|
Melek Dosay GÖKDOĞAN
Tarih çalışmaları, toplumlar veya uygarlıklar gibi belli birimler üzerinde durmak zorundadır. Zaman ve mekan bakımından farklı toplumlarla ilgili özel çalışmaların bir bütün içerisinde birleştirilmesi, bunların ortam bazı etkenlere bağlanması ve böylelikle insanlığın günümüze kadar gelen tarihinin ana niteliği ve karakteristiğinin belirlenmesi de gereklidir.
Bu anlayış çerçevesinde tarihe bir birlik içinde bakıldığında, toplumlar ve uygarlıklarla ilgili araştırmalara dayanan bu tarihin, ancak yazılı belgeleri bulunan beş bin yıllık bir maziye sahip olduğunu görmekteyiz. Bu anlamda tarih yakın doğuda başlar ve beş bin yıllık sürecin hiç değilse ilk yarısında Yakın Doğu ön planda bir yer işgal eder.
Eski Yakın Doğu tarihinde Mezopotamya ve Mezopotamya uygarlığında da Sümerliler ön plana gelmektedirler.
Sümerlilerin yazıyı icat etmeleri ve yazının komşu kavimler arasında hemen yayılmasıyla, toplumlar arasındaki etkileşim çok artmış ve evrensel olarak tarihin başlaması olanaklı bir duruma gelmiştir.
Sümerlilerin nüfusu Mezopotamya halkının küçük bir kısmını oluşturmasına rağmen tarih sürecinde Helenistik çağa kadar doğrudan ve ondan sonra da dolaylı olarak etkileri olmuştur.
Bu kadar uzun süreli etkilerinin olmasını neye borçluydular dersiniz? Bunun din, dil ya da etnik özellikler olmadığını açıkça söylemek mümkündür. Bu uzun erişimli etkinin, Sümerlilerin insan, toplum ve evren görüşleriyle açıklanabileceği belirtilmektedir.
Sümerlilerde insan, toplum ve evren kavramları birleştirilmişti. Bundan dolayı, hükümdar dahil bütün insanlar doğa karşısında eşit olarak değerlendirilmekte idi. Herkes aynı akibeti ve ümitleri paylaşmaktaydı. Geleceği ancak doğru davranış ve adalet etkileyebilirdi. Doğru davranış ise tanrısal kurallara uymak anlamına geliyordu. Bu kurallar ise kanunlarla belirlenmişti. Kanunlar, hükümdarlara yol göstermekte, bireyleri ise tek tek korumaktaydı. Bu durumda onların dünyasında evreni ve toplumu bir arada tutan şeyin kanunun ve nizamın olduğu belirtilmektedir. Bu hukuk anlayışının temelinde bir toplum düzeni anlayışı, bir yaşam felsefesi, bir dünya görüşü ve buna dayalı olarak bir demokrasi anlayışı yer almaktaydı.
Bu hukuk anlayışının, etnik ve siyasi sınırları aştığı ve Asurlular, Elamlılar, Huriler ve Hititliler gibi kavimler tarafından da benimsenmiş olduğu belirtilmektedir. Sümerlilerin Milat’tan önce üç bin yıllarında başlayan uygarlığa olağanüstü ve uzun erişimli katkılarının temelinde bilimin çok önemli bir yerinin olduğu bilinmektedir.
Dinamikliği, katalizöre benzeyen, etkisi, dil, din ve ırk sınırlarını aşmaya elverişliliğiyle, bilimin uzun süreli uygarlık faktörü olma yeteneğine sahip olduğundan kuşku duyulmamaktadır.
Sümerliler, insanın uygarlık kurma etkinliklerini bilgiyle, bilimle temellendirme gereğini hissetmişlerdir. Bu maksatla matematiğin cebir, geometri gibi başlıca dallarını kurmuşlar, çeşitli konularda listeler ve cetveller hazırlayarak problemlerini çözmeye çalışmışlardır.
Bilim tarihi araştırmaları, onların matematik, astronomi ve tıp alanlarındaki başarılarını sergilemektedir. Bilim görüşlerinin, belki de hukuk görüşlerinden de daha kozmopolit olduğu ve gelişerek zamanımıza kadar gelen uygarlık akımında çeşitli kavimler arasında daha devamlı, daha ortaklaşa ve daha yapıcı bir rol oynamış olduğunu söylemek mümkündür..