|
Av.Nevzat ERDEMİR-İzmir Baro Başkanı
İtalya’nın faşist diktatörü Mussolini, bir konuşmasında kimi ülkeleri tehdit eder. Tehdit edilen ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğu yorumu yapılır.
Atatürk döneminde buna en anlamlı yanıt verilir. Aldığı sert yanıt karşısında faşist diktatör Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisine özür dilercesine özekle şöyle der: “Benim konuşmamda sözünü ettiğim ülkeler arasında Türkiye yoktu ve olamazdı. Çünkü ben Avrupalı olmayan kimi ülkelerden söz ettim. Oysa Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Ben nasıl Türkiye’yi kastetmiş olabilirim ki!..”
Atatürk’ün yoksul ama onurlu Türkiye’sine Batılı devlet adamları hayranlık duymaktadır. Mussolini bile o zamanın Türkiye’sini “Avrupalı” saymaktadır.
“Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk denir.” diyen, tüm yurttaşları ayrım gözetmeksizin kucaklayan Atatürk Türkiye’si ile Avrupa ülkelerini demokrasi açısından karşılaştıran Prof. Dr. Sina Akşit; o dönemin Türkiye’sinde demokrasinin hiçbir ön koşulu bulunmadığını, dönemin Avrupa’sında ise o tüm önkoşulların bulunduğunu, Atatürk dönemi Türkiye’sinin demokratlık düzeyinin, aynı dönemin Avrupa ortalamasının üzerinde olduğunu, o dönemde Avrupa’da ve tüm dünyada demokrasilerin gerilediğini, baskı rejimlerinin ise yükselişe geçtiğini vurguluyor.
Kemalist devrimin devletin temeline yerleştirdiği bağımsızlık harcı ve bilinci sayesinde, pek çok demokratik kurum ve kurala o dönemde sahip olan Türkiye’nin günümüzde ise demokratlık düzeyi Avrupa ortalamasının altında bulunuyor.
Nazi yönetiminin baskı ve zulmünden kaçan bilim adamlarının bir kısmı, o dönemin en demokrat ve varsıl ülkesi ABD’ye sığınmıştı. Bu bilim adamlarının önemli bir bölümüne (142 tanesi), Atatürk Türkiye’si kol ve kanat gerdi. Onlara Türk üniversitelerinde görev verdi. Dünya çapında çok ünlü olanlar da dahil.
Gelinen aşamada:
Geçmişte Mussolini’nin bile “Avrupalı” dediği, baskı rejimlerinden kaçanların sığındığı çok sayıda Alman bilim adamına ve sanatçıya kucak açan,
Atatürk hiç ziyaret etmediği halde; Batılı hanedanların, devlet ve hükümet başkanlarının ziyaret etme yarışına girdiği, saygı duyulan bir Türkiye’den…
ABD ve AB kapılarında itilip kakılan, yalvar yakar hale gelen…
Borç batağı içinde yüzen… Yeni Sevr koşulları dayatılan…
Demokratik, laik, sosyal hukuk düzeninden…
Teokratik ve totaliter bir düzene hızla itilen Türkiye’ye gelindi.
Sorumluları belli:
Ekonomik ve ulusal bağımsızlığın canına okuyanlar…
Atatürk’e, onun devrim ve ilkelerine karşı çıkanlar…
Eğitim ve öğrenim birliği yasasını kevgire çevirenler…
Atatürk’ün laiklik, demokrasi, “ulus” ve ulusçuluk, halkçılık, devrimcilik ve devletçilik anlayışını da terk edenler! Yerine ümmetçilik anlayışını ikame edenler…
Ne mutlu Türküm demeyi ilkellik sayan, Kemalizmin sonu geldi, laikliğin sonu geldi diyenleri baş tacı edenler…
ABD’nin yönlendirdiği “Ilımlı İslam Cumhuriyet”i kurup, Kemalist Cumhuriyeti yıkmaya çalışanları Çankaya’ya çıkaranlar…
Atatürk’ün iç ve dış politikasını ve özellikle bağımsız ekonomi politikasını terk edenler…
Devletin kuruluş felsefesini tehdit kapsamına alanlar…
Kemalist Cumhuriyeti savunanları, sürek avı yapar gibi avlayanlar, onlara iftira atanlar…
İç ve dış şer odak ve ittifakları…
Atatürk Cumhuriyeti’ne ihanet edenler…
Türk düşmanları…
O kadar çok ki…