmamalıydı.

İnsanlara güven duymalı, onların sözlerinde ve davranışlarında art niyet aramamalıydı.

Duygularını ve davranışlarını denetlemeli, kontrollü olmalı; başarma ve kazanma tutkusunun esiri olmamalıydı.

Konumunun ayrıcalıklarıyla başı dönmemeli, kendini tanımalı, güçlü ve zayıf yanlarının bilincinde olmalıydı. Kısa vadeli kararlarla günü geçiştirmemeli, kararları bir bütünlük ve devamlılık arz etmeliydi.

İnsanlar arasında ayrım gözetmeyen, farklılıkları kabullenebilen, gerektiğinde aykırı düşünceleri bile bir katkı olarak değerlendiren, insanlara karşı saygılı ve hakkaniyetli bir tavır sergileyen olmalıydı.

İş arkadaşlarını harekete geçirmek için onları önemsemeli, takdir ve motive etmeli, sürprizler yaparak onların enerjilerini artırmalıydı.

Her şeyi kendi yapmaya kalkmamalı, sorumluluklarını ekibiyle paylaşmayı bilmeliydi.

Ayrıntılar üzerinde fazla durmamalı, bütün çalışanları etkileyen konularda derinlemesine fikir             

jimnastiği yapmalıydı.

Vizyon sahibi olmalı, zihninde geleceğe ait bir resim çizmeli, ancak bu resim heves veya ütopik bir hayalden farklı, sağlam ve özgün bir dünya görüşüne dayanmalıydı.

Zaman zaman kişisel problemler yaşasa dahi kendisiyle yüzleşerek problemini çözmeye çalışmalı, ekip arkadaşlarına bunu yansıtmamalıydı.

Hatalarından ders çıkarabilmeli, herkesin hata yapabileceğini, bunlar üzerinde fazla durmamak gerektiğini bilmeli, geçmişe takılıp kalmak yerine sürekli “İleri” demeliydi.

Davranış ve çalışmalarıyla takım arkadaşları arasında daima sinerji yaratabilmeli, zamanı etkin bir şekilde kullanabilmeliydi.

Yönetici/lider bu ve benzeri birçok vasıfla donanmış olmalıydı. Fakat özellikle “ben” değil “biz” fikrine daha çok vurgu yaparak okul çalışanlarının bir ekip olduğunu bilmeliydi. Birlikte, bir takım ruhuyla başarıya ulaşmanın daha kolay olabileceği düşüncesine inanmalı ve bunu hayata geçirebilmeliydi.

İşte bu duygu ve düşüncelerle görev yerim olan mahalledeki ilköğretim okuluna  daha doğrusu, okuluma vardım. Hiç vakit kaybetmeden iişe koyulduk.

Hemen fiziki ihtiyaçların tespitini yaparak çevredeki tecrübeli idarecilerin de yardımıyla kısa sürede okulumuza sıra, masa, yazı tahtası temin edip elektrik-su aboneliği ve çevre düzenlemesini tamamladık. Okulu eğitim-öğretime hazır hale getirdik. Nihayet Eylül ayı geldi çattı ve en değerli varlığımız olan öğrencilerimizin kayıtlarına başladık. Takımın esas oyuncuları artık sahaya inmişlerdi.

Okullarımızdan birini yaptıran hayırsever bir beyefendiyi ziyarete gittiğimde bana uzun süre aklımdan çıkmayan şu sözleri söylemişti. “Hocam, hayatta her şeye sahip olduğumu söyleyebilirim. Allah bana her şeyi nasıp etti, fakat en büyük idealim bir okul yaptırmaktı. Çünkü kendim maalesef okuyamadım ve yaşım gereği ölüm aklıma geldiğinde kabirde tutunacak bir dalım olsun istiyorum. Eğer bir okulum olursa ve orada hayırlı insanlar yetişirse, benim kabrim de o kadar aydınlık olur diye düşünüyorum.”

Karşımdaki harika insanın, okul ve eğitim ile ilgili çok samimi olan bu duyguları, beni gerçekten çok etkilemişti. Biz de üzerimize düşeni yapmalı ve bu değerli insanın umutlarını boşa çıkarmamalıydık. O günden sonra daha bir gayretle koyulduk çalışmalarımıza. Konuşulanları sohbet ortamlarında arkadaşlarımla paylaştım ve onlardan okulda biraz daha kalmalarını rica ettim.

Bu kalmalar önceleri gönülsüz oldu. Israrla üzerinde durunca Salı ve Perşembe günleri, ders bitiminden sonra yapılacakları bir çay içimi de olsa

paylaşıp o hafta içinde neleri yapıp yapmadığımızı konuştuk. Böylece samimi bir sohbet havasında geçen bu zaman diliminde ekip ruhunu, “ben” değil “biz” duygusunu oluşturmaya başladık. Arkadaşlar, Toplam Kalite Yönetimi ve Okul Gelişim Yönetim Ekibi kavramlarının bu birlikteliklerle ne kadar faydalı olduğunu görmüşlerdi.

Çay sohbetlerinin bu kadar çabuk sonuç vereceğine başlangıçta inanmamışlardı. Bir süre sonra 10-15 dakikaya çıkan çay sohbetlerimiz haftanın iki günü bir ders saati kadar olmuştu. Dersimizin adı da “takım çalışması” idi

Gün içerisindeki yoğunluktan dolayı zaman zaman yaşanan alınma ve kırılmalar da bu sohbetlerin sıcaklığı ile kaybolup unutuluveriyordu.

Katıldığım bir seminerde, Prof,Dr.Servet ÖZDEMİR hocamız: “Okul, çevresinde bir eğitim ve kültür merkezi olmalı.” demişti. Bunun için biz de çevremizdeki insanların bilinçlenmesine katkıda bulunmalı ve takım oyuncularının ayaklarını okula mutlaka alıştırmalıydık. Çevremizdeki insanların çoğu ilkokul mezunu bile değildi. Akademik bilgi onlar için pek bir anlam ifade etmeyebilirdi. Aramızdaki ilişkileri daha sıcak tutmak için bir Pazar sabahı salonumuzun aldığı kadar velimizle bir kahvaltı yaptık. Aile sıcaklığı havasında geçen kahvaltıda, bizim orada var olma sebebimizin öğrenci ve velilerimiz olduğunu ifade ettik. Burada bulunduğumuz süre içinde onların hizmetinde olduğumuz düşüncesine daha çok vurgu yaparak iyi bir ekip olabilmemiz için veli desteğini de almanın huzuru içinde evlerimizin yolunu tuttuk.

Bunları yaparken ekip ruhu oluşturmanın ve takım oyununun en önemli ayaklarından biri olan öğretmenlerimizin özel günlerini de unutmadık tabii ki.

Doğum günlerinde onlara küçük sürprizler yaparak eğitimle ilgili mesleki kitaplar hediye ettik.  Bu anlar hepimiz için çok özel ve duygusaldı. Çünkü önceki okullarında böyle şeyler hiç yaşamadıklarını, “değer verme” ve “değerli hissettirme”nin ne kadar önemli olduğunu buğulu gözlerle ifade ediyorlardı. Fırsat buldukça birçok etkinlik tertip ederek bu birlikteliği güçlendirdik.

Eğitim, öğretim ve okulla ilgili her kararı istisnasız birlikte aldık. Düşüncelerimiz ve bilgilerimizle sinerji yaratarak kendimizi daha güçlü hissettik.

Yeni bir okul olmamıza rağmen çok kısa bir süre içerisinde sınıflarımızı konfor ve donanım bakımından ilin en iyi okulları arasına dahil ettik. Bu konuda velilerimizin o kadar çok katkısı oluyordu ki bazen biz bile şaşırıyorduk. Birinci yılın sonunda tüm sınıflarımızı klima, televizyon ve DVD gibi teknolojik araçlarla donatmıştık bile. Öğrencilerimiz kışın  sıcacık bir ortamda üşümeden, yazın da gayet serin bir ortamda terlemeden ders yapmaya başlamışlardı. Takımın esas oyuncularının rahatlığı bizim için çok önemliydi çünkü.

Kendimizi değişen ve gelişen şartlara adapte etmeliydik. Bu nedenle ilimizdeki üniversitenin çok değerli öğretim görevlilerinin büyük desteğini gördük. Çok sayıda eğitim gönüllüsü, iki yıl içinde taptaze bilgilerle bizi geçmişe takılıp kalmaktan kurtarıp ileriye bakmamıza yardımcı oldular.

Velilerimiz bizim için büyük bir potansiyeldi, onların okuma konusunda isteklerini görünce hemen kurslar açarak kısa zamanda çok sayıda yetişkinimize okuma-yazma öğretmenin heyecanını birlikte yaşadık. Artık takımımızın önemli bir elemanı olan annelerimiz de çocuklarıyla beraber okula gelip gitmeye ve ders çalışmaya başladılar.

Okul çevresinde genç kızlarımız evde oturmaktan sıkıldıklarını ve bir şeyler öğrenmek istediklerini söyleyince Halk Eğitim Merkezinin katkılarıyla onları da bu oyuna dahil ettik ve çok kısa zamanda okuldaki her türlü biçki diiş işlerinde birçok elemanımız olmuştu. Özellikle sene sonunda açılan sergimiz el emeği ve göz nuru harika eserlerle  görülmeye değerdi. Gerçekten takım oyunumuz meyvelerini vermeye başlamıştı.

Yaptığımız çalışmaların karşılığını almaya devam ediyorduk ve takımın esas oyuncuları da kendilerini göstermeye başlamışlardı. “Bu benim eserim” Matematik ve Fen Bilimleri proje yarışmasında ilimizdeki çok sayıda okul arasından sıyrılıp ilk sıralarda yer almıştık ve göğsümüz kabarmıştı. Aynı zamanda çevre okullardaki tüm arkadaşlara örnek olup projelere ev sahipliği yapmayı da ihmal etmemiştik.

Takım oyununda tabii ki moral ve motivasyon artırıcı eğlence ve yarışmalar da yapılmalı ve tatlı bir rekabet olmalıydı. Yıl içerisinde yapılan çok sayıda tiyatro, orta oyunu, spor karşılaşmaları ve farklı etkinliklerle kendilerini fiziksel ve ruhsal yönden geliştirme ve ifade etme imkanı bulmuşlardı. Gelecekte aramızdan usta sanatçı ve sporcular çıkmalıydı elbette.

Milli ve dini bayramlarda ayrı bir coşku ve heyecan yaşıyorduk. Özellikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tam bir şenlik havası içinde geçiyor, büyük, küçük hep beraber iyi bir ekip olduğumuzu gür bir seda ile ilan ediyorduk.

Sene sonlarındaki yayınladığımız “Güneyin Yıldızı” dergisiyle kendimizi ifade etmenin  farklı bir yolunu bulmuş ve Güneydeki Yıldızların da artık hep parlayacağını anlamıştık.

Biz ekip olarak çevremizde feda edilecek bir tek ferdimizin bile olmaması gerektiğini söylüyorduk. Okul çevresindeki mahalleli tarafından dışlanmış çok farklı sorunlarla mücadele eden bir grup genci okula davet edip birlikte kahvaltı yaparak sohbet ettik. Sohbetimizde, okuldan sadece öğrencilerin değil, tüm fertlerin faydalanabileceğini,

toplumun kalkınmasına önem veren bir eğitim merkezi olduğumuzu ifade ettik.

            Grubun sözcüsünün şu duyguları çok anlamlıydı. “Hocam hepimiz değişik nedenlerden dolayı okuyamadık ama bu okul bizim okulumuz, eğer bu okula biri zarar verirse karşısında bizi bulur.” dediler.

            Biz aslında çok şey yapmadık sadece onlara şu mesajı vermek istedik; “Bu oyunda size de ye var, sizi de aramızda görmek istiyoruz.” İnanıyorum ki şimdiden onları da kazandık.

            Takım oyuncuları iyi günde olduğu gibi kötü günlerde de birbirlerine destek vermeliydi. Hastalıklarda, cenazelerde, acılarımızı paylaşıp birbirimize daha sıkı sarılmamız gerektiğini anladık. Ekonomik açıdan ihtiyacı olanlarımıza elimizi uzattık. Çünkü biz bir ekip olmanın önemini kavramıştık artık.

            Tüm bunları yaparken sorumlulukları paylaşmayı bildik, kararları birlikte aldık, birbirimize güvendik. Zaman zaman problemlerimiz oldu; ama bunlarla yüzleşmeyi bir erdem kabul ettik.

            Ayrıntılara fazla takılmadık, kendimizi tekrar etmekten kaçınıp yeniledik ve hatalarımızdan ders çıkarmayı bildik.

            Farklılıklarımızı zenginlik olarak gördük, doğruluktan hiçbir zaman ödün vermedik. Öyle de olmalıydı, bize büyük umutlar bağlayanları hiçbir zaman unutmadık.

            Çünkü bu oyunda rolümüz gereği aldığımız mesuliyetin vebali çok büyüktü ve bunu asla unutmamalıydık. Öyle ya bizim de tutunacak bir dalımız olmalıydı!..
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
Alfabenin ilk harfi nedir? 

Ara
DURUM Temmuz 2010
Bitlis'te bulunduğunuz ilçede belediye hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Ehh işte
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı - AHLAT GAZETESI
®© 1993-2008 Ahlat Gazetesi Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Yayın Organıdır.
AHLAT GAZETESİ’nde yayımlanan yazılardan imza sahipleri sorumludur. Her türlü yazı ve makalelerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kısmen veya tümüyle yayınlanamaz. AHLAT GAZETESİ’nin Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı dışında hiçbir kuruluşla doğrudan veya dolaylı herhangi bir bağlantısı yoktur.

iletişim : i_nalbantoglu@yahoo.com